2011’den bu yana on yıldır çatışmaların ve dış müdahalelerin hiç dinmediği Libya’da yeni bir aşamaya girildi. Birleşmiş Milletler gözetiminde başlayan Libya Siyasi Diyalog Forumu, yeni birlik hükümetini kuracak olan yürütme otoritesini seçti. Libya’daki bu yeni evreyi, tabiri caizse herkes konuşuyor, Libyalılar hariç!... Oysa ki içeride Forum üyelerinin seçilme kriterleriyle ilgili başlayan meşruiyet tartışmaları, bu üyelerin yeni yürütmeyi seçmeleriyle birlikte artarak devam etti. O yüzden bu aşamada önemli olan şey; Libyalıların bu süreci nasıl tartıştıklarının bilinmesidir. Ama önce son sürece dair bir özet yapmak gerekirse, Birleşmiş Milletler (BM) Libya Destek Misyonu (UNSMIL) öncülüğünde İsviçre'de, 24 Aralık'ta yapılacak seçimlere kadar ülkeyi yönetecek geçici yürütme otoritesinin seçimleri yapıldı. Önce Başkanlık Konseyi için 24, Başbakanlık için de 21 olmak üzere toplam 45 aday yarıştı. Ancak hiçbir aday yeterli oyu (%70) alamadığı için liste usulüne geçildi ve geçtiğimiz Cuma günü yapılan son tur seçimlerinde önce dört liste yarıştı, yine hiçbiri yeterli oyu alamadığı için iki listeyle final yapıldı. Finalde Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin İçişleri Bakanı Fethi Başağa ile Tobruk’taki Temsilciler Meclisi Başkanı Akila Salih’in yer aldığı 3. Listenin kazanacağına kesin gözüyle bakılıyordu, çünkü bir önceki oylamada en fazla oyu (25) alan bu listeydi. Ancak sürpriz bir sonuçla 4. Liste kazandı. Forum'un 74 üyesinden 39’unun oyunu alarak kazanan listeye göre, Libyalı milyarder işadamı Abdülhamit Dubeybe Başbakan oldu. Başkanlık Konseyi Başkanlığına Bingazi’den aday olan Muhammed Yunus El-Menfi, Konsey üyeliğine de Abdullah el-Lafi ve Musa el-Koni seçildiler. Bu şekilde geçici yürütmenin oluşmasının ardından dünyadan tebrik ve memnuniyet mesajları yağmaya başladı. Libya’da çıkarları çatışan bütün tarafların bu süreçte ortaklaştıkları tek şey, bu yeni birlik hükümetine sunulan destektir.

Geçici yürütme otoritesinin seçilmiş olması, 10 yıldır devam eden iç kaosu ve 6 yıllık fiili bölünmüşlüğü sonlandırabilecek mi? Her şeyden önce bütün taraflar, bu yürütmenin elinde sihirli bir değnek olmadığını biliyor, bu yüzden tebrik mesajlarında temennilerini dile getiriyorlar. Zira yeni yürütmenin yükümlülükleri çok fazla ve sadece 24 Aralık’a kadar zamanı var. Ondan önce hükümeti oluşturup güvenoyu alması için ise sadece 21 günlük süresi var ve Cuma gününden beri bu süre işliyor. Şimdiden güvenoyu oylamasının Libya’nın hangi bölgesinde yapılması gerektiği üzerinde tartışmalar var. Sonrasında ülkeyi seçime götürecek olan anayasanın hazırlanması ve referanduma sunulması gerek. Şu ana kadar süreç, Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) tarafından yönetildi. Libya seçimlerine kadar bir anayasa taslağının hazırlanması için oluşturulan komite de yine BM gözetiminde Mısır’da toplanıyor. Mısır yönetiminin ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıya doğu ve batıyı temsilen katılan 10'ar kişilik iki heyetin hazırlayacakları taslak referanduma sunulacak. Öncelikle bu iki tarafın taslak üzerinde uzlaşmaları önemli, ama tek başına yeterli değil. Zira Libyalılar o kadar iyimser şeyler söyleyemiyorlar, çünkü bölünme çok fazla…

Bu yeni hükümet Libya devletinin hükümeti değil!

