Çanakkale geçilmez denirdi, ama anlaşılan o ki bu cümle madencilik faaliyetlerini içermiyor... Meslektaşım Pelin Cengiz, Kanada’nın altın madeni fuarında Çanakkale’nin nasıl pazarlandığını, 30 ayrı maden ruhsatının verildiğini bütün detaylarıyla yazdı.

Altın madenciliği çevresel zararı en ağır, en tahripkâr olan madencilik türü. Ve ne yazık ki bu tehdide maruz kalan, sadece Kaz Dağları veya Artvin-Cerattepe değil.

Türkiye’nin dört bir yanında madencilik ruhsatlarının peynir ekmek gibi dağıtıldığını defalarca yazdık.

Dersim’de, Munzur Dağları’nın TAMAMININ maden sahası ilan edildiğini Mezopotamya Ajansı yazdı

Endemik tür, yaban hayatı, su kaynakları açısından Türkiye’nin en zengin alanlarından birinde maden arama sahası ilan etmek, ihanet değil de nedir?

53 BİN HEKTARDA MADENCİLİK=HAYATIN SONU

Tunceli Baro Başkanı Barış Yıldırım, yıllardır bölgede yapılmaya çalışılan, çevreye ve insana zararı tescilli projelerle mücadele ediyor.

Yıldırım’la yaptığımız konuşmada, Dersim’de beş maden ruhsat sahası bulunduğunu, bunlardan birine dava açıldığını aktardı. Mahkemeye sunulan bilirkişi raporuna göre Anadolu Parsı’nın da yaşadığı, Hollanda’nın tamamından fazla bitki çeşitliliğine sahip bu son derecede değerli coğrafyada, henüz fiiliyata geçmiş bir maden araması yok.

Fakat Çanakkale’de olduğu gibi Dersim’de de uluslararası şirketler, yerel ortaklarıyla birlikte yıllardır, sabırla bekliyor.

Ve uygun zamanı, koşulları yakaladığında faaliyete geçiveriyor. Çevre korumaya yönelik kanunların delinmesi, değiştirilmesi ve halkın tepkisinin bastırılması, veya sesinin hiç duyulmaması, bu şirketlerin beklediği “an” işte. 

Munzur Dağları demek, 43 bin 357 hektarlık bir alan demek. Dersim-Erzincan’dan Bingöl’e uzanan, müthiş bir coğrafi ve kültürel miras demek. 

Ve evet, Munzur Gözeleri’ni de içine alan Munzur Millip Parkı’nın bir bölümünde de maden arama ruhsatı verilmiş... 

ÇALIK’IN ŞİRKETİ VE ÇOKULUSLU ORTAKLARI

Peki Munzur Dağlarında hangi şirkete altın madeni ruhsatı verilmiş dersiniz?

Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çalık olan, Lidya Madencilik ve Alacer Gold ortaklığındaki Tunçpınar Madencilik.

Lidya Madencilik’in kolları uzun: İvrindi’den Dersim’e, Artvin’den Erzincan’a tüm faaliyetlerini sitesinde gururla sunmuş. Şimdiye kadar Türkiye’de faaliyete geçen tek madeni, Lidya’nın yüzde 20’sine ortak olduğu Erzincan Çöpler. Proje aşamasında gösterilen diğer yerlerin parasal değerini ve kimlerin faydalanacağını anlamanız açısından, Çöpler’de BNP Paribas, ING Bank, Societe Generale, UniCreditBank ortaklığıyla 350 milyon dolar değerinde bir yatırım sözkonusu.

SANDSTORM KASIP KAVURUR

Çalık gibi inşaatla devleşen şirketlerin altın hevesini Dünya gazetesinden Kerim Ülker yazmıştı:

Çalık Holding ile başlayan bu sürece son birkaç yılda Cengiz, MNG ve son olarak Nurol ile Taşyapı eklendi. 

Tabii kendi başlarına yapmıyor bu işleri, dünyanın her köşesini sömüren çokuluslu şirketlerle ortaklıkları, finansman anlaşmaları var. Mesela Lidya Madencilik sayfasında logosu bulunan Sandstorm Gold’a bakalım... Sandstorm’un sloganı “Taking the mining industry by storm”- madencilik endüstrisini kasıp kavuruyoruz minvalinde birşey.

Hem de ne kasıp kavurma! İşleri, Brezilya’dan Türkiye’ye, madencilik için borç finansmanı (royalty financing denen havalı bir tanımı var) yaratmak. “Portfolyosu”nda Türkiye’de Bergama’dan Ordu’ya, Hasandağı’ndan Artvin “hod” madene 12 yer, haritada işaretlenmiş.  

Birkaç gün önce Brezilya’nın Amazonları’nda, Waiapi bölgesinde yaşayan yerli kabilesi altın amdencilerinin saldırıya uğradı. Şimdiye dek koruma altında olan bölgede bir köy basıldı ve kabile lideri öldürüldü.

Yerliler, kalan son topraklarını, kültürlerini korumak için sadece yerlerinden değil, canlarından oluyor. Onların yok oluşu ve bölgenin talanı, sadece o coğrafyayı değil, hepimizi ilgilendiriyor.

Kaz Dağlar’ndan Munzur’a, her karışa sahip çıkmalıyız. Altına “yatırım” yapar, düğünlerde “takarken” biraz da bunları düşünelim.