Montrö’ye yönelik eleştirilerini bir bildiri ile kamuoyuna duyuran 104 emekli amiralle ilgili koparılan fırtına şimdilik durulmuş gibi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu bildiriyi, ‘Tanrı’nın yeni bir lütfu’ olarak görüp nemalanmaya çalıştı ve bunu bir darbe deklarasyonu olarak ilan etti ama bu iş de kof çıktı.  

Mahkeme, ‘Hadlerini bildirin’ talimatıyla derdest edilen 13 emekli amiralden hiçbirini tutuklamadı. Saray’ın hiddetini de boşa çıkartmamak adına yurt dışına ve il dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol şartıyla tümünü serbest bıraktı. 

Elbette tek adamın iradesine yönelik toplu bir eleştirinin de bir bedeli olmalıydı. En azından, bundan sonrası için bu gibi çıkışlara yelteneceklere bir mesaj verilmeliydi. Özellikle kötü koşullarda uzatmalı gözaltılar ve adli kontrolle bu sağlanmış oldu. 

Bu meselenin üzerinde yeniden tepinmek gereği görülürse yeniden ısıtılmak üzere konu, şimdilik beklemeye alındı!   

Saray yönetimi zaten daha ilk günden meseleyi, ‘emekli amirallerin gerisindeki güç’ diyerek CHP’ye bağlamış ve CHP yönetimini darbe kışkırtıcılığıile suçlamaya başlamıştı.

İçişleri Bakanı Soylu, bildirinin yayınlandığı gün yaptığı müthiş açıklama ile 4 emekli generalin CHP’ye üye olduğunu keşfetmesi bu bağlantı için yeterli sayılmıştı.

Bu dehşetengiz keşif sayesinde Erdoğan’ın “Darbe kokan bildirinin arkasında CHP’nin olduğunu” iddia etmesi kolaylaşmıştı!

Meseleyi, CHP’ye kapatma davası için adeta Cumhuriyet Başsavcısı’nın dikkatini çekecek kadar ileriye götürmüştü: 

"Türkiye, daha 15 Temmuz acısının yaralarını saramamışken, bir grup emekli askerin aslı astarı olmayan meseleler üzerinden milli iradeyi, ülkenin seçilmiş yönetimini tehdit etmelerini küçümseyen, darbecinin ta kendisidir” demişti.

BAHÇELİ DE CHP’NİN KAPATILMASI MESAJI VERİYOR AMA!

Erdoğan bunları söyler de küçük ortağı hiç susar mı?

O da ertesi gün konuşmaya başladı ve adeta CHP’nin kapatılması çağrısı yaparcasına esti gürledi.

CHP yönetimini, “bir kez daha darbe hasreti çeken çapulcularla birleşmekle” suçladıktan sonra 4 Nisan bildirisinin görünmeyen imzasının Kılıçdaroğlu’na ait olduğunu da bu suçlamalara ekledi. O da Cumhuriyet Başsavcısı’na doğrudan seslenerek, “CHP yönetimi, demokrasi için ağır bir tehdittir. CHP yönetimi, Türkiye siyasetinin ayrık otu, çıban başıdır.” sözleriyle adeta, “CHP kapatılmalıdır” diye bağırdı.

Önce Erdoğan, arkasından da ortağı Bahçeli CHP’yi darbecilikle, darbe seviciliği ile suçladılar ama daha da ileri gidemediler.

Evet, iki ortak HDP gibi CHP’nin de kapatılmasını canı gönülden istiyor. Muhalefetsiz, eleştirisiz, biatçı bir toplumun hasreti içindeler ama ne yaparlarsa yapsınlar, ne söylerlerse söylesinler bu bir türlü olmuyor. 

Bırakalım CHP’nin kapatılmasını HDP’yi bile kapatabilecekleri şüpheli.

Meşruiyet diyorlar ya! 

Kapatmak istedikleri partiler ülkenin aşağı yukarı yüzde 35-40’lık bir kesimini temsil ediyor. Değil parti kapatmak, bu konuyu fazla dillendirmek bile iktidarın meşruiyetine gölge düşürür.

Kendisine yönelik diktatör suçlamalarına karşı Erdoğan, bugün bile seçimle işbaşına gelmiş olmasını en büyük koz olarak kullanıyor. Seçimlerin hukuka uygunluğu ya da özgür ve adil bir ortamda yapılmış olması tartışmalı da olsa bundan meşruiyet devşiren bir iktidar, kendi bindiği dalı kesebilir mi?

İKTİDAR, BU ANA MUHALEFETİ NİYE KAPATMAK İSTESİN?

Kaldı ki, ülkenin tek gerçek muhalefet partisi olan HDP’nin kapatılmak isteniyor oluşunu bir tarafa bırakalım, iktidar bu ana muhalefet partisini niye kapatmak istesin?

Ülkede askıya alınmış hukuk ve Saray’ın uzantısı, talimatla çalışan bir yargı sistemine rağmen bütün yaptığı suç duyurusunda bulunmak, AYM’ye başvurmak ve basın toplantısı düzenlemek olan bir muhalefetten söz ediyoruz.

Bir de Saray’dan yönetilen ve hiçbir yasama ve denetleme fonksiyonu kalmayan Meclis’te yapılan, arşiv değerinden başka bir yararı olmayan konuşmalar ile soru önergeleri var.

Ana muhalefet, ülkeyi yönetemeyen, iyice yalpalayan ve hiçbir soruna çözüm getiremeyen bu iktidarın adeta şamar oğlanı gibi. Ülkenin içinde bulunduğu feci sorunların üzerini örtmek konusunda iktidara verdikleri destekleri de göz ardı etmemek gerekir.

Ülkede her şey iktidar lehine kullanılsa da iktidarın oyları erimeye devam ediyor. 

Bu nedenle Saray yönetimi, amiraller bildirisi gibi bir bahanenin üzerine atladı, yeniden mağdur rolü oynadı. Daha önce HDP’ye karşı yürüttüğü kriminalize etme politikasını şimdi de CHP’ye saldırarak uygulamaya koyuyor ve iktidarının ömrünü uzatmaya çalışıyor.

Yakın zamanda Gare fiyaskosu, Boğaziçi Üniversitesi saldırısı, Gergerlioğlu’nun özelinde  dokunulmazlıklar meselelerini lütuf gibi kullanmaya çalıştı ama bunlardan yarar değil zarar gördü. 

Muhalefetin ve kamuoyunun bu hikayelerden türetilen mağduriyetlere artık karnı tok.

Aynı şekilde AB’ye verilen Mavi Vatan tavizi, ABD’nin ve Biden’in desteğini sağlayabilmek adına gündeme getirilen Montrö tartışmaları ve emekli amirallerin bildirisiyle ilgili operasyon da tutmadı. 

Ukrayna - Rusya çatışmasına dahil olarak Moskova’ya tavır koyma hevesleri de boşa çıktı. Hatta, “Montrö’ye dokunma, Ukrayna’ya karışma” diyen Putin’in telefonu ile bu girişim ters tepti. İktidar, hemen geri adım atarak, ”Biz zaten barıştan yanayız” hikayeleri anlatmaya koyuldu. İnanan olursa tabii...

Şimdi acilen yeni bir kriz konusu, yeni bir üzerinde tepinilecek hikaye aranıyor.

Krizsiz yaşayamayan iktidara yeni bir kriz ve yeni bir mağduriyet sebebi lazım.

Hem de çok acele!

Oylar, destekler çok hızla düşüyor.