Siyasi Diyalog Forumu'nun ilk oluşumundan bu yana BM temsilcisi Stephanie Williams'ın süreci kendi istediği gibi yönettiğini, forum üyelerini de kendisinin belirlediğini söyleyenler, dolayısıyla buna itirazlarını yükseltenler vardı. Libya Devlet Yüksek Konseyi üyesi Abdurrahman el Şater de itiraz edenler arasındaydı. Forum üyelerinin yeni yürütmeyi seçmesinin ardından eleştirilerini şöyle yineledi:[1] “Bu olanlar BM destekli bir dolandırıcılıktır. Birleşmiş Milletler Misyonu, Libyalıların iradesi olmadan bizi kötüler ve en kötüler arasında seçim yapma aşamasına getirdi. Diyalog başlamadan önce kaçınılmaz olarak ortaya patlayacak bir bomba çıkacağını söyledik ve beklediğimiz gibi bir sonuç çıktı. Stephanie'nin bir fikri var ama sokağın fikri başka… Dolayısıyla herkes seçilen bu 75 kişinin halkın iradesini temsil etmediğini öğrenecek.”

Gazeteci Moteg Saleh’e göre ise; “Cenevre’de seçilen bu yeni yürütme Libya devletinin hükümeti değil, Stephanie Williams'ın hükümetidir. 75 kişilik komiteyi seçen oydu. Komitenin oy kullanması da kimseyi aldatmasın. Bir demokrasi münazarası sergileniyor. Bu komite kimdir ve Libyalıları temsil edeceğine kim karar verdi, üyelerini kim seçti? Onları suçlayabiliriz, ancak en büyük suç işbirlikçi Libyalılarda ve onların zayıf fikirlerindedir..”

“Hapiste olması gereken kişiler kurtarıcı olarak vitrinlere taşındılar”

Libya Ulusal Mücadele Cephesi siyasi yetkilisi Ahmet Kaddaf el-Dam, süreci “siyasi bir çözüm değil, tam bir kaos yönetimi” olarak tanımlıyor ve şöyle değerlendiriyor: “Sorun Libyalılar arasında değil, Libya'yı başarısız bir devlete dönüştürmeye çalışan ve üzerine vesayet koyan Batı'nın hırsları ile Libya arasındaki ile boğuşmadan kaynaklanıyor. BM misyonu, raporlara göre hapishanelerde olması gereken kişileri kendi elleriyle makyajlayıp dev ekranlarda pazarlıyor... Bu yıkımı kabul etmiyoruz. Bu bizim ülkemiz ve böyle devam ederse ülkemizi geri almak için yeni bir direnişe öncülük etmek zorunda kalabiliriz. Çünkü Libyalılar bu durumu kabul etmeyecekler…”[2]

Beş yıldır Serraj hükümetinin peşini bırakmayan güvenoyu krizi bu kez aşılabilecek mi?

Öncelikle BM gözetiminde imzalanan Suheyrat anlaşmasının ürünü olan Ulusal Mutabakat Hükümeti-UMH’nin güven oyu krizini aşamadığını belirtelim. Bir türlü güvenoyu alamayan UMH’nin akıbetine bu yeni geçici hükümetin uğrama ihtimali var mıdır? Görünüşe göre bu ihtimal var. Çünkü güven oylaması için Meclis'in hangi bölgede toplanacağı üzerinde bile bir uzlaşma yok henüz. UMH üyelerinden bazıları Temsilciler Meclisi'nin Trablus’ta toplanmasını isterken, Tobruk Meclisi'nden kimileri doğu Libya’da oylamanın yapılmasını istiyor. Ayrıca Temsilciler Meclisi'nde de bu süreçte keskin ayrılıklar oluşmaya başladı. Parlamento üyesi Jaballah el-Şeybani’ye göre;[3] Temsilciler Meclisi'ndeki bu keskin ayrılığın tam olarak giderilmesi çok zor görünüyor. Bölünme bu dönemde daha da derinleştiği için, üçüncü bir grup çıktı. Bu grup, parçalanmayı aşmak amacıyla toplantının Trablus ve Tobruk kentleri dışında yapılmasını öneriyor. Güven oylamasının Sabratha kentinde yapılması için de imza topluyorlar. Bu gruba göre eğer meclis Sabratha’da toplanmazsa yeni geçici hükümet güvenoyu alamaz. Parlamento üyesi Saleh Afhaima bu konuda şunları söyledi: “Temsilciler Meclisi Sabratha oturumunu gerçekleştiremezse, yeri nerede olursa olsun başka hiçbir oturumun başarılı olma şansı yoktur. Bu durumda güvenoyu işi Forum delegelerine kalacaktır… Ve 5 yıldır Serraj hükümetinin peşini bırakmayan güvenoyu krizi, bu yeni yürütmenin de yakasına yapışacaktır.”[4]

Görüldüğü gibi daha nerde toplanılacağı konusunda bile bir uzlaşı sağlanmamışken, ister Trablus’ta, İster Tobruk’ta ya da Sirte’de veya başka bir kentte toplansın, bu Meclis'ten BM’nin bu yeni hükümetine güvenoyu çıkar mı? Şimdiden çok fazla kriz birikti…

Yabancı Paralı askerler ve milis krizi nasıl çözülecek?

