10 Şubat 2021’de saat 21.00 sıralarında Karapınar-Konya yolu üzerinde bir trafik kazası olur. TIR’a çarpan bir araçta sekiz kişi bulunuyor. Bunlardan üçü ölür beşi de yaralı olarak hastaneye kaldırılır. Ölenlerden birinin adı Heysem Topalca’dır. 11 Şubat 2013 Cilvegözü, 11 Mayıs 2013 Reyhanlı, 20 Mart 2014 Niğde saldırıları ve 7 Kasım 2013’te Adana’da yakalanan bir TIR dolusu roket başlıklarıyla ilgili dosyalarda adı geçen, buna rağmen Jandarma, MİT ve Emniyet’in hakkında bilgi vermediği Heysem Topalca, Konya’da bir trafik kazasında öldü.

Kimileri bunun için “ikinci bir Susurluk” benzetmesi yaptı. Çünkü Topalca sözde MİT tarafından aranıyordu, ama onca yıl bu ülkede özgürce seyahat ettiği ortaya çıkmış oldu. Üstelik MİT’in bu “firari” sanığının yüzlerce kez Türkiye-Suriye arasında mekik dokuduğu da biliniyor. Arap basınında bu süreçte Heysem Topalca’nın ölümü hakkında haberler çıktı. Az sayıda habere rastlansa da bu haberler genel olarak Topalca’nın MİT’le ilişkisine yoğunlaşıyor. Birkaç siteden örnekleyelim:

Türk istihbaratçısının gizemli ölümü

Al-Dosdor’un haberi: [1] “Reyhanlı saldırısını organize etmekle suçlanan IŞİD ve El Nusra terör örgütü liderlerinden ve aynı zamanda Türk istihbaratı mensubu olan Heysem Topalca’nın Konya'daki gizemli ölümü konuşuluyor. Topalca birçok suça bulaştı ve Türk devletiyle ilişkileri ifşa oldu. Türk istihbaratında çalıştığına dair birçok tanıklık ve kanıt ortaya çıktı. Topalca, 2013 yılında Reyhanlı katliamının ve 2014 Mart ayında Niğde Ulukışla'da meydana gelen IŞİD saldırısının firari sanığı. 2013 yılında Adana'da bir TIR kamyonundaki 953 havan mermisi ve 10 roket güdümlü el bombası dosyasıyla ilgili tutuklandı, ardından ifadesi alınarak serbest bırakıldı. 2015 yılında 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu cezaya rağmen Topalca çok sayıda insanla birlikte özgürce seyahat ediyordu. Bu da Türk devletiyle ilişkisini ortaya koyuyor. Ayrıca sözde aranan bir firari iken Topalca, 2011-2014 arasında en az 873 kez Türkiye'ye giriş yaptı.”

Türkiye ile Suriye muhalefeti koordinasyonundan sorumlu olan Heysem Topalca kimdir?

Al-Wakt’ın haberi: [2] “Suriyeli muhalif gruplar ile Türk istihbarat servisleri arasında koordinasyondan sorumlu bu kişi birçok terör eylemi dosyasında adı geçtiği halde son üç yılda Türkiye sınırını 873 kez geçti. Türk hükümeti, artan kamuoyu baskısından sonra Türkiye ile Suriyeli muhalif gruplar arasındaki koordinasyonun anahtarı olarak bilinen bu kişiyi takip etmek zorunda kaldı. Suriyeli muhalif gruplar ile Türk güvenliği arasında koordinatör olarak anılan Heysem Topalca, tutuklanması gerekenler listesine dahil oldu. Bu kişinin adının çeşitli terör olaylarında şüpheli olarak açıklanmasının üzerinden yıllar geçmesine rağmen, tutuklandığına dair henüz bir haber yayınlanmadı. Bazı belgeler Lazkiye'deki birçok saldırıya liderlik ettiğini gösteriyor.”

Elbette ki Lazkiye’nin kuzey kırsalına yönelik bir çok cihatçı operasyona önderlik ettiği biliniyor. Ağustos 2013‘te de cihatçı çetelerin Lazkiye’nin kuzey kırsalındaki Alevi köylerine düzenledikleri ve yüzerce sivili katlettikleri saldırılara Topalca’nın rehberlik ettiği de biliniyor. Peki bu Heysem Topalca, nereden çıktı ve MİT’in ilgisine nasıl mazhar oldu?

Suriye krizini fırsata çeviren ve savaşın nimetini yiyen kişi

Topalca’nın savaş öncesindeki hayatı ve MİT’e kadar uzanan yolu hakkında pek kaynak yok, sadece onunla aynı bölgede yaşayanlar onu tanıyor. Topalca’nın yaşadığı ve cirit attığı bölgenin sakinlerinden gazeteci Somer Sultan’a göre, savaşı fırsata çeviren ve bu fırsatlar üzerinden MİT’in ilgisine mazhar olacak kadar yıldızını parlatan biridir. Yıllar önce Suriye üzerine derleme kitap (AKP’nin Suriye Savaşı) çalışmasını birlikte yürütürken, Somer Sultan’ın kaleme almasını istediğimiz konu Heysem Topalca idi. Nitekim yazdı da… Ancak birtakım nedenlerden dolayı kitapta yer alamayan bu makaleyi tekrar Somer Sultan’la konuştum. Bu röportaj şunun için önemli; Heysem Topalca’nın geçmişi bilinmiyor, gizeminin sebebi de… Bu yüzden bu röportajı önemsedim ve buraya aktarıyorum:

Bir taksi şoförünün paranın kokusunu alma kabiliyeti ve yükselişi

Somer Sultan: “Heysem Topalca, krizden önce Antakya - Lazkiye arasında çalışan bir taksi şoförüydü. O zamanlar adı bir kaç kaçakçılık olayına karışmış, ancak her seferinde kısa süreli hapis cezasıyla atlatmıştır. Yerel emniyet görevlileriyle “iyi ilişki” kurma becerisi vardı. Hatta kendi köyünde emniyetin elemanı olduğu söylenirdi. Belli ki emniyet ondan yararlanıyor, o da bu ilişkiden istifade ediyordu. Her defasından az cezayla işin içinden sıyrılması bundandır.

Heysem Topalca’nın koku alma kabiliyetinin yüksek olduğu kesin. Lazkiye’de daha silahlı çatışmalardan henüz eser yok iken, Topalca bu işin kârlı olacağını sezmiş ve çok erken bir zamanda silah kuşanıp isyana katılmıştı. O zamanlarda isyancıların sayısı az olduğu için hemen lider olmuş. Özgür Türkmen Cephesi liderliğini yürüttü...

Topalca’nın geçmişine bakılırsa Suriyeli eski emniyetçi dostlarının çalışma biçimini ve bazı kaçakçı ortaklarının iş tarzını bildiğinden, kendisine karşı başlatılacak herhangi bir istihbarat savaşına hep hazırlıklıydı. Bu yüzden birçok muhalif örgütün aksine, kendisinin liderlik ettiği gruba kolay sızılmadı. Bu da onun muhalefetteki konumuna önem katmıştı. Lazkiye kuzey kırsalındaki muhalif gruplar artık kendisine “bölge lideri” gözüyle bakmaya başladılar. İlkokul mezunu Heysem Topalca, Suriye ordusundan ayrılmış isyancı subaylarla artık aynı masada oturuyor, muhalefete yakın TV’lere, basın organlarına demeçler veriyordu. Muhaliflerin dilini kısa bir sürede benimsedi. Artık “Esad diktatörü” “Rejim”, “Suriye devrimi” kavramlarını kullanarak, zorlanmadan demeçler veriyordu. Dolayısıyla muhalif medyanın vazgeçilmez kaynağı haline gelmişti. Gösterişi seven biri olduğu için de göze batan cesaret gösterisi de yaptığı oluyordu. Örneğin bir gece vakti sınırı geçip Türkiye topraklarından Kesep kasabasındaki Ermenileri hoparlörle tehdit ettiği de oldu. Lazkiye halkını da muhaliflere katılmaları için taciz etmişliği vardır. Kimilerini arayarak “baba nasihati” verir, muhaliflere katılmalarını söylerdi, kimilerini ise aleni tehdit ederdi. Hatta bir defasında nasihat ettiklerinden birini kaçırıp, ertesi gün burnu kesilmiş bir şekilde bıraktı. Ona göre, Lazkiye kuzey kırsalı bölgesinin tamamı ondan sorulur; muhalif veya yandaş, herkes onun icazetini almalıdır!... Bu şekilde parlayan biri AKP için de önemli biri haline geldi. Çünkü Türk kökenli bir Suriye vatandaşı, Esad’a karşı AKP’nin yanında savaşıyor!... Bu yükselişin meyvelerini ilk olarak Türkiye’deki mülteci kampında toplamaya başladı. Topalca burada Türkiye İstihbaratıyla kurduğu ilişkiyle hep övündü, rakiplerine karşı bunu kullandı. Ona rakip olan Türkmen muhalifler de bu durumdan kaynaklanan rahatsızlıklarını gizlememeye başladılar. Çok geçmeden, Heysem’in Suriye emniyetiyle eski ilişkilerini hatırlatıp, Suriye el-Muhaberatı işbirlikçisi olduğunu ileri sürdüler. Örneğin Yavuz Selim adlı silahlı grup sözcüsü, Heysem’i Suriye Askeri İstihbarat Servisi ajanı olmakla suçladı, Yayladağı mülteci kampından Suriyeli Servis’e muhaliflerin bütün bilgilerini, planlarını sızdırdığına dair kesin kanıtları olduğunu söyledi. Ancak bu kanıtlar hiçbir zaman yayımlanmadı. Kimse bu rekabetin sebebini bilemedi ama bilinen tek şey MİT’le ilişkisinden sonra Topalca’nın giderek nüfuzunun arttığıdır.

Tabi bu gelişmeler, ÖSO’nun “altın çağını” yaşadığı günlerde oldu. Ama bu durum fazla sürmedi. Şam yönetiminin bu bölgede ÖSO’ya karşı sert operasyonları, silahlı grupların omurgasını kırıyordu. Ve doğal olarak isyanın finansörleri daha fazla ödemeler yaptılar, kızmızı çizgiler aşıldı ve artık el-Kaide’den türeyen örgütleri bölgeye taşımaktan kaçınmadılar. Hatta Nusra Cephesi'yle, İslam Ordusu ile, IŞİD gibi örgütlerle ittifaklarını gizlememeye başladılar.

Bu sırada Heysem Topalca’nın bölgesinin önemi masaya yatırıldı. Çünkü bu bölge, isyanlara katılmayan ve olaylardan uzak duran sahil kentine açılan kapının önündeki kaleydi, aynı zamanda sindirmek için olası bir Alevi katliamı ve Ermeni kasabasına girmek için oldukça müsait bir yerdi. Bu operasyonlara artık Nusra Cephesi liderlik ediyordu. Topalca koku alma duyusunu ikinci kez çalıştırdı. Tilki kurnazlığıyla eski babayiğit günlerinin geride kalacağını anladı ve yeni döneme ayak uydurmak için Nusra örgütüne bölgede rehberlik yapmaya başladı. Yolları gösteriyor, lojistik hizmetler veriyor, yönetimin elinde kalan köylerdeki kimi bilgi kaynaklarından sızdırdığı istihbaratı Nusra liderlerine veriyordu. Bu uyum sürecinde eski hükümdarlık günlerinden artık eser yok, sadece Nusra Cephesi'ne hizmet ediyordu. Ama yine de kendini ispatlama fırsatı buldu. Kastal’a bağlı bir Alevi köyünde Nusra Cephesi liderliğindeki katliama katıldı. Bu operasyonlarda asıl hedef, Alevileri, Ermenileri ayak altından çekip sahile inmekti. Ama Suriye ordusunun karşı operasyonuyla bu da başarısız oldu. Cihatçı grupların hepsi bu hezimetten dolayı öfkeliydi ve kabak Topalca’nın başına patladı. Çünkü ‘bölgenin kralı’ olarak rehber oydu ve bu başarısızlıktan sorumlu tutuldu.

Yeniden operasyon hazırlığı yapıldı ama bu sefer Topalca’nın dışında bırakıldığı yeni bir grup oluşturuldu. Başına dönemin Başbakanı Erdoğan’la doğrudan ilişkili olduğunu iddia eden bir Libyalı getirildi ve tekrar Lazkiye operasyonu başlatıldı. İşte o sıralarda Heysem Topalca’nın Nusra militanları tarafından Rabia beldesinde bir okulda tutuklandığı söylendi. Bunu doğrulayan hiç bir kaynak olmadı ancak yalanlayan da olmadı. Bu sırada belki de savaşın en gizemli, en ilginç olayı olarak tarif edilen bir şey oldu; bütün muhalif örgütlerden daha fazla silah ve lojistiğe sahip olan IŞİD örgütü Lazkiye’nin kuzey kırsalına ulaştı. IŞİD’in Rabia kasabasına girdiğinde çok sayıda sivil Türkmen'in boğazını kestiği haberleri gelmeye başladı. Birçok Türkmen isyancı o zamanlar Türkiye’ye kaçmak zorunda kaldı.” 

Bu dönemde Topalca’nın ismi artık çok az anılmaya başlar. Kendisi gidişatın lehine olmadığını anlamış ve köşesine çekilme zamanının geldiğine karar vermişti. Denilebilir ki, erken koku alma becerisini üçüncü kez çalıştırmıştı. Bu dönemde Suriye yönetimine teslim olma şartlarını konuşmak için arabulucu arayışına da girdiği söylendi. Tam bu esnada gizemli bir şekilde ortadan kayboldu.”

Muhaliflerin muhabiri gibi çalışan ve Katarlı El-Cezire ile Suudili El-Arabiya kanallarına videolar çekip yollayan Tarık Şeyho, Topalca’nın bu sırra kadem basması olayını şöyle anlatıyor: “Topalca’nın ortadan kaybolduğu gün, İdlip’e bağlı Salkin beldesinde birlikteydik. Devrimci kardeşlere yemek getirmek için lokantaya gitti, fakat geri dönmedi. Onu aramaya çıktık, bir kaç saat sonra da arabasını bulduk. Yemekler arabada duruyor ama Heysem Topalca ortada yoktu. Ondan sonra bir daha haber alınamadı.”

Suriye istihbaratının elinde olduğu söylendi, ‘sorumluları uyarıyoruz’ açıklamaları yapıldı, ama yine de izine rastlanamadı. Herkes Suriye devletini suçlarken, kısık sesle de olsa, ‘Türkiye derin devleti tarafından ortadan kaldırıldığı’ iddiaları dolaştı.

Ama sonra görüldü ki, ortadan kaldırılmamış, aksine gayet derin ilişkiler kurulmuş kendisiyle… Ve “firari sanık” olarak özgürce seyahat etmiş, bir trafik kazasında ölene kadar. Geriye hala yanıtları aranan MİT’le ilişkisinin gizemi kaldı…


[1] https://www.dostor.org

[2] http://alwaght.com