Geçtiğimiz haftalarda Ankara'nın Mısır ile ilişkilerde yeni bir sayfa açma arzusuna ilişkin arka arkaya açıklamaları okuduk. Dün de TC Dışişleri Bakanlığı dün Çavuşoğlu’nun şöyle bir açıklamasını yayınladı: “Mısır, Türkiye’den bir heyeti davet etti. Mayıs başında bir heyet gidecek. Daha sonra Sami Şükrü’yle bir araya geleceğiz. İlişkilerimizi İnşallah istediğimiz düzeye getiririz.” Bu açıklama, birkaç hafta önce Mısır ile ilişkileri yeniden düzeltme arzusunun dile getirilmesinden bu yana bu yolda bir ilerleme olduğunu gösteriyor. Ama nasıl bir ilerleme sağlandığını anlamak için biraz geriye gitmek gerekir. Yaklaşık bir ay kadar önce Mısır ile henüz resmi bir temas yoktu, ama bu temas  kapısının açılması için “iyi niyet” adımları atıldı önce.  Bu ilk pratik adımda Müslüman Kardeşler'in İstanbul'dan yayın yapan televizyon kanallarına bir nevi “Sisi ayarı” verildi. Nasıl bir ayar? Malum, İhvancılar İstanbul’a kapağı attıklarından beri kurdukları bu kanallar aracılığıyla  Abdülfettah el Sisi başkanlığındaki Mısır yönetimini hedef almaktadırlar.  Şimdi, “madem Mısır’la yakınlaşmak istiyoruz, o halde onları kızdıran yayınları durdurarak işe başlayalım” denildi ve kanallara müdahale başladı.

Süreci sıkı takip eden Arap basınında bu adım şu şekilde ifade edildi: “Türk yetkililer, İstanbul’dan yayın yapan İhvancı kanalların yönetimine, siyasi saldırılardan uzak durmaları, Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah El-Sisi ve Mısır hükümetine hakareti, keza Körfez ülkelerine yönelik kışkırtma ve hakaret dilini terk etmeleri talimatını verdiler.”[1] Şarkul Avsat’tan Said Abdülzarek’e göre Türkiye’nin Mısır’la ilişkilerinde yeni bir sayfa açma isteğini Mısır Dışişleri Bakanı Semih Şükrü şu şekilde karşıladı; “Türkiye'nin Mısır’ın içişlerine karışmama yönünde bir politika değişikliğine gittiğini görürsek ve Mısır politikasına uygun bölgesel politikaları benimsediğini tespit edersek, bu normalleşme için bir zemin ve başlangıç ​ olabilir. Bu bağlamda Ankara'dan söz değil eylem bekliyoruz.”

Yani izlemeye aldıkları Türkiye’den ilk pratik adım, Türkiye ve Katar tarafından finanse edilen İhvancı kanallara bir ayar verme şeklinde ortaya çıktı. El Şark kanalının Yönetim Kurulu Başkanı Ayman Nur da bu “ayar verme” hamlesini doğrulamıştı. Şark-ül Avsat’a göre İhvancı üç kanalın (el-Şark, Mükemmelin ve el-Vatan) yöneticileri ile Ankara'da Türk Dışişleri Bakanlığı'nda görüşme yapıldı. Bu görüşmenin ardından program içeriklerinde bir değişikliğe gidildi. Mısır hükümetine karşı şiddet diliyle karakterize edilen bazı siyasi programların yayınını iptal ettiler. Bu kanallardaki kaynaklar, Şark-ul Avsat’a; “Türk tarafının talimatlarının net olduğu, uymayan kanalların kapatılması, hatta yeni talimatlara uymayan medya çalışanlarının da sınır dışı edilmesi  yönünde uyarı yapıldığı” beyanında bulundular.  Şimdilik bu ihvancı medyanın sesi kısılmış görünüyor. Ancak bu yeterli olacak mı? Mısırlı yazar Hüssam Radvan'a göre, bu adım hiç yeterli değil. Çünkü her şeyden önce iki ülke arasındaki bekleyen sorunların çoğunun sona ermesi gerekiyor ve buna "terör örgütü İhvan hareketinin Türkiye'ye kaçan  üyelerinin Mısır'a teslim edilmeleri"  de dahildir.[2] Ancak Yazara göre İhvan dosyasıyla ilgili olarak Ankara Kahire’ye herhangi bir belge ya da plan sunmuş değil. Bir yandan yayınlarını sınırlandırıyor, ama diğer yandan Türkiye’de ikamet eden ihvan liderlerine, kendilerini Mısır yönetimine teslim etmeyeceğine dair hala güvence veriyor. Ancak müzakereler de hala devam ediyor. Bu yüzden İhvan üyelerinin Türkiye-Mısır arasındaki yakınlaşma sonucunda kendilerinin Kahire'ye teslim edileceklerine dair korkuları devam ediyor.

Aslında bu korkuları yersiz de değil. Çünkü daha sonra Arap basınında öne çıkan haberlere göre  Mısır’ın bu konuda katı şartları var ve Türkiye de bu konuda taahhüt vermiş durumda. Örneğin Türkiye ikili ilişkileri yeniden tesis etme çabalarını sürdürürken, Mısır da şartlarında ısrar ediyor ve hatta şartların yerine getirilmesiyle ilgili bir yol haritası üzerinde uzlaşıldığı ileri sürülüyor. El Arabiya’ya dayandırılan haberlere göre, Mısır'ın talepleri 5 ay içinde yerine getirilecek. Bu süre zarfında aylık gözden geçirmelerle anlaşma şartlarının ne denli yerine getirildiği takip edilecek.

Peki bu şartlar nelerdir? Yerel kaynaklara göre Kahire’nin şartları Libya ve Müslüman Kardeşler dosyalarıyla ilgilidir. Buna göre birinci dosya Libya’daki Türkiye yanlısı paralı askerleri kapsıyor. İddiaya göre Ankara, Kahire'ye silahlı gruplarının Libya'dan çekilmesi için bir zaman çizelgesi verdi. Türkiye bu Nisan ayı sonunda yabancı paralı askerlerin çıkışını denetlemek için Libya'ya bir güvenlik heyeti gönderecek.

İkinci olarak, Libya'daki Türk askeri üslerinin varlığının sonlandırılması isteniyor. Kahire Libya’da herhangi bir yabancı kuvvetin varlığını tamamen reddettiğini bildiriyor ve askeri üslerinin çekilmesi dosyasını koşul olarak koyuyor.

Üçüncüsü de Türkiye’deki Müslüman Kardeşler dosyasıdır. İddiaya göre Türkiye’deki İhvancı liderlere bir taahhütname imzalattırıldı. İhvancılar da şu taahhütlerde bulundular: “Türkiye topraklarındaki bütün siyasi faaliyetlerini durduracaklar, Mısır’ın güvenliğine zarar verecek herhangi bir siyasi faaliyette bulunmayacak, bu yönde parti kurmayacaklar…”[3] 

Kim bu Mısırlı ihvancılar?

Mısır’da Müslüman Kardeşler hareketi  1950’li yıllardan beri yasaklılar listesinde yer alıyor. 26 Ekim 1954'te Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdül Nasır'a yönelik bir suikast girişiminden dolayı “terör örgütü” olarak sınıflandırılıyorlar. Bir tören sırasında Müslüman Kardeşler üyesi Mahmud Abdullatif, Cemal Abdül Nasır'ın bulunduğu platforma doğru ateş açtı. Abdül Nasır yara almadı ancak 15 metre yakınındaki seyirciler arasında sivil ölümler oldu. Bu suikast girişiminden sonra  çok sayıda tutuklama gerçekleşti ve Müslüman Kardeşler'in Kahire'deki faaliyetleri yasaklandı. Yasaktan sonra düzinelerce İhvan lideri çeşitli Arap ülkelerine kaçtılar ve oradan faaliyetlerini yürütmeye devam ettiler. Mısır içinde Seyyid Kutub'un Müslüman Kardeşler teşkilatını yeniden canlandırmasının ve 1960'larda Cemal Abdül Nasır'a karşı bir darbe girişiminin ardından yine çok sayıda İhvan lideri tutuklandı. Seyyid Kutub da dahil İhvan taraftarları bir süre hapis cezasına çarptırıldılar. Takip eden 10 yıl içinde Kutub ile birlikte üç üst düzey lider idam edildi. Deniliyor ki, Seyyid Kutub’un infazı, şimdiki el-Kaide lideri Eymen el-Zevahiri'nin  o zamanlar Mısırlı cihat grubunu kurmasına sebep oldu. Mısır’ın kendi İhvanıyla kavgası böyle bir süreçten geliyor. Şimdilerde İhvancılar sebebiyle bu kavga Türkiye-Mısır kavgasına dönüştü.

Katar dururken neden bütün İhvancılar İstanbul’da?

Esasında İhvancıların Türkiye sevdası ve hepsinin İstanbul’da toplaşmaları başlı başına irdelenmesi gereken bir konudur.  Mısırlı yazar Hüssam Radvan’a göre; “Türkiye'de ikamet eden Mısırlıların sayısı 35.000’dir. Bunların 5-7 bini Müslüman Kardeşler üyesidir ve çoğu İstanbul’da ikamet ediyor. Üç bini de vatandaşlık almış durumdadır. Keza çoğunun Mısır’a dönmeleri imkansızdır, çünkü karıştıkları şiddet ve terör eylemlerinden dolayı ölüm cezasına çarptırılmış ve haklarında kesim hüküm vardır…”[4]

Peki neden Katar’da değiller? Mısırlı yazar Kerim Muhammede’e göre;[5] Katar, 2013 olaylarından sonra Mısırlı Kardeşler liderlerini ve aktivistlerini önce Katar kabul etti. 2013 sonu ve 2014 başında onlara kapılarını açtı ve el Cezire’nin yayınnı hizmetlerine sundu, yanı sıra kendi medya platformlarını açmalarına destek verdi. Bununla birlikte, Katar o zamanlar Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri Bahreyn gibi körfezdeki komşularıyla çatışma halindeydi. Büyükelçilerin geri çekilmesine neden olan anlaşmazlıklar, El Cezire kanalının 30 Haziran'dan sonra Mısır yönetimine destek veren ülkeler için kullandığı keskin dil ve daha bir çok gerilim yaşandı. Doha o zamalar, Mısır'da örgütlü bir güç olarak Müslüman Kardeşler üzerine iddiaya girdi ve davalarına sunduğu siyasi destekten dolayı onları ağırladı, medya organları kurdurdu. Ancak Körfez baskısı karşısında Doha taviz vermeye başladı, İhvanı desteklemeyeceğine, medyasının Körfez ülkeleri ve Mısır konusundaki söylemini yumuşatma konusunda söz vermeye zorlandı. Nitekim ve bu Körfez baskısının bir sonucu olarak Doha, Müslüman Kardeşleri İstanbul’a yolladı. Böylece 30 Haziran’dan itibaren Katar’a giden İhvancılar için, bu körfez-Katar geriliminden sonra dünyadaki en büyük İhvancı merkez haline gelecek olan İstanbul’a akın ettiler.. Körfezin ve Mısır’ın Katar ile krizleri 2017’de doruk noktasına ulaştı, ancak bu süre içerisinde İstanbul kenti, liderleriyle ve medyasıyla adeta bir İhvan cenneti olmaya devam etti.

Mısırlı yazara göre; gerçek şu ki, Türkiye'deki İhvancılar sıradan muhalefeti temsil etmiyor ve sessiz değiller. Çünkü Doha ve Türkiye tarafından finanse edilen geniş bir medya faaliyetleri, Türkiye'den yayın yapan çok sayıda kanalları var. Sahadaki siyasi değişimlere rağmen Temmuz 2013'ten beri bu İhvancı kanallarda değişmeyen aynı anlatı devam etti.

Bu konuda El Ahram yazarı Mahmud el-Nubi şunları söylüyor:[6]  “Türkiye’nin İslamcı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, neredeyse tüm uluslararası platformlarda Mısır yönetimini askeri bir rejim olarak tanımlayıp kınadı, ısrarla ‘İhvancıların Başkanı’ ve sözcüsü gibi davranmaya devam etti. O zamanlar Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Badir Abdulati düzenlediği basın toplantısında, Mısır'ın iki ülkenin üstün çıkarları lehine Türk liderliğine fırsat üstüne fırsat verdiğini, ancak bu liderliğin kabul edilemez ve haksız tutumunu sürdürdüğünü söyledi. Mısır çıkarlarına karşı uluslararası toplumu kışkırtmaya devam etti. Müslüman Kardeşler örgütünün uluslararası örgütsel toplantılarına birden fazla kez ev sahipliği yaptı…” Şimdi gelinen noktada dış siyasetteki tıkanma nedeniyle, ısrarla sürdürülen düşmanca tutuma son verme ihtiyacı hasıl olmuş ve Mısır ile yeni bir sayfa açma eğilimi görülmüştür. Peki bu dönüş mümkün mü? Belki!... Ancak ondan önce yereldeki gazeteciler şu soru üzerinde duruyorlar: “Türkiye’deki İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi, iktidara geldiğinden beri üzerine yatırım yaptığı Osmanlıcı hayallerinden vaz geçecek mi?”

Yeni Osmanlıcılık hayallerine ve bu kadar İhvancıya ne olacak?

Ürdünlü yazar Halid Beşir’e göre; “Türkiye, komşu Arap ülkelerinde, özellikle uzun sınırlarını paylaştığı güney komşusu Suriye ve ardından Akdeniz kıyılarının karşı kıyısında yer alan Mısır konusunda süregelen dönüşümlere büyük önem vermiştir. Ve en büyük nüfusa sahip bir Arap ülkesi olan Mısır’da pek çok menfaati vardır. Bu ülkelerdeki dönüşümlerin Türkler için önemi, İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisinin 2002 yılında iktidara gelmesinden bu yana "yeni Osmanlıcılık" politikasının hayat bulma fırsatını sunmasından ileri geliyor. Mursi’nin iktidara gelmesi fırsatların en büyüğüydü. Bu nedenle Mısır’a çok fazla ihtimam gösterildi. Ancak Mursi’nin iktidarı kaybetmesinden sonra işler tersine döndü. Umutlarının azaldığını ve çıkarlarının tehdit edildiğini hisseden Türkiye hükümeti, yeni Mısır hükümetini tanımamakla ve karşı pozisyon almakla yetinmedi, , Mısır'daki bütün İslamcı muhalefeti, özellikle Mursi hükümetindeki bakanları, politikacıları da dahil Müslüman Kardeşler hareketinin üyelerini kabul etti, hepsine kucak açtı.” [7] Hatta Beşir’e göre Türkiye tarafından kabul edilenler arasında İhvanın silahlı kanadına liderlik etmekle suçlanan Alaa Al-Samahi ve Yahya Musa da var.

Türkiye’nin kucak açtığı Alaa Al-Samahi ve Yahya Musa şu açıdan önemli isimlerdir: Müslüman Kardeşler'in silahlı kolu olan "Hasm" hareketinin kurucularıdır. Özellikle Alaa al-Samahi, Rabia meydanındaki oturma eylemine katılanlar arasındaydı ve bir dizi şiddet ve terör eylemi planlamakla suçlanan biri... Keza Mısır’da eski Cumhuriyet Savcısı Yardımcısı Zekeriya Abdulaziz'e düzenlenen suikast eyleminde de adı geçiyor. Mısır ve Suudi Arabistan-Birleşik Arap Emirlikleri-Bahreyn dörtlüsünün terörist listesinde yer alıyor. ABD de terörist listelerini güncellerken, İhvanın silahlı örgütü "Hasm" liderleri olarak Yahya Musa ve Alaa Al-Samahi'yi terör listesine ekleyerek Mısır'a destek oldu .[8] Yani Katar’ın ev sahipliği yapmaktan imtina ettiği, ama Türkiye’nin hevesle kucak açtığı ihvancılar arasında adı terör listesinde geçenler de var.  Bu baş ağrısından nasıl kurtulunur bilinmez, ama Mısır’ın ellerini ovuşturarak ortaya koyduğu şartlardan biri de Türkiye’de ikamet eden bu İhvan liderlerinin ülke dışına çıkarılmalarıdır. Arap basınında yer alan analizlere baktığımızda da, aslında bu İhvancıların her an Türkiye dışına çıkarılma, hatta Mısır istihbaratına teslim edilme olasılığı var, ama Türkiye için bu adım sorunsuz olmayacaktır.

Sonuç olarak AKP’nin çıkmaza giren dış politikasında geri adımlar olacağı belliydi ve şu anda bu geri adım Mısır’da görüldü. Sonraki adımlar körfezde görülebilir ama açığa çıkan gerçek şu ki, yedi yıldır İslamcı kitleye Rabia işaretiyle selam çakan AKP, bundan sonra bu işaretin “Mürsi’ye by by” anlamına geldiğini açıklamakta zorlanacak. Çünkü AKP kitlesi değilse de, Rabia selamıyla hitap edilen bütün bölgedeki Müslüman Kardeşler kitlesine anlatmak zorunda kalınacak. İkincisi, Türkiye bütün İhvancılar için cennet ülkeydi. Buna Suriye İhvanı da eklendiğinde, şimdi asıl şu soru önem kazanıyor: Arap ülkelerinin hiçbirisinde barınamayan, en büyük destekçileri olarak Katar’ın bile barındırmadığı bu kadar İhvancı potansiyeli Türkiye ne yapacak?