Geçici otoritenin kriz basamakları duruyor. Yeni birlik hükümeti kurulabilecek mi, bu hükümet güvenoyu alabilecek mi? Aldı diyelim, seçimlerin yapılması gereken 24 Aralık’a kadar anayasa hazır olacak mı? Mısır’da çalışmalarını tamamlayan Anayasa hazırlık komitesinin açıkladığına göre, seçmem kartlarının hazırlanması için 3 ay, referandum için 4 aylık zaman gerekecek. Bu süre içerisinde teknik işler çözülebilir belki, ama asıl aşılması gereken iki önemli husus var. Birincisi Milisler ve yabancı paralı askerler sorunu, ikincisi ise en büyük çatışma sebebi olan “dış anlaşmalar” meselesidir. Yani dış müdahalelere yol veren geçmiş anlaşmalarla ilgili ayrılıklar, yeni hükümetin masasında olacak. Özellikle yerellerde UMH’nin Türkiye ile yaptığı anlaşmaların daha fazla tartışıldığını söylemek gerek.

Her şeyden önce milis krizinin nasıl aşılacağı henüz bilinmiyor. Zira 2015’teki Suheyrat anlaşması gereğince de bu milis sorununun çözülmüş olması gerekiyordu. Çünkü UMH’nin taahhütlerinden biri, radikal İslamcı milislerin silahsızlandırılması ve milislerin bir bölümünün orduya entegre edilmesiydi. Ama UMH bunu yapmadı. Bu da Temsilciler Meclisi ile ayrılığını derinleştiren önemli konulardan biri olarak kaldı. Bunca zaman içinde milis sorununa bir de yabancı paralı askerler eklendi. Hafter güçlerini destekleyen Rus Wagner şirketine bağlı paralı askerlerin doğu Libya’daki varlığı, Türkiye’nin Suriye’den taşıdığı ve Katar’ın finanse ettiği batıdaki paralı asker yığınağı herkesin dilinde. Uluslararası toplum bu süre boyunca sadece eleştirmekle ve “uyarı” yapmakla yetindi, ama yığınak devam etti. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi adlı kuruluşa göre Türkiye’nin taşıdığı Suriyeli paralı asker sayısı 18 bini geçti.

Kasımda başlayan ateşkes sürecinde masaya ilk yatırılan dosyada bu yabancı paralı askerlerin ülke dışına çıkarılmaları konusu vardı. BM gözetiminde yürütülen 5+5 ortak askeri komisyonun yabancı paralı askerlerin geri çekilmesi için tanıdığı 90 günlük süre iki hafta önce doldu. Türkiye ve Katar haricindeki nerdeyse bütün taraflar, buna BM de dahil, yabancı paralı güçlerin geri çekilmesini sıklıkla dile getirdiler. En son Fransa ve ardından ABD de bu çağrıyı yapınca, Türkiye’nin tepkisi en fazla şu şekilde yumuşamış oldu: “Herkes paralı askerlerini çeksin, sonra biz çekeriz!”… Ancak son manevraya bakılırsa, Libya’da kalıcı olmanın formülü üzerinde “iyi” çalışıldığı görülür. Libya basının şu aralar üzerinde en fazla durduğu konu da budur. Türkiye’nin Libya’dan askeri güçlerini çekmek istemeyeceği konuşuluyor. Libyalı askeri strateji uzmanı Samir Faraj, Türkiye’nin Libya’dan çekilme niyetinde olmadığını düşünüyor. Türkiye Parlamentosu'nun geçen aralık ayında Libya tezkeresini 1,5 yıl uzatma kararı verdiğine dikkat çeken Faraj; “yeni bir başkanlık konseyi kurulmasına rağmen Erdoğan UMH’nin çağrısı üzerine Libya’ya geldiklerini savundu. Belli ki, yeni başkanlık konseyi Türkiye'den çekilmesini talep etse bile Türkiye çekilmeyecek!”[5] Ayrıca Faraj şu uyarıyı yapıyor: “Yeni Başkanlık Konseyi milisleri kovmayı başarırsa görevini tamamlamış olacaktır. Eğer başaramazsa her şey sıfır noktasına döner…”

“Libya seçiminin kazananı Türkiye ve Rusya!”

Her şeyden önce AKP’ye oldukça yakın bir isim olması nedeniyle Fethi Başağa’nın listesinin seçimi kaybetmesi, sanıldığı gibi Türkiye’nin Libya’daki desteğini kaybettiği anlamına gelmiyor. Aksine şu aralar yeni seçilen başbakanın Erdoğan’a ne kadar yakın olduğu konuşuluyor Libya’da… Final oylamaya kaldığında Dubeybe hakkında çıkan ilk tanıtım yazılarında Erdoğan’ın sonraki Başbakan olarak düşündüğü kişi olduğu yazıldı. Yerel kaynaklara göre “Libya'nın en büyük inşaat firmalarından biri sayılan Libya Yatırım ve Kalkınma Şirketi'ne (LIDCO) 2006'dan beri başkanlık eden Dibeybe, 19 milyar dolara varan Libya inşaat ihalelerinin kendi şirketine ve Türk şirketlere verilmesini sağlamıştır. Türkiye’deki rejime ve Müslüman Kardeşlere yakınlığıyla bilinen Dubeybe, Müslüman Kardeşlerle bağlantılı silahlı milisleri finanse ettiği düşünülerek, Haziran 2017'de Libya Temsilciler Meclisi tarafından terörle suçlananlar listesine dahil edilmiş.”[6] En çok da, Erdoğan’ın kendisini tebrik etmek için aramasının ardından Dubeybe’nin yaptığı; “Türkiye müttefik, dost ve kardeş ülkedir” açıklaması ve ardından taze başbakan olarak ilk demecini Anadolu Ajansı’na vermesi üzerinde duruluyor. Türkiye, UMH ile imzalanan anlaşmaların hiçbir şekilde etkilenmeyeceğinin garantisini duymak istiyor, yeni Başbakan da bir formülle bunun çözüleceği sinyalini verdiği söyleniyor. Keza yabancı paralı askerlerin geri çekilmesi konusuna yeni bir formül bulunamazsa da, Libya’daki Türk askeri varlığının bir “askeri eğitim amaçlı” olduğu vurgusuyla sürdürülebilme olanakları tartışılıyor. Yani esasında Türkiye’nin yeni Başkanlık Konseyi ile birlikte Libya’da kalıcı olmak için mümkün olan bütün seçeneklerini masaya yatıracağı tahmin ediliyor. Hatta kimileri, Türkiye’nin bu yeni hükümete fazlasıyla güvendiğini, bu yüzden Cenevre’de yapılan oylamada asıl kazananın Türkiye (ve Rusya) olduğunun söylediğini dile getiriyor. Anadolu Ajansı’nın Türkçe ve Arapça yayınlarında bu yönde bir algıyı sıklıkla işlemesi de buna delil olarak gösteriliyor. Gerçekte AA ve Katar medyasının bu algıyı işlediği doğrudur. Ancak buna rağmen kimi analistler, gerçekleri manipüle etme yönündeki bu çabanın hiçbir somut kazancı olamayacağını düşünüyor. Libyalı siyasi analist Hüseyin Miftah, Türkiye’nin “Libya’dan çekilme olmayacak” yönündeki açıklamalarını, “kavramları manipüle etme ve yalanlarla oynama” konusundaki Müslüman Kardeşler'in yaklaşımına benzeterek, “olacakların üstünü örtme çabası” olarak nitelendirdi. Miftah’a göre; “Yeni hükümetin görevi birliği sağlamaktır, bu da Libya’daki iki askeri teşkilatın birleşmesi demektir. İki ordu birleştiğinde yabancı güçlerin ülke dışına çıkışı kaçınılmazdır. Aksi takdirde askeri ve siyasi çözümde hiçbir başarı elde edilemez. O zaman uluslararası baskılar meyvelerini verecek ve Türk güçleri Libya’dan ayrılacaklar. Çünkü Batı’nın en büyük endişesi, buradaki militanların yasadışı yollarla Avrupa’ya göç etmeleridir.”[7]

Sonuç olarak deniliyor ki, Libya’da BM, yeni hükümetin kurulması sürecini baştan sona kadar yönetti ama eski İhvancıların alternatifi olarak yine İhvancılar başa getirildi. Zaten “birlik” oluştursun diye Ulusal Mutabakat Hükümeti'ni şekillendiren ve onu “meşru hükümet” olarak tanıyan Birleşmiş Milletler idi. Kısa süreliğine seçilen UHM yönetimi 6 yıl sürdü ve hiçbir zaman birlik sağlanamadı. Şimdi tekrar “birlik hükümeti” oluşturmak amacıyla yeni yürütmeyi yine Birleşmiş Milletler seçti ve herkes bunun büyük bir adım olduğuna kanaat getirdi. Yani Libya’da BM’ye karşı BM’nin zaferinden söz diyor herkes. Ve Libya pastasından beklediği lokmayı kapamayan bütün güçler de aynı yerde duruyorlar…