Bu bir kurgudur, olaylar ve kişiler gerçek değildir.

Olay, 16 yıl süren ve ucu açık bir dönemde zamanın  tuhaf bir şekilde  akıp gittiği tek bir yılda; 1984’de geçer.

Fizik, matematik ve uzay biliminin henüz insanlığın farkında olmadığı bir değişimle, bütün evreni ters yüz ettiği bu zamanlarda, kabaca tarif edersek 1984’ü atlamak isteyenlerle 1984’de kalmakta ısrar edenler olarak bölünmüş Kuovadistan’da seçimler vardır.

Ne var ki; 1984’ün sahibi olan Kuo, onca yıldır hükmettiği topraklarda, yolsuzluk, hırsızlık, sahtekarlık, katliam gibi suçlar nedeniyle itibarını kaybettiğinin, elinde tuttuğu bütün iletişim araçlarına rağmen referandumu kaybetme riski olduğunun farkındadır.

Kuovadistan içindeki ve dışındaki büyük sermaye sahipleri ile menfaat şebekeleri desteklerini sürdürürken, yurttaşların desteği hızla azalmaktadır.

Ne var ki, Kuo’nun destek aldığı çevre güçler için ‘tek adam’ rejimi, yayılmacı planlarının hayata geçmesinde kullanabilecekleri en önemli aparat, çevre topraklardaki operasyonları için gerekli bir silahtır.

İşte bu koşullarda gidilen sözde referandumda kıl payı Kuo rejiminin kazandığı ilan edilir. Sonuca kimse inanmaz ama ‘silahlı grupların kan dökebileceği’ uyarısı üzerine Kuo’ya hayır diyenlerin partisi HP, sessizce sonuca razı olurken, Kuo çaldığı atla Kuovadistan’ın başkenti Kuomal’a doğru hızla uzaklaşırken arkasında pis kokulu bir toz bulutu bırakır.

Aradan zaman geçer. 1984 geçmez tabii.

Hırsızlık, yolsuzluk, rantiyecilik, cinayetler tek bir yıla sığmaya devam ederken büyük gözaltı daha da genişler. Hatta ‘fısıltıyla suç işleme’ suçu nedeniyle, ‘fısıltıyla suç işleme örgütleri’ kurulduğu iddiasıyla tutuklama dalgaları büyür büyür, adeta tsunamiye dönüşür.

 Ve bu kez başkanlık seçimleri gündeme gelir.

Kuo Başkan, Doğu’daki güçlerden destek alırken Batı’daki güçleri de küstürmemek için demokrasi oyununu oynamak zorundadır.  Yoksa Batılı kudretliler Doğu’daki ruh ikizine rağmen ekonomik, askeri, siyasal yöntemlerle ve de kriminal  dosyalarla tekerine çomak sokabilirler.

Kuo Başkan’ın işi çok zordur. Doğu’dan ihtar alınca Batı’ya, Batı’dan ihtar alınca Doğu’ya doğru sallanan bir sarkaç gibidir. Doğu da Batı da haliyle bir sarkaca güven duymamaktadır.

İçerideyse büyük sermaye kaçışları, koca koca şirketlerin iflası, müthiş bir ekonomik krizin dev adımları duyulmaya başlanmış, küresel alacaklılar kapıya dayanmıştır.

Adaletsizlik, fakirlik, işsizlik, artan zulüm Kuo’nun seçmenini de eritmeye başlayınca, durum daha da görünür hale gelmeden seçimleri imdada çağırmış,  “acil seçim” çığlığını ise müttefiklerinin en karanlık ismi atmıştır.

 İşte bu koşullarda gidilen seçimde ilk kez karşısına bir muhalif grup çıkarak bütün hesaplarını alt üst eder. Bununla da kalmaz başkanlığa aday olan bir isim beklenmedik bir sürprizle sinmiş, kabuğuna çekilmiş, özgüvenini yitirmiş geniş kitleleri peşinden sürüklemeye başlar. 

Öyle ki, Kuo’nun mitingleri saatlerce geciktirilerek, otobüslerle insan taşıyarak ancak doldurulabilirken, Muo’nun mitingleri milyonlarla ifade edilecek hale gelir.

1984’den bıkmış, yılmış, ezilmiş, itilip kakılmış kitleler yasaklı doping ilaçları dağıtılmış gibi ayağa kalkmış, dirilmiş,  el ele vermiş, coşkuyla zamanda sıçrama yapmaya hazırlanmaktadır.

Kuo muhalifleri seçimleri alacaklarından emin, Muo büyük bir özgüvenle hesap soracaklarını sıralarken o büyük gün gelir.

Muocular seçim sonuçlarını çaldırmamak için adeta duvar olup, Kuo’nun hırsızlarına direnirken hava kararır, sonuçlar gelmeye başlar.

Daha sandıkların büyük kısmı açılmamış, üstelik Kuo’nun en az oy aldığı kentlerin sandık sonuçları hiç girilmemişken dehşet veren görüntüler gelmeye başlar.

İşaret fişeği çetenin kıdemlilerinden Kuosmol’dandır.

Sahip oldukları binbir TV kanalının tümünün birden ekranlarında belirir ve “seçimleri biz kazandık” der demez, Kuovadistan’daki bütün kentlerde, plakalı-plakasız araçlar, tuhaf kılıklı adamlar, kadınlar, ellerinde otomatik silahlarla mermi yağdırarak  turlamaya, sloganlar atmaya, ölüm tehditleri savurmaya başlar.

Bu kez HP sessiz kalmayıp, ekranlara çıkar. “Hayır, biz kazandık. Kimse emrivaki yapmaya kalkmasın“ deyince yüreklere su serpilir.

Muocular inat ve ısrarlarını sürdürerek oylarına sahip çıkmak için nöbet tutarken bir şey olur.

Seçim sonuçlarının verilmesi kesilir. Muhaliflerin kurduğu veri sistemi çöker.  Muo ve Kuocu siyasiler hep birden sessizliğe gömülürken sadece çete elemanlarının silah sesleri duyulur.

Bu sırada gri bir binada, siyah takım elbiseli bir grup adam toplantıdadır.

Bazıları tanıdık yüzlerdir. Bazıları ise tamamen yabancı!

Kuo endişeli, HP ve muhalefet grubu gergin, Kuo’nun büyük ortağı, gladyo grubunun temsilcisi Dog rahat görünmektedir.

O sırada Kuo’nun, Dog’un rahatlığından tedirgin olduğu anlaşılmaktadır.

Pazarlığın sonucunda, Kuovadistan’ı yönetenler ve yabancı yüzler,  içerideki ve dışarıdaki büyük sermayenin çıkarları, komşu topraklardaki kanlı yatırımların temsilcileri olarak uzlaşmıştır.

Ancak Kuo, Dog’la aralarındaki güç dengesinin değiştiğinin, bu vartayı atlatınca onunla da mücadele etmesi gerektiğinin farkındadır. Aslında gerginliğinin bir nedeni de budur.

İtiraz eden muhalif güçlerin susturulması ise hiç mesele değildir. Ne de olsa Kuo’nun hükmettiği toprakların tarihi; soykırımların, katliamların, sıradan insanların komşularını kestiği kanlı hikayelerin tarihidir.

1984 denen o uğursuz zamanda da benzer katliamlar gerçekleşmiş, topluma gözdağı verilmiştir. 

Kamera biraz daha yaklaşınca, taraflar arasındaki anlaşmaya rağmen, pazarlıkta küçük bir sorun çıktığı anlaşılır.

Yabancı yüzlerin seslerini yükselttiği , muhalefeti adeta azarlayarak bu rejime küresel operasyonları için ihtiyaçları olduğunu, Kuo’yu denetleyecek olanın da Dog olduğunu deklare ettikleri duyulur.

HP ve beraberindekilerin itirazı kısık ama sert bir tonla “o zaman kitlenizin boğazlanmasına razı olacaksınız. Dışarıdaki silah seslerini duyuyorsunuz değil mi” sözleriyle bastırılır.

Ama bir sorun vardır. Muo ve muhalifler liderlerden Volfine asla kabul etmemektedir. İşi şansa bırakmak istemeyen yabancılar, pazarlığın kesinleşmesi için  özellikle Muo’nun sonucu kabul ettiğini duyurmasını isterler.

Muo’nun cılız direnişi de, dökülecek kandan tek başına sorumlu olacağı ve siyasi hayatının biteceği hatırlatmasıyla kırılıverir.

Zaten tarihin kaydına girmiş bütün katliamlarda suç ortağı olmuş HP, sert bir mücadeleyi göze alacak ne cesarete ne de ideolojiye sahiptir.   

Muo, HP’li arkadaşlarının razı olduğunu görünce hem kendini tam bağlamayacak hem de kabul ettiğini duyuracak bir yöntem olarak kitlesinin karşısına çıkmadan, mesaj atmayı seçer.

Süren pazarlıkta  Muo ve HP’nin talebi,  Kuo’ya verilen sürenin netleşmesidir. Ancak ondan sonra kitlesinin karşısına çıkıp kabul ettiğini açıklayacağını belirtir.

Sorun Kuo’ya verilen sürenin 500 gün olmasında anlaşılarak çözülmüş, Volfine sessizce evine çekilmeye, Muo destekçilerinin karşısına çıkıp eline verilen kağıdı okumaya razı olmuştur.

Gecenin karanlığında, silahların gölgesinde oylara sahip çıkmak için kuyruk olmuş halk ise henüz satıldığının farkında değildir.

O sırada binbir kanalın tekmili birden Kuo’nun zafer konuşması yapmak üzere Kuomal’a doğru harekete geçtiğini duyurur.

Ancak elbette ki  aktörlerin rollerini oynayıp oynamayacağı, sözlerini tutup tutmayacağı,  yönetmenin değişip değişmeyeceği, sahne ve dekorun nasıl olacağı henüz belli değildir.    

Gerçeğe dönersek…

Şuraya önce, Yeniçağ gazetesinden Arslan Bulut’un bugünkü yazısından kısa bir bölümü bırakıyorum.

“Özetle, seçim sonuçları, bana ‘millet iradesinin yansıması’ olarak görünmüyor! İnandırıcı değil. Aksine bu sonuçların, ‘devlet iradesinin yansıması’ olduğuna dair kuvvetli bulgular var! ‘Türkiye'de devlet iradesi mi kaldı? Amerikan devletinin iradesi olmasın?’ diye düşünenler de var elbette. Haksız da değiller ama Türkiye, güçlü bir devlettir dostlar!”

Artık Amerika mı, Rusya mı orasını bilemiyoruz ama yanıtlanması gereken çok soru var.

Deneyimli gazeteci arkadaşımız Güventürk Görgülü, seçim gecesine ilişkin bu önemli soruları bir araya getirip, Twitter’den Muharrem İnce’nin yanıtlamasını istedi.

Onları aktarmadan önce bir iki küçük not eklemekte ve hafıza tazelemekte  yarar var.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun referanduma ilişkin iki yıl sonra açıkladığı hilede, tek adam rejimini kabul ettiren fark 1.379.934’dü. Tam da bugün Erdoğan’ın başkanlığını ilan etmesini sağlayan oy farkı kadar.  Ne tesadüf?!  

Yine Kılıçdaroğlu Fox TV’de İsmail Küçükkaya’ya “YSK’ya çöreklenmiş bir yapı dedi ki ‘Evet‘ çıktı. Devletin parası, uçağı her şeyi kullanıldı. Ona rağmen başarılı olamadılar. Önlemini alacağız. Bugünden bütün altyapıyı oluşturuyoruz. Sandığa gideceğiz. 2019’da bu ülkeye gerçek anlamda demokrasiyi getireceğiz” demişti.

Referandum hilesini aynı kanalda aynı isme açıklayan Kılıçdaroğlu gibi, Muharrem İnce’nin de “adamın kazandığını” aynı isme açıklaması bir başka tesadüf olsa gerek. 

Yoksa bizler bugüne kadar  gazetecilerin devlet işlerine bulaştığına, meslek dışı derin ilişkiler kurduğuna falan hiç tanık olmadık! 

Neyse asıl konumuz sorular…

Görgülü’nün 9 sorusuna iki soru da ben ekleyeyim.

1-Kullanılan oy sayısı ve geçersiz oy sayısı ne kadar?

2-YSK, hiçbir rakam vermeden Erdoğan’ın kazandığını nasıl açıklar?

3- Muhalefetin gündemi  hiçbir meşruiyeti ve hukukiliği olmayan seçimlere ve değiştirilen rejime odaklaması gerekirken neden tersini yapmaktadır?

Bu sorular yanıtlanana kadar herkesi, CHP, HDP, SP Ve İYİP ile Muharrem İnce’den cevap istemeye çağırıyorum.

İşte Güventürk Görgülü’nün yönelttiği kritik sorular:

1- Muhalefetin son derece iddialı şekilde hazırladığı Adil Seçim Platformu internet sitesi ve CHP’nin sayım sistemi dün gece saldırıya uğrayarak mı çöktü yoksa teknik yetersizlik nedeniyle mi çalıştırılamadı?

2- Sistemler saldırı sonucu çökertildiyse bu saldırıyı sizce kimler ve neden gerçekleştirdi, pek çok uyarıya rağmen neden önlem alınmadı? Eğer sorun teknik yetersizlik ise bunun sorumluları kimlerdir?

3- Gece basın toplantısı düzenleyerek önde olduğunuzu söyleyen Bülent Tezcan ve arkadaşları ile İst. İl Bşk. Canan Kaftancıoğlu ve diğer partililer halka yalan mı söylediler, neden?

4- Ak Parti sözcüsü Mahir Ünal, sizce neden seçim sonucunu kabul etmeyerek bir takım olaylar çıkmasına neden olabilecek muhalefet liderlerinin çıkan olaylardan sorumlu olacağını belirten bir açıklama yapma gereği duydu?

5- YSK Başkanı saat 02:15'te basın toplantısı yaparak “Sayın Erdoğan salt çoğunluğu sağlamıştır “ dedi ancak oran paylaşmadı. Dana sonra partilileriniz de "Elimizdeki tutanaklar YSK ile uyuşuyor” dedi ama oran vermekten kaçındı. Sabah 2:30 itibariyle oranlar neden paylaşılamadı?

6- Adil Seçim Platformu ve CHP seçim sistemine tüm ıslak imzalı tutanaklar girilerek sonuçlar hesaplandı mı? Yoksa sisteminiz kilitlendiği için çalışmayı kesip YSK sonuçlarını veri olarak mı kabul ettiniz? Hesabı tamamladıysanız sonucu siz veya CHP’li yetkililer neden paylaşmadı?

7- Basın toplantısında “Ben tutanak peşinde koşuyordum zamanım yoktu” dediniz. İ. Küçükkaya ile mesajlaşacak zamanı bulurken en azından Twitter hesabınızdaki 4,7 milyon takipçinize 280 karakterlik bir mesaj yazmaktan veya beş dakikalık bir açıklama yapmaktan szi alıkoyan neydi?

8- Basın toplantısında "Oy çalmışlardır ama aradaki fark 10 milyon, bunu çalamazlar" dediniz. Seçimi birinci turda bitiren oy miktarı 10 milyon değil 1,3 mlyon olarak görünüyor. Dediğiniz manipülasyon miktarı ne kadar olabilir?

9- Sizin ve CHP'nin dün geceki tavrından sonra önümüzdeki seçimlere katılım oranının ve sandık denetimi için seferber olan insan sayısının bir daha bu noktaya ulaşabileceğini düşünüyor musunuz?