Öyle bir karanlıktayız ki avukatlar adalet için, Türkiye’nin üçüncü büyük partisi demokrasi arayışı için yollarda. Gazeteciler, bu hafta görülecek davalar için çağrılar yapıyor, adliye önünde buluşuluyor.

Gazetecilerin karşılaştıkları sorulardan biri “Türkiye’de gazeteciler hangi haberleri yaparsa hedef gösteriliyor, tutuklanıyor?”

Sorunun kendisi bile utanç verici. Çünkü gazetecilik, güç sahiplerinin keyfine, tanımlarına ve kısıtlamalarına göre yapılamaz.

Basın özgürlüğünün sınırları, ancak basın yasaları ve etik kurallara göre belirlenir. “Şunu yazarsam, söylersem başım fena belaya girer” diye düşünmeye başladığınız anda görevinizi yapamaz hale gelirsiniz.

Öte yandan bu sorunun tek ve net bir yanıtı yok. “Muhalif ve eleştirel olmak, iyi gazetecilik yapmak” desek, eksik kalır. Zira iktidarın hoşuna gitmeyen, eleştirel haber yapan gazeteciler, büyük zorluklara rağmen hâlâ var. Ancak alanları daha da daralıyor.

Başınızın “belaya girme derecesi” kimliğinize, popülaritenize, çalıştığınız kuruma, el attığınız konuya, hatta yanlış basılan bir fotoğrafa, başlığa göre bile değişebiliyor. Ragıp Zarakolu’nun, hiçbir darbe çağrışımı olmayan yazısı üzerine Artı Gerçek ve Evrensel gazetesine de soruşturma açılması gibi.

Hukukun demokrasinin değil kaosun geçerli olduğu ortamda, Cumhuriyet davasında olduğu gibi, aynı kurumda çalışanların güç mücadelesine de kurban gidebiliyorsunuz.

HUKUK, KURAL, İLKE YOK

Türkiye’de gazetecilik yapmayı, mayın tarlasında yürümeye benzetiyorum: Tehlikenin sınırları belirsiz. Neyin, nereden patlak vereceğini bilmiyorsunuz. Çünkü hukuk, kural, ilke yok.

Soruşturma mı açılacak? Yayın cezası mı gelecek, yoksa “sadece” haber linki mi kaldırılacak? Sosyal medya ve Saray silahşorlarınca hedef mi gösterileceksiniz? Ya da gözaltına alınıp tutuklanacak mısınız?

Tüm bunlar, belirsiz...

Hedef haline getirilen gazetecilerde tek bir ortaklık öne çıkıyor: Erdoğan ailesi, tek adam rejimi, AKP ve tedarikçilerinin yanlışını, eksiğini, oyunlarını ortaya serecek ya da sarsacak bir bilgiyi/haberi paylaşıp geniş kitlelere ulaştırmak.

Biliyorsunuz Libya’da öldürülen MİT görevlisinin cenazesini haber yapan ve sosyal medyada tvitleyen toplam altı gazeteci, Mart başında tutuklandı.

OdaTV’den başlayıp Yeni Yaşam ve Yeni Çağ’a uzanan operasyonda gazeteciler, MİT görevlisine dair bilgileri ifşa etmekle suçlanıyor.

Tabii böyle birşey yok. Çünkü sözkonusu MİT görevlisinin ölümüne, kimliğine ve cenazesine dair bilgiler Meclis’te ve Facebook’ta, siyasetçiler, belediye ve muhtar tarafından paylaşıldı. Yani gazeteciler, aslında “eski” bir haberi haberleştirdikleri için tutuklu!

İlk duruşmaları, yarın (24 Haziran) 10.30’da Çağlayan Adliyesi’nde görülecek.

Gazeteciye “amasız, fakatsız” sahip çıkın.

Haberin Var Mı İnsiyatifi, tutuklu gazetecilerin avukatlarıyla bir basın toplantısı düzenleyerek suçlamaların hukuktan ne kadar uzak olduğunu ve cezalandırma mekanizmasının nasıl çalıştığını göz önüne serdi.

Gazeteciler, “MİT yasasını ihlal etmek” suçuyla yargılansa Asli Mahkeme’de görülecekti davaları. Ama sırf “kontrol edilebilen” Ağır Ceza baksın diye TCK 329, yani “devletin gizli bilgilerini ifşa etmek” gibi katalog bir suçla mahkemeye çıkarılıyorlar.

Bu arada gazeteci Erk Acarer, ifadesine bile başvurulmadan iddianameye ekleniveriyor. Sabah gazetesi ve savcılık ortaklığıyla kaleme alındığı anlaşılan iddianamenin kendisi bir hilkat garibesi. “Suçun unsurları” yazılırken Yargıtay 16. Ceza’nın Enis Berberoğlu’na dair kararından kısımlar kopyalanıp yapıştırılmış!

İşin acı yanı, bunlar artık bizleri şoke etmiyor.

Gazeteciye bedel ödeterek halkı sindirme, doğru bilgiden mahrum bırakma operasyonları öylesine pervasızlaştı, çeşitlendi ki...

Emine Hanım’ın çantası, Fahrettin Efendi’nin kaçak inşaatı, Çorlu davası, Albayrak’ın mail kutusu derken Müyesser Yıldız vakasında olduğu gibi “yazılmayan haber” üzerinden casuslukla suçlanabiliyorsunuz!

Dört günde 19 habercinin yargılanıyor olması bile durumun vehametini ortaya koyuyor. Gazetecilere amasız, fakatsız sahip çıkın. Onlara yapılan, aslında sizin haber alma hakkınızın gasp edilmesinden başka bir şey değil.