Türkiye öylesine muhteşem bir adalet, demokrasi ve eşitlik anlayışıyla yönetiliyor ki sürekli “yeni eylem planları” açıklanıyor...

Rejim, devamlı yeni bir şey üretiyor, yapıyormuş gibi davranmak, duyurmak ihtiyacında. Var olanı veya AB çalışmaları çerçevesinde yapılması gerekenleri pazarlayıp paketleyerek önümüze koyuyorlar.

Cumhurbaşkanı’nın “Hak ve özgürlüklerin genişletilmesi” amacıyla açıkladığı “İnsan Hakları Eylem Planı” gibi... İklim kriziyle mücadele için Çevre Bakanı Kurum’un açıkladığı “İklim Eylem Planı” gibi.

Oysa evrensel anlaşmalara ve Anayasal çerçeveye sadık kalınsa, yerel kanunlar uygulansa, keyfi yönetime başvurulmasa zaten sorunların bir kısmı kendiliğinden çözülecek.

Yerli ve milli, yüzde 100 AKP” pazarlamasıyla olumlu adımlar atılsa, ona da razıyız. Ancak söylem ve eylemin tutarlı olmadığını, samimiyetten uzaklığını defalarca test ettik, gördük.

Misal, kadın ve çocuk haklarında iyileştirilmeler yapılacak deniyor ama İstanbul Sözleşmesi tartışmaya açılıyor.

İklim kanununa gelince... Türkiye’nin en değerli varlıkları tam gaz talan edilirken, yeni termik santraller için onay verilirken neye, nasıl inanacağız?

İKLİM KANUNU YAPACAK AMA PARİS’İ BOŞ GEÇİYOR

Çevre Bakanı Kurum, bir “iklim kanunu” çıkarmak için ulusal düzeyde 541 maddelik bir “eylem planı” hazırladıklarını açıkladı.

Dünya’nın karşı karşıya olduğu en büyük tehlikelerden sayılan iklim krizine karşı önlem almak, Türkiye için hayati önemde. “Yeşil ekonomi”ye geçiş ise artık bir zorunluluk, tercih değil.

Ne var ki iklim eylem planının da kâğıt üzerinde kalması hayli muhtemel. Her şeyden evvel Türkiye, iklim için en ciddi mutabakat sayılan Paris İklim Anlaşması’nı imzalamayan 10 ülkeden biri.

Hem bu anlaşmayı imzalamamak, hem Avrupa’dan çeviri bir mevzuatı, yerli uzmanları dışarıda bırakarak hazırlayıp orjinal bir şeymiş gibi sunmak yeter mi?

Kurum, Türkiye’nin iklim mücadelesinde “pansuman” tedavilerini bırakması gerektiğini söylemiş. Çok duygulandım!

Aynı Bakan Kurum’un “İstanbul’u koruma, kurtarma, özgürlük” projesi dediği Kanalİstanbul, uzmanlara göre iklim düşmanı bir proje

KANALİSTANBUL BAŞLI BAŞINA BİR İKLİM CİNAYETİ

Özetle Kanalİstanbul, İstanbul’un kalan son tarım alanlarını ortadan kaldıracak, su kaynaklarını tahrip edecek, orman ve doğa tahribatına yol açacak, Marmara Denizi’ndeki kirliliği artıracak, hafriyat ve yapılaşma baskısı ise çok, ama çok büyük…

Düşünün ki inşaat sektörü, Dünya’daki hava kirliliğinin %23, iklim değişikliğinin yüzde 50, içilebilir suların kirlenmesinin %40 ve katı atıkların yüzde 40’ının sorumlusu!

Kanalİstanbul’un, sadece yapım aşamasında iklim değişikliğine yapacağı olumsuz etki, büyük olacak.

Biyoçeşitlilik kaybı, iklim krizine yol açtığı gibi afetlerin katlanarak artmasını tetikliyor. Yani doğal ormanlar kesildikçe, yapılaşma arttıkça, deniz suları ısındıkça, yeraltı suları kurutuldukça, yaban hayatı, börtü böcek bu hızla yok oldukça, afetleri engelleyemeyiz.

Ekositemin hassas ve birbirine bağlı zincirlerinden birini bile kırmak, bozmak, her şeyi etkiliyor.

İklim krizinin en büyük etkenlerinden biri, ormansızlaşma. 1971-2018 arası devlet ormanları, 26.755 hektar azalmış.

Sadece bu verilere bakarak, Kanalİstanbul’un nasıl bir iklim cinayetine yol açacağını anlamak mümkün.

Ama yok, iklim kriziyle mücadelede çok önemli adımlar atılıyor! İnsan haklarında “eylem planı”ndan ne anlıyorsak, işte o kadar...