Şeker getirip bonzai gönderiyoruz



Artı Gerçek

Radikal İslamcıların ‘günahlar’ listesinde uyuşturucu yer almıyor.


Birkaç gün önce Diyarbakır’ın Lice ilçesinde cezaevi aracında 8 kilo esrar yakalandı.

Cezaevi aracından daha güvenli bir araç bulacak değillerdi ya… Ama muhtemelen sevkiyattan pay alamayan birilerinin ihbarı işi sekteye uğratmış.

Söz konusu uyuşturucuyu ‘mevcutlu’ olarak teslim noktasına götürenlerin biri Lice İlçe Jandarma Komutanı, üçü uzman çavuş 4 asker.

“Bana her şey 90’ları hatırlatıyor” başlıklı yazımın daha mürekkebi kurumadan bu haber düştü önüme. Uyuşturucu trafiğine bakıldığında ara sıra yakalanan polisler olsa da çavuşların bayağı uzmanlaştığı görülüyor. Uyuşturucu ile yakalanan güvenlik görevlilerinin çoğunun Kürt illerinde görev yapması ise bir başka önemli nokta.

Uzun yıllardan beri Kürt illerinde uyuşturucu ve kadın ticaretinde uzman çavuşların en önemli rolü üstlendiği iddiaları hep dile getiriliyordu. Son zamanlarda bu kadar ortalığa dökülmesinde mafyatik suç örgütlerinin dışında kalmış küçük grupların da cesaret bularak hukuksuz iklimden faydalanmaya kalkışmaları olabilir. Yakalanmalarında da…

Bu arada ‘uzman’ların Jandarmaya, jandarmanın da polisler gibi "Uyuşturucu satıcısının ayağını kırmayan polis görevini yapmamış demektir" sözleriyle tartışma yaratan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya bağlı olduğunu hatırlatmak gerek.

Soylu’nun aynı konuşmada “en çok uyuşturucu yakalayan ülke” olmamızla övünmesi, Türkiye’de uyuşturucu yaşının 9’a kadar indiği gerçeğini örtemiyor.

Soylu, Türkiye’nin niye en çok uyuşturucu yakalanan ülke olduğu, niye 90’lı yıllardan bu yana bütün uluslararası raporlarda “Balkan Hattı” diye anılan uyuşturucu güzergahının ‘kilit ülkesi’ olma gerçeğinin değişmediğini ve niye son yıllarda hedef ülke konumuna geçtiğini açıklamadı elbet.

HDP Siirt milletvekili Meral Danış Beştaş, 10 gün önce konuyu Meclis’e taşıyarak Soylu’ya şunları sordu:
“Lice Merkez Jandarma Karakol Komutanı’nın da aralarında bulunduğu 4 rütbeli asker, operasyon kapsamında yakalanan 8 kilogram civarındaki uyuşturucu madde ile ne yapmayı planlamaktaydı. Bu konuda elde edilen bulgular nelerdir?

Uyuşturucu maddelerin Batı illerine aktarımı bizzat Lice Jandarma Karakolu Komutanı tarafından mı gerçekleştirilmekteydi?

Bakanlığınıza bağlı Jandarma Genel Komutanlığına bağlı olarak görev yapanların uyuşturucuyla anılmasının izahı nedir?

Bakanlığınızın uyuşturucu suçlarına yönelik başlattığı mücadele kapsamında yürütülen çalışmaları, birimlerinizde görev yapanların bu suça bizzat dahil olduğu nazara alındığında başarıya ulaşması mümkün olabilecek midir?”

Beştaş’ın sorusunun yanıtını BM ve Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi’nin (EMCDDA) raporlarında bulmak mümkün.

BM Uyuşturucu Raporu’na göre özellikle Güney ve Doğu Avrupa’da yükselişe geçen eroin ve morfin trafiği, Türkiye ve Bulgaristan gibi ülkeler üzerinden Avrupa'ya yayılıyor. El konulan uyuşturucu maddeler üzerinden hazırlanan rapora göre dünyanın en büyük uyuşturucu rotası Afganistan, İran, Türkiye ve Balkan ülkelerinden oluşuyor. “Opiat” denilen sentetik uyuşturucuların çoğu Türkiye’den Bulgaristan’a kaçırılırken, Romanya ve Macaristan üzerinden Orta ve Batı Avrupa’ya geçiriliyor. Avrupa’ya giden eroinin yüzde 80’i Türkiye’den geçiyor.

Afganistan’da radikal İslamcı Taliban’ın kontrolünde üretilen afyon, İran üzerinden Türkiye’ye ve Avrupa’ya yayılıyor.

Bir başka ilginç bilgi de Doğruluk Payı’nın 2018 raporundan.

Uyuşturucudan ölümler 90’lı yıllardan 2000 yılına kadar artış göstermiş, 2000’den sonra 2010 yılına kadar düşmüş. Ama sonra yeniden yükselişe geçmiş. Raporda dikkat çeken önemli bir başka not da 2016 yılına gelindiğinde uyuşturucu kullanımına bağlı ölümün alkole oranla artış göstermesi.

Bu yükselişte sentetik uyuşturucuların ucuz olmasının yanısıra İŞİD, Taliban gibi örneklerde görüldüğü üzere radikal İslamcıların ‘günahlar’ listesinde uyuşturucunun yer almaması da etken.  

Türkiye’de yükselişte olan yalnız uyuşturucu meselesi değil, insan ticareti de neredeyse gözümüzün önünde yapılıyor. Kıyı illerde soğukta, yağmurda parklarda toplanan onlarca sığınmacının, belediye ya da aktivistler tarafından yardım çağrısını ret ettikleri ve “akrabalarımız gelip alacak” dedikleri anlatılıyor. Birkaç gün sonra hepsi birden ortadan kayboluyor ve ya bir teknede yakalanıyor ya da cansız bedenler bulunuyor.

Roberto Saviano uluslararası suç örgütleri, uyuşturucu, kara para aklama konularında uzman bir yazar. Mafyadan ve bağlantılı güçlerden aldığı ölüm tehditlerine rağmen yazmaktan vazgeçmeyen Saviano, Euronews’e verdiği röportajda daha 2017 yılında bakın neler demiş:

“Akdenizi geçen her bir bot karteller tarafından yönetiliyor. Sadece İtalyan çeteleri değil, dünyanın her bir yanından… Türkler, Libyalılar, Lübnanlı gruplar, insan ticaretinden büyük meblağlar kazandı. Avrupa’nın ise bu dinamiklerle ilgili en ufak bir fikri yok. Kartellerin adına çalıştığı ve Suriyelilerin Avrupa’ya adım atmalarını sağlayan Türk mafyası, aynı grup Afganistan’dan gelen eroini de dağıtıyor. DAEŞ mesela, cezai faaliyetlerde kar amaçlı üç temel kaynağa sahip: Fidye, petrol ve sanat eserleri. Dördüncü alanda ise uyuşturucu ticareti. DAEŞ, Arnavutluk’ta meta amfetaminden oluşan Captagon isimli haplar üretiyor.”

Yine EuroNews’de bu ayın 17’sinde OECD bünyesindeki FATF tarafından yayınlanan kara paraya ilişkin rapora yer verildi. Raporda Türkiye’nin izlemeye alındığı, önümüzdeki bir yılda eksikliklerini gidermemesi halinde ‘uluslararası gri listeye alınabileceği’ belirtiliyor.

Söz konusu raporu “Kara para kaderimiz mi?” başlıklı yazısında aktaran Artı Gerçek yazarı Eser Karakaş çok önemli noktalara vurgu yapıyor:  

"Toplamda 40 tedbir tavsiyesinin verildiği raporda, Türkiye'nin coğrafi konumu itibarıyla uyuşturucu, göçmen, insan ve yakıt kaçakçılığından kaynaklanan ciddi kara para aklama riskleriyle karşı karşıya olduğuna dikkat çekildi.

Unutmayalım, Türkiye OECD üyesi bir ülke, bu raporların yazılmasına bir biçimde katkı yapıyor ama buna rağmen, Türkiye’nin itirazına rağmen bu rapor yayınlanıyor.

Rapordaki çok kibar ifadelerin kökeninde de Türkiye’nin OECD üyesi olması yatıyor muhtemelen.”

Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün (Transparency International) 2018 yılı Yolsuzluk Algı Endeksi'nde (CPI) Türkiye’nin son beş yılda 9 puan kaybederek 14 basamak gerilemiş olmasını da buraya ekleyelim.

Bu da 'kısmen özgür' statüsünden 'özgür olmayan' ülkeler kategorisine düşen Türkiye’de hukukun üstünlüğünün yitirildiği, bağımsız medya ve sivil toplumun hareket alanının daralması demek.

Her tür denetim ve dengeden yoksun hele bir de ekonomik kriz içindeki bir ülkenin uyuşturucu, insan kaçakçılığı gibi yasadışı yollardan giren kara parayı önlemesi mümkün olabilir mi? 

Neyse işte, böylece tarihte ilk kez şeker alıyoruz, buğday alıyoruz hatta saman alıyoruz;  bonzai, eroin, esrar falan da gönderiyoruz.

YAZARIN TÜM YAZILARI