Van’da iki köylünün öldüresiye işkence görmesine dair yeni belgeler, bağımsız milletvekili Ahmet Şık’nın açıkladığı raporla ortaya çıktı.

Ana akım medyanın tümden görmezden geldiği, ancak Mezopotamya Ajansı’nın (MA) haberleri sayesinde duyulan bu korkunç hadise, “helikopterden atılan köylüler” olarak biliniyor.

İçişleri Bakanı ve Vali, elbette bu iddiayı yalanladı. “Soruşturma” başlatıldı. Ne var ki zanlılar değil, haberleri yapan gazeteciler (tabii ki başka bahanelerle) tutuklandı!

Ahmet Şık’ın, Van’ın Çatak ilçesine bağlı Sürik mezrası, Van Merkez ve Mersin’de görgü tanıkları ve mağdurlarla yaptığı görüşmeler, yetkililerin gizlemek istedikleri işkence ve cinayete dair çok önemli bilgiler içeriyor.

Gizlemek istedikleri; çünkü Şık’ın jandarma komutanları, Vali, başsavcı ve savcıyla görüşme talepleri çeşitli bahanelerle reddedilmiş.

Oysa ortada bir cinayet var. İşkence sonrasında Servet Turgut, 30 Eylül’de hastanede yaşamını yitirdi. Osman Şiban ise mucize eseri kurtuldu, Mersin’deki evine götürüldü.

En başından özetleyelim: Eylül başında, üç askerin şehit olmasından sonra yapılan askeri operasyonda üç örgüt üyesinin öldürüldüğü açıklandı.

Operasyon sonrasında, o bölgede yaşayan iki köylü, evinin önünden ve tarladan, dövülerek gözaltına alındı. Köylülerin örgütle, eylemleriyle bağlantısı olup olmadığı halen tespit edilmiş değil.

Tek suçları, boşaltılan köylerine yıllar sonra geri dönüp tarım ve hayvancılık yapmaları. Tek suçları, Kürt olmaları, o coğrafyada yaşamaları.

Hayatta kalan mağdur ve tanıkların anlatımları şunu gösteriyor:

İki köylü, bindirildikleri helikopterde dövülüyor, helikopterden betona atılıyor, bu defa bölükteki askerler tarafından öldüresiye dövülüyor. Komalık hale gelince askerlerce hastaneye götürülüyor, “terörist bunlar, helikopterden düştüler” deniyor.

Turgut’un ölümü sonrasında yapılan otopsi esnasında Van Kolordu Komutanı, İl Jandarma Komutanı ve bir binbaşının, hastanenin önünde sivil giyimleriyle beklemesi ayrıca izaha muhtaç bir durum.

MA’nın haberleri ve son olarak Şık’ın raporu, Van’daki işkencenin Kürt illerinde, köylerinde 1992-1995 arasında yürütülen gayrı resmi savaşı hatırlattı.

2020 yılına geldik ama anlaşılan bazı güvenlik mensupları, hangi yurttaşın “terörist” olduğuna kanaat getirmekle kalmıyor, keyfi biçimde gözaltına alıp öldüresiye işkenceden geçirme hakkını kendinde buluyor.

Bu keyfiliğin, kanun tanımazlığın sürmesinin ardında, cezasızlığı bir devlet politikası haline getiren anlayışın iktidarda olması var.

DARGEÇİT JİTEM DAVASI YİNE ERTELENDİ

Ahmet Şık’ın Van raporunu açıkladığı saatlerde, Adıyaman Ağır Ceza’da Dargeçit JİTEM davasının 10’uncu duruşması görülüyordu.

1995-1996 arasında Mardin’in Dargeçit ilçesinde üçü çocuk, biri asker, sekiz kişinin usülsüz gözaltına alınıp işkenceden geçirilip öldürülüp bedenlerinin yok edilmesine dair ilk iddianame, 2014’de hazırlanmıştı.

Görgü tanıkları, belgeler, Adli Tıp raporları ve en önemlisi kuyularda bulunan kemiklerin DNA analizleri, Dargeçit’te dönemin JİTEM’inin işlediği insanlık suçunu apaçık ortaya çıkardı.

Peki başlarında kim vardı, biliyor musunuz?

HURŞİT İMREN VE MEHMET TİRE SİYASİ KARİYERLE KORUNDU

1- Mardin Jandarma Komando Tabur Komutanı Hurşit İmren. 2007 genel seçimlerinde Sivas’tan CHP milletvekili adayı, 2009’da ise CHP’nin Çepni Belediye Başkanı oldu.

Ancak Cumartesi Aileleri’nin başvurusu ve kamuoyuna yansıması üzerine neyse ki tekrar aday gösterilemedi...

İmren, 2012’de mahkemeye ifade verirken devre arkadaşı Cemal Temizöz’ü hatırlatacaktı. (Temizöz, 21 kişinin öldürülmesiyle ilgili yargılandı ancak beraat etti.)

2- Dargeçit davasının baş sanığı çok daha ünlü: Dargeçit İlçe Jandarma Komutanı Mehmet Tire. 2009-2013 arasında Bodrum’un Gümüşlük ilçesinin DP’li belediye başkanı!

Tire, yargılanacağı anlaşılınca AKP’ye geçti, 2015’de Muğla milletvekili adayı olsa da seçilemedi. Bugün geri planda tutulsa da halen AKP Bodrum İlçe Başkan Yardımcısı.

Velhasıl bu iki komutan başta olmak üzere onlarca sanık, halen cezasız ortada dolaşıyor. Bu arada mahkeme heyeti, başkanı, savcılar devamlı değiştiriliyor.

Mağdur ailelerin avukatı Erdal Kuzu ile görüştüm: “Bizim açımızdan dosya bitti, talebimiz kalmadı.” dedi. Duruşmada öldürülen iki çocuğun okuduğu okuldaki öğretmen de tanık olarak ifade verdiğini, çocukların “kaybolduğu” tarihi doğruladığını söyledi.

Davada hâlâ mütalaa verilmediği gibi, bir sonraki duruşma tarihi 29 Mart 2021’e atıldı. Ve tabii ki savcı yine değişti!

Bu arada failler, ellerini kollarını sallayarak aramızda dolaşıyor. Belki bazıları 90’ların “yöntem”lerine dair birilerine akıl veriyor.

Onlar koruyup kollandıkça, Van Çatak’da olduğu gibi bugün hâlâ köylülerin işkenceden geçirilip öldürülmesi mümkün oluyor.

Halk hesap sormadığı sürece ne bu hukuksuzluk bitecek, ne de kimse güvende hissedecek.