Salgın yönetiminde kadın liderler neden daha başarılı



Artı Gerçek

Varsa yoksa Trump’ın yaptığı abukluklar, otoriter kabadayıların şovları! Bunlara mütemadiyen maruz kalırken iyi örnekler (kadın liderler) gölgede kalıyor.


BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, boşuna “COVID-19 salgını bir insan hakları krizine dönüşmesin” uyarısında bulunmadı. Çünkü salgın, insan haklarını daha fazla çiğnemek, bilginin özgür dolaşımını engellemek için kullanılabiliyor.

Türkiye, Çin, Hindistan, Filipinler, Macaristan gibi otoriter yönetimler için koronavirüs, antidemokratik uygulamaları daha da artırmak için fırsat oldu.

Sert yasaklar, muhaliflere yönelik baskılar ve gözetleme gibi uygulamalar virüsle mücadelede “gerekli” gibi sunuldu.

Ancak salgın yönetimi/stratejileri arasında hangi ülkeler daha başarılı diye baktığımızda otoriter, popülist liderlerin daha başarılı olduğunu kimse söyleyemez. Aksine...

Salgın mücadelesi, daha ziyade bilimselliğin ve buna paralel olarak iyi bir eğitimin yerleşik olduğu, “empati yapabilen” liderlerin yönettiği ülkelerde daha iyi yönetildi. “Yaygın test” yapan kazandı.

Avrupa’da Almanya ve Finlandiya, İzlanda, Danimarka gibi Nordik ülkeler öne çıktı. Yeni Zelanda dün, salgının kontrol altına alındığını ve “normal” hayata yavaş yavaş dönüleceğini açıkladı. Hong Kong ve Tayvan da koronavirüs salgınını kontrol edebildi.

Bu ülkelerin ortak özelliği, kadın liderler tarafından yönetilmeleri. 

HER BAŞARILI KRİZ YÖNETİMİNDE BİR KADIN VAR

Buradan yola çıkarak “kriz yönetiminde sadece kadın liderler başarılı” demek, çok doğru olmaz.

Birincisi, erkek siyasetçiler büyük çoğunluktayken böyle bir karşılaştırma yapmak imkânsız ve orantısız. Ancak eşit sayıda kadın ve erkek lider olsaydı bir genelleme yapılabilirdi.

İkincisi, salgınla mücadelede elbette çok iyi sınav veren erkek siyasetçiler de var. ABD Başkanı Trump bir kriz nasıl yönetilemezin en canlı kanıtıyken, NY Valisi Cuomo bu dönemde büyük takdir topladı.

Güney Kore en başından beri “iyi örnek” olarak gösteriliyor. Ülkeyi erkek siyasetçiler yönetiyor ancak hastalık kontrolü merkezinin başında yine bir kadın var: Jeong Eun-kyeong, yaygın testi uygulayan ve kahramanlaşan isim oldu...

Washington merkezli The Hill’de yayınlanan bir yazıda, neden koronavirüsle mücadelede kadın liderlerin yönettiği ülkelerin daha başarılı olduğu sorusuna cevap aranmış.

Herkesin en iyi bildiği örnek, Almanya. Malum, Şansölye Angela Merkel, hem halkı bilgilendirme şekli, hem de salgını kontrol etmedeki kararlı stratejisiyle başarılı oldu. Almanya’da vaka sayısına oranla ölümler yüzde 1.6’da kaldı.

Prof. Mehmet Altan, Medyascope’ta yayınlanan söyleşisinde Merkel’in kuantum kimyası doktoralı olmasının Almanya’nın başarsındaki önemine vurgu yaptı.

Ancak Merkel’i başarılı kılan sadece eğitimi değil. Eğitim kalitesinin, analitik düşünme kabiliyetinin etkisi yadsınamaz, fakat bir lideri başarılı kılmaya yetmez. Malum, iletişim işi bu.

DANİMARKA VE YENİ ZELANDA NORMALE DÖNÜYOR

Merkel, sadece kriz döneminde başarılı değildi. Tüm eleştirilere, yanlışlara rağmen Avrupa’nın en güçlü lideri.

Türkiye’de pek üzerinde durulmayan bir örneğe, Danimarka’ya bakalım: Başbakanı Mette Frederiksen’ın yönetiminde şu an “normale” dönen ülkelerden biri.

Sosyal demokrat Frederiksen (42), ülkede yükselen göçmen karşıtı dalgaya rağmen seçimi kazanmıştı. Herkes için ücretsiz sağlık ve eğitimi savunan Frederiksen, vasıfsız işçilerin haklarını yasayla garantiye aldı...

Danimarka’da ilk vakalar görüldüğünde sınırlar kapatıldı, tüm işler durduruldu, kimse çalışmadı, okullar tatil edildi. 10 kişiden fazla insanın bir araya gelmesi yasaklandı. 27 