Şu son bir yılda olup bitenler başınızı döndürmüyor mu? Hele son onyılda yaşananları düşündükçe nefesiniz kesilebilir...

Onyıllık dönemler, zaman dilimlerini kategorize etmeye ve bu dönemde olanları değerlendirmemize yarıyor. Sadece kendi coğrafyanızda yaşananları değil, dünyanın, insanlığın geçirdiği değişimi ve koşullarını anlamak açısından.

Türkiye’nin durumu belli. Son onyılda demokrasi karnesinde hızla gerileyerek dünyanın en kötüleri arasına girdi.

Ancak dünyada da 2010’lar, teknolojik gelişimin hayatın her alanını dönüştürmesiyle birlikte demokrasi, eşitlik ve haklar açısından sorunlu bir dönem olarak anılacak.

Yılın son gününde maksadım, moral bozmak değil. İleriye bakmaya çalışmak.

Kendi bulunduğumuz yerden, geriye bakarak bunu yapmak zor. En büyük sorunumuz zaten kafayı kaldırıp ileriye, uzağa, hatta etrafımıza bakamamak.

2020’ler neler getirebilir? Dünyada nelerin konuşulduğuna bakıp biraz kendi deliğimizden çıkalım...

GELECEĞİN BATIK ŞEHİRLERİ BUGÜNÜN KONFORU ÜZERİNE KURULU

The New York Times, farklı alanlardan uzman isimlere “Dünya, 2030’da neye benzeyecek” diye sormuş. Bilim insanlarından yazarlara, hepsinin gelecek öngörüsünde iki konu öne çıkıyor:

İklim değişikliği ve otomasyonun etkileri.

ABD’nin Ulusal Güvenlik Dairesi (NSA) eski çalışanı, yazar Edward Snowden’den çarpıcı bir cümleyle başlayalım:

Geleceğin batmış şehirleri, bugünün kolaylıkları üzerine kurulmuş olacak.”

Neden? Snowden, veri merkezlerindeki elektrik kullanımının korkunç bir büyüklüğe eriştiğini, önümüzdeki 10 yılda küresel elektrik tüketiminin yüzde 10’unu oluşturacağını söylüyor. (Not: Veri merkezleri, bilişim teknolojisiyle alakalı her operasyonun ve ekipmanın bulunduğu yerler.)

İklim değişikliğinde tüm dikkatler fosil yakıt üretimi ve tüketimine yönelik. Ancak Snowden, hayatın her alanına giren bilişim sektörüne dikkat çekiyor.

Veri merkezlerini soğutmak için daha fazla elektrik gücüne duyulan ihtiyaç, küresel ısınmaya etki edecek. Elektronik mallar ucuzlaşıp kullanıp atma eğilimi yaygınlaştıkça bu aletlerin doğaya saldığı zararlı maddeler artacak.

Snowden, teknolojik değişimle çevresel değişime aynı derecede ilgiyi göstermek gerektiğine inanıyor. Zira bu gidişle internet de zenginlerin, doğanın kaynaklarını daha da fazla kontrol ettiği bir silaha dönüşebilir.

KÜRESEL EKONOMİK KRİZ VE YENİ NESİL TERÖR

Küresel ekonomide vaziyet hiç parlak değil. Ekonomi gazetecisi Alexandra Scaggs, 2030’da 12 trilyon dolarlık bir borç balonunun patlayacağını ve bildiğimiz anlamda ekonomik düzenin sonunun geleceğini öngörüyor:

Çalışanların çoğu, teknolojinin yönlendirdiği şirketlerin heveslerine göre hayatlarını sürdürmek zorunda kalacak. Yönetim kurullarının temkinliliği ve işçi dayanışması dışında tam zamanlı işleri bir norm olarak sürdürebilen pek kalmayacak. Bu durumda insanlar nasıl geçinecek?

Dünya giderek kalabalıklaşır ve fakirleşirken 2020’lerde şehirler, iş yerleri ve evler daha “akıllı” olacak.

Siber güvenlik uzmanı P.W. Singer, daha otonom ve gözetleyici internete uzanan yolun sıkıntılı olacağı görüşünde. Ekonomi, siyaset hatta aile hayatı, giderek “akıllılaşan” sistemlere ayak uydurabilmek için zorluk çekecek.

Singer, “robotların istilası” gibi klişelerdense, popülist öfkenin yükselişine dikkat çekiyor. Yani 2010’larda dünyanın her yerinde şahit olduğumuz sağ politikaların yükselişi devam edecek gibi. Bu kadar çok yönlü ve hızlı değişim, yeni suç türlerine de yol açabilir. Yeni nesil terörizm, koca bir şehrin ağlarına erişip rehin alabilir.

DAHA İYİ BİR DÜNYA İÇİN DAHA ÇOK UĞRAŞ

Ekonomist, yazar Dambisa Mayo, 2030’da dünya nüfusunun 9 milyara ulaşacağını hatırlatıyor. Bu rakam, 1960’ların nüfusunun tam üç katı demek...

En çok Güney Amerika, Hindistan, Afrika gibi en fakir bölgelerde olacak bu artış. “Uluslararası işbirliği, ulusal çıkarın önünde tutulmazsa, dünya, daha büyük küresel çatışmalara neden olacak bu nüfus patlamasına hazırlıksız yakalanacak” diyor, Mayo.

Uzmanların 2030’lar projeksiyonu, yeni onyılda nasıl bir dünyaya doğru gittiğimizi anlamak için bir araç. Fakat şu anda Türkiye’nin gündeminde olan konulara bakınca, arada değil onyıl, bir yüzyıl fark var gibi geliyor...

Anlamak çok zor değil. Hepimiz dünyayı etkileyen teknolojik, ekonomik, ekolojik değişimlerden etkileneceğiz.

Belli ki daha refah, daha adil bir yaşam için her zamankinden fazla uğraşmamız gerekiyor.

İşin en acısı, bilimsel gerçeklere rağmen yönetenler, günü kurtarmak için yanlış seçimlerde ısrar ediyor.

Alın işte, Kanal İstanbul bunun son örneği.

Fazlasıyla kalabalıklaşmış bir şehirde, ekolojik dengeleri alt üst edecek bu tip icatları değil desteklemek, önermek akılla bağdaşmıyor. Tartışmak için harcadığımız zamana yazık!

2020’de “neyi, nasıl korursak, hangi yöne hareket edersek daha iyi, daha yaşanabilir bir hayat kurabiliriz?” sorusundan, çabasından vazgeçme şansımız yok.

Sadece sandık başına giderek değil, itirazlarımızı dile getirmek için kuyruklara girmeyi göze alarak...

Daha fazla ifade özgürlüğü için ısrar etmekten vazgeçmeyerek...

Sıkıyönetimi aratmayan koşulları ve dayatmaları reddederek...

Dini dogmalarla değil, bilim, ahlak ve aklın yolundan şaşmayarak...