Çok boyutlu ‘7 Haziran öncesi’ mi?



Artı Gerçek

Muhalefet ülkenin gelip dayandığı “de facto diktatörlüğün” kurumsallaşma faaliyetlerini ‘olası’ seçimlere kadar öylece bekleyecek mi?


AKP, kendisini iktidara taşıyan belediyelerin halkla doğrudan ilişki kurmakta ne kadar önemli ve işlevsel olduğunu iyi bilen bir parti. 

Recep Tayyip Erdoğan henüz RP’nin il başkanıyken “adil düzen” sloganıyla başlattığı mahalle çalışmalarında mahalle temsilcilikleri kurmuş, görevlendirdiği gençleri her mahallede kapı kapı dolaştırıp ihtiyaçlarını belirlemiş, her mahalleye aşevi açmıştı. Yoksul evlerine erzak, yakacak yardımı yaptığı gibi, partili eczacılardan ilaç, partili doktorlardan sağlık hizmeti bile sağlamıştı. Hatta bunun da ötesinde CHP’li belediyenin mühürlediği yıkılmak üzere olan evde oturmaya devam eden aileye ev bile bulmuştu.

90’lı yılların devleti bile, belediye eliyle yürütülen faaliyetler olmadığı halde kimseyi “örgüt” kurmakla suçlayıp, mahalle temsilcilerini ve yöneticilerini tutuklamadı. Erdoğan, belediye başkanlığı döneminde epey gündem oluşturan çeşitli yolsuzluk iddiaları gerekçe gösterilip, görevden alınmadı. Yerine kayyım atanmadı.

Şimdi kendi yaptıklarından ve o günün yönetim elitlerinin yapmadıklarından, bıraktıkları boşluklardan önemli ders çıkardığı anlaşılan Erdoğan yönetimi, deneyimlerinden oluşturduğu bir yol haritası çizmiş görünüyor. 

Ancak çizdiği güzergâhı bugüne kadar başarıyla kat etmiş gibi görünse de yolda ilerlerken önce eski dostlarını, sonra en iddialı vaadi “Yoksulluk- Yolsuzluk- Yasaklarla mücadeleyi” sırtından attı. Yalnız yürümeye çalıştığı yol da tıkanınca, 90’ların mirasıyla ittifak yapıp gücü paylaşmak zorunda kaldı. Gel gör ki artık o da yetmiyor. Siyasette bir artı bir her zaman iki etmiyor.

Çünkü Türkiye yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklarla boğuluyor. Uzun yıllar AKP’yi sırtında taşıyan kitleler artık nutuklara, “milli menfaat” iddialarına, “dış ve iç düşman” tehditlerine inanmıyor, yıllardır aynı söylemleri duymaktan bıkmış görünüyorlar.

Tersine, bunları dinledikleri yıllar boyunca hep daha fazla yoksullaştıklarının farkına varmaya başladılar. Hem yerel seçimlerde bunu gösterdiler hem de son kamuoyu yoklamalarında.

Korona salgını bu farkındalığı artırırken, muhalif belediyelerin gösterdiği başarılı performans AKP’ye oy vermiş kitlelerin önemli bir kısmında tercih değişimine, bir kısmında da kararsızlığa dönüşüyor.

Örneğin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin başlattığı “Askıda Fatura” uygulamasında , ödeme sıkıntısı çekenlerin başında AKP’nin ‘kalesi’ sayılan Esenyurt, Sancaktepe, Bahçelievler, Sultangazi, Bağcılar halkı geliyor. Yani AKP’li belediyelerin yapamadığını CHP’li belediyenin yaptığı, doğrudan AKP ‘li seçmene ulaştığı anlamına geliyor. Bu AKP’nin uzun zamandır terk ettiği ve “milli yerli” diye oyalamaya çalıştığı kitlenin de elinden gitmesi demek. 

Ekonomistlerin haziran sonrası yüzde 30’u aşacağını söylediği işsizlik, Türkiye’nin ihtiyacı olan 80 milyar dolar ve bu yıl ödenmesi gereken 172 milyar dolar borçla yüzleşeceğimiz önümüzdeki aylara, yoksullaşan orta sınıfı ve açlık sınırının altına düşen yoksulları, zaten açlık sınırının altına yaşayanları da eklediğinizde iktidarın sıkışmışlığı daha iyi görülebilir. 

Buna bir de Saray çevresinde servetine servet katan birkaç sermaye sahibine karşın, serveti eriyen diğer sermaye sahiplerini ekleyin. Kapitalist sistem içindeki serbest rekabetin bile ortadan kaldırıldığı bir düzenin normal koşullarda varlığını sürdürmesi elbette mümkün değil.

Geriye yolsuzlukları, yasakları, yoksulluğu dile getirecek, 3Y mağdurlarının yanında yer alacak her kurumu, kuruluşu, kişiyi ayrımsız susturmak, görevlerini yapmalarını engellemek, kendileri için ‘dikensiz gül bahçesi’ yaratmak dışında bir alternatifleri kalmıyor.

Seçim sistemini değiştirmekten, seçime gitmemeye kadar her yolu deneyeceklerini, bu yollardan birinin de zor ve zorbalık olduğunu ilan etmeleri için daha ne yapmaları gerek?

Ölüm listeleri, mangalar kuracak silahlar falan… Hepsini geçtik, ana muhalefet partisinin bir yöneticisine devletin kaymakamının koruması silah çekiyor. Bir başka kaymakam vatandaşa bıçak gösteriyor. 

Derler ya, “perşembenin gelişi çarşambadan bellidir” diye. 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu, Halk TV’de “Önümüzdeki günlerde çok daha şiddetle muhaliflerin, başta da bizim üstümüze gelecekler. Hatta sahte suikastlar, bombalamalar, 7 Haziran öncesi olduğu gibi çok üzücü olaylar olabilir” dedi. 

Erdoğdu’nun bu sözleri yabana atılır gibi değil. Yeni bir kaos dönemi ile vatandaşın gündemini ekonomiden güvenlik endişesine çevirmek isteyebilirler. Doğru ama “vatandaşa sakin olun, şu anda zaten çoğunluğu kaybetmiş bir iktidar var. Seçimlerde gidecekler ve biz iktidar olacağız” demekle mi yetinmeli bir ana muhalefet partisi?

Kitlelerin beklediği güveni veremeyen muhalefet, ülkenin gelip dayandığı “de facto diktatörlüğün” kurumsallaşma faaliyetlerini ‘olası’ seçimlere kadar öylece bekleyecek mi?

İYİP Genel Başkanı Meral Akşener madem ki hâlâ ısrarla “kırmızı çizgimiz parlamenter sistem” diyor, CHP, HDP, DEVA, Gelecek Parti ortak bir deklarasyonla olanları ve olabilecekleri halklara anlatamadığı, ülkeyi demokratik hukuk devletine dönüştürmek üzere bir program açıklamadığı sürece sandık kurulması hayal olarak kalabilir. Hele de kurulmuş sandıklardan çıkan “millet iradesi” tek tek gasp edilirken. Örneğin HDP’nin elinde halkın oyuyla kazandığı 65 belediyeden, son yapılan operasyonla 10 belediye kaldı. 

Yine de enseyi karartmayalım; Türkiye bir Ortadoğu ülkesi değil ve aslında epidemi iktidar için değil, sol, sosyalist ve demokratlar için “lütuf” olabilir. Meclisteki partilerin yapamadığını halklar yapar belki. Ortak bir programla asgari müştereklerde bir araya gelebilir, bugün hedef alınan Barolar, TMMOB gibi meslek odaları, STK’lar, kadın örgütleri, sendikalar, sendikalı olmayan işçiler ve yoksullarla aynı çatı altında birlikte davranmanın yolunu bulabilirler. Hayal mi?

“Bunca yoksulluk varken!” 
 

YAZARIN TÜM YAZILARI