İktidarın Kıbrıs politikası, Libya’da, Suriye’de ve son olarak Afganistan’da uygulamaya çalıştığı politikalardan hiç ayrı değil. İçeride de dışarıda da oldubitti siyasetiyle ilerliyor.

Kabul edelim ki, bu politika karşılığında ne uluslararası kuruluşlardan esaslı bir yaptırım geldi, ne de beklendiği gibi güçlü bir oy düşüşü var.

Bunca yoksulluk, ekonomik kriz, orta ölçekli işletmelerdeki çığ gibi büyüyen iflaslara rağmen hâlâ yüzde 30’larda olması, buna karşın muhalefetin oylarında  kayda değer bir yükseliş görünmemesinin nedenleri çok konuşuldu. Tekrarlamaya gerek yok ama Millet İttifakı’nın şimdi Afganistan politikasına karşı çıkması, gelinen noktadaki paylarını örtemiyor. Zira, Suriye ve Libya tezkerelerine evet diyen Millet İttifakı’nın Kıbrıs politikasına karşı da etkili bir duruş gösterdiği yok.

Kaldı ki, iktidarın Maraş’ın yerleşime açılacağını duyurmasına, hatta başkanlık sarayı yaptıracağı ‘müjdesine’ BM’den, AB’den gelen tepkiler bile umurunda değil.

İktidarın 20 yılda öğrendiği ve bütün denemelerini başarıyla sonuçlandırdığı en önemli ders, uluslararası ilişkilerde özellikle de ABD’yle ilişki de ihtiyaca uygun hizmet vermek karşılığında koltuğu garantilemek.

Oradan oraya taşıdığı çihatçıları, ABD ile AB’nin Libya'daki yabancı savaşçıların ülkeden çıkarılması talebine rağmen Libya’dan çekmeyen iktidar, fiilen masada kalmaya devam ediyor. Suriye’de hedeflerine uygun olarak yol alıyor. Bunlar karşılığında  yaptırım yerine hem para alıyor hem de görev.

Mesela Almanya’nın para karşılığı Türkiye’yi mültecilere bekçi yapması, mesela suç dosyaları karşılığında ABD’nin Türkiye’yi Afganistan’a sürmesi gibi.

Şimdi KKTC’deki cüretkar adımlar karşılığında gelen tepkiler niye durdursun Erdoğan’ı? Kim durduracak?

Ne diyor KKTC Başbakan Yardımcısı, Ekonomi ve Enerji Bakanı Erhan Arıklı; “Sevgili BM umurumuzda bile değilsiniz”.

KKTC yönetiminin ve Türkiye’deki iktidarın BM’ye rest çekme görüntüsünü Yeni Düzen gazetesi yazarı Kutlay Erk pek güzel özetlemiş:

Erdoğan yere düşse avucunda toprak ile kalkan bir siyasetçi; baskı yapan uluslararası siyaset unsurlarından kendisi de mutlaka kendi siyasetleri ve Türkiye’nin çıkarları bağlamında bazı iltimaslar, destekler, katkılar almıştır. Ve aldıklarının da Kıbrıslı Türkler veya Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgisi de yoktur.”

ABD desteğiyle oluşturulan, eğitim verilen binlerce kişilik cihatçı ordu, askeri endüstriyel kompleksimizin en önemli unsuru ve kullanılacak önemli bir koz olduğu gibi bu güç sayesinde girilen ülkelerin kaynaklarından, çetelerle sağlanan kara paradan yararlanarak ekonomik kriz de beklentinin üstünde yönetiliyor.

Tıpkı kurulmasında önemli rol oynayan, destekleyen ABD’nin önce savaşıp sonra anlaşma masasına oturduğu Taliban örneğinde olduğu gibi AKP iktidarı da ABD desteğiyle oturduğu koltuğu aynı yöntemlerle korumaya çalışıyor. 

Öğrendiği oyunu bu kez Kıbrıs’ta tekrar ediyor.

Önce, tıpkı Türkiye’de yaptığı gibi “milli-hain” saflaşması yaratarak parçalamak, dincileştirerek kul haline getirmek, muhalifleri sindirerek iktidar olmak, sonra da bütün kaynaklarına el koyarak yeni rant alanları yaratmak.

Planın ilk kısmını tamamladı. Tehditle, rüşvetle, çeşitli usulsüzlüklerle seçtirdiği Ersin Tatar, Erdoğan iktidarının Kıbrıs Valisi sayılır artık.

Uzun süredir İHA ve SİHA’lar için Geçitkale Havaalanı’nı kullanan iktidarın, burayı F16’ların da konuşlanabileceği bir üs haline getireceğini yazıyor havuz medyası. O da yetmiyor bir de deniz üssü kurulmasından söz ediliyor.

Kıbrıs’ta bu denli kapsamlı üslerin özellikle Doğu Akdeniz ve Libya, Mısır gibi ülkeler için taşıdığı kritik önem ortada.

Asla gerçekleşmeyeceğini bilerek iki devletli bir çözümde ısrar etmenin nedenleri arasında bu hedefler var elbette.

Sadece bu da değil. Siyasal konumu nedeniyle uluslararası hukuk denetiminden uzak bir Kıbrıs’ı bütün illegal faaliyetlerin üssü haline getirmek  çok daha kolay.

Örneğin, suç örgütü lideri Sedat Peker’in ifşalarıyla yıllar sonra yeniden gündeme gelen Kutlu Adalı cinayetinde rol oynayan kurumların seçimlerde de etkin olması, Kıbrıslı muhaliflerin fişlendiği ‘Kara Liste’dekilere yönelik tehdidin büyüklüğünü gösteriyor.

Kutlu Adalı da Saint Barnabas Manastırı soygunun peşine düştüğü ve Türkiye’nin Kıbrıs’ın iç işlerine karışmasını eleştirdiği için “hain” ilan edilip öldürülmedi mi?

Muhaliflerin susturulması, uyuşturucu, kumar, sanal kumar v.s merkezi olan Kıbrıs’ın; kara paranın dağıtımı ve aklanmasında oynadığı rolün ve illegal faaliyetlerin sürdürülebilmesi için hayati önemde.

Nitekim birkaç ay önce suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı’nın Kıbrıs’a yerleştiği ve bir çalışma ofisi açtığı haberleri yapıldı. Ofise ihtiyaç duyacak kadar büyük işlere soyunduğu anlaşılan Çakıcı’nın hazırlandığı faaliyetleri tahmin etmek zor değil.

Erdoğan’ın Maraş’a saray ve millet bahçesi yapma vaadinin, yandaş müteahhitler kanalıyla rant yaratma projesi olduğu ortaya çıktı bile. Tabii bu yaratılan rant alanlarını garantiye almak, paylaşımını denetlemek için falan da bir ‘hükümet komiseri’ne ihtiyaç olacaktı.

Bütün bunlar tartışılırken, önemli bir bilgi Türkiye’nin gündeminde hak ettiği yeri almadı.

Erdoğan’ın gitmesinden üç gün önce Türkiye’den Kıbrıs’a 15 TIR gitti. Kıbrıs medyasındaki haberlere göre, içinde mülteciler olduğu ihbarı üzerine yapılan arama sonrası gümrük memurları ihbarın yalan olduğunu açıkladı.

Konuyu manşetine taşıyan Avrupa gazetesi yazarı Şener Levent’e sorduğumda ise “Ortalıkta dolaşan bilgilere göre TIR’ların içinde bisiklet olduğu ileri sürülüyor. İmam hatip öğrencilerine hediye olarak dağıtılacakmış. Kıbrıs’ta da Türkiye gibi dincileştirme politikası olduğu bilinmeyen bir şey değil. Bisiklet dağıtılacağı niye gizlensin ki?” diyor.

Doğru, böyle hediyeleri tersine bayağı tantanalı bir merasimle bile dağıtırlardı. Zaten sorulara rağmen gümrük dahil tek bir yetkiliden TIR’ların içindekilere ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı.

Gazeteci Levent “Herkeste ‘Suriye ve TIR’lar’ konusunu çağrıştırdığı için tedirginlik yarattığını, resmi açıklama yapılmamasının da tedirginliği arttırdığını” söylüyor.

Tabii yalnız yönetim modeli olarak Türkiye’nin kopyası yaratılmıyor Kıbrıs’ta, muhalifler arasındaki tartışmalar da neredeyse birebir Türkiye muhalefetinin kronikleşmiş sorunlarını taşıyor.

Örneğin Sol Hareket Genel Sekreteri Abdullah Korkmazhan “Meclis içi muhalefetin sine-i millete dönerek, meclis dışı muhalefet ile en geniş demokratik birliği ve ortak muhalefet programını oluşturması gerekir” diyor.

Dileriz KKTC’deki muhalefet partileri, Türkiye’deki siyasal muhalefetin yaptığı hatalardan ders çıkarmış, “milli yerli” karartmasına karşı iş işten geçmeden etkili bir strateji geliştirmiş olsun.