Deprem, ahlaksız paylaşımlar ve insanlık dışı yalanlar

28.01.2020 00:02

Sosyal medyayla yapılan sözde 'etkin mücadele'nin sebebi açık: Soru sorulmasını, hesap verilmesini, yanlışların ortaya çıkmasını ve konuşulmasını engellemek.

Arama kurtarma çalışmalarında eksiklikleri, yanlışları dillendirmek suç olabilir mi?

İnsanlar, yıkıntıların altında can derdindeyken iktidarı ve politikalarını eleştirmenin zamanı mı?

Hatta, CB Erdoğan’ın sözleriyle “ahlaksızlık” mı?

Hayır. Çünkü tam da böyle zamanlarda yönetenler, kurumlar eleştirilir. Acı ve öfkenin etkisiyle insanlar, eleştiri sınırını aşan yorumlar da yapabilir.

“Hadi biraz zaman geçsin, soğusun mesele de öyle konuşalım” denmez. Zaten böylesi, sansüre girer.

En azından sağlıklı bir demokraside işler böyle yürür.

Resmi açıklamalara göre Elazığ depreminde 41 yurttaşımızı kaybettik, 1607 yaralı var, 72 bina kağıttan ev gibi yıkıldı.

1023 bina, ağır ve orta hasarlı. Kimbilir, belki daha fazlası...

Deprem sonrası yapılması gereken, doğru, iyi işleri tabii ki takdir edeceğiz.

Ancak bu kadar can ve mal kaybı olmadan atlatabilecek bir afet sözkonusuysa elbette eleştireceğiz.

Hatta bu durumda eleştirmemek, alkışlamak “ahlaksızlık.”

Bilim insanlarının depremi noktasına kadar bildiği, önceden defalarca uyardığı ve yeterince önlem alınmadığı aşikar.

Sadece bu bilgi bile, tepki göstermek, öfkelenmek için yeter.

ELEŞTİRENE SORUŞTURMA: DEMEK Kİ HAKLILAR!

Yurttaşın; vergilerinin nereye gittiğini, yeterli önlem alınıp alınmadığını sorgulamasından daha doğal birşey yok.

Yanlış bilgi varsa düzeltirsin. En fazla “haksız ve yersiz” dersin. Fakat “ahlaksız paylaşım” diyemezsin.

Hele hele sosyal medya yorumları üzerinden tehdit etmeye, soruşturma açmaya, gözaltına almaya kalkmazsın...

Yaparsan, eleştirilerin haklılığını kabul etmiş olursun. En haksız yorumu, en galiz küfürü bile hakettiğini düşündürtürsün.

İktidar ve ortakları, depreme hazırlık konusunda iddia ettiği, göstermeye çalıştığı kadar iyiyse belgeleriyle, yaptığı işlerle kendini kanıtlar.

Böylesine bir felaket sonrasında sosyal medya avıyla gereksiz enerji harcamaz...

Oyuncu Berna Laçin’e, Kızılay ‘ın deprem sonrasında SMS ile yardım istemesine kızıp, deprem vergisini sorguladığı için soruşturma açıldı.

Gazeteci Serdar Akinan’a, AFAD’ın partizanca yapılandığını, hazırlığının düşük seviyede olduğunu yazdığı için suç duyurusu yapıldı.

Elazığ Valiliği, Akinan’ın “moral bozduğu”nu, ötesinde “insanlık dışı yalan haber” yaptığını iddia ediyor.

Gaziantep’te de iki kişi, “provokatif” paylaşımı nedeniyle gözaltına alındı.

Yetmedi, 50 kişiye "Halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak”, “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama" iddiasıyla soruşturma açıldı.

Sadece bu gelişmeler bile iktidarın zayıflığını anlamaya yeter.

Yahu dünyanın neresinde afet sonrasında böylesine uyduruk gerekçelerle, ağır ithamlarla insanlar sorgulanır, gözaltına alınır?

Sosyal medyayla yapılan sözde “etkin mücadele”nin sebebi açık: Soru sorulmasını, hesap verilmesini, yanlışların ortaya çıkmasını ve konuşulmasını engellemek.

Nedir o sorular?

BU SORULARI SORMAZSAK YAŞAYAMAYIZ

Neden “hasarlı ve oturulamaz” raporu verilen, depremde yerle bir olan Mavi Göl apartmanı gibi binalar boşaltılmamış?

Prof. Naci Görür gibi değerli bilim insanlarının uyarıları neden umursanmamış?

Neden deprem bölgesinde bazı insanlar, haberlerde adlarını vermeye çekiniyor?

Neden yardımın eşit dağıtılmadığı iddiaları çıkıyor?

Deprem, Elazığ gibi nüfusu az olan bir kentte değil, nüfusu yoğun, ulaşması zor başka bir yerde olduğunda nasıl müdahale edilecek?

Deprem uzmanları uzun süredir uyarıyor, İçişleri Bakanı Soylu da İstanbul’da 7.5 şiddetinde bir deprem beklendiğini açıkladı... Senaryolar üzerinden “kompleks” bir çalışma yapılıyormuş.

Acaba bu “senaryolar”a CHP’li belediyeler, bilim insanları dahil ediliyor mu?

Yoksa, Elazığ’da olduğu gibi, başka partinin yardım otobüsünü dahi geri çevirmeyi mi hesaplıyorlar? 

Denetimsiz, kaçak binaların sorumluluğu kimde? Ne zaman, nasıl boşaltılacak? Toplanma alanlarını alışveriş merkezleriyle dolduranlar kim?

“Deprem vergisi” adıyla bilinen, “Özel İletişim Vergisi” adıyla toplanan servetin (2004-2018 arası 60.6 milyar TL) mega projelere aktarıldığı biliniyor. Peki bundan sonra vergilerimiz nereye harcanacak?

Mesela Kanal İstanbul adı verilen gudubete mi? Sözkonusu “senaryolar”ın neresinde duruyor Kanal? Devlet, kaynaklarını har vurup harman savurmaktan nasıl vazgeçecek?

Bilim insanı, gazeteci, sanatçı, yurttaş... Bu soruları sormaya devam etmek zorundayız. Yoksa başka büyük felaketlerde, çok daha büyük kayıplar vereceğimizi biliyoruz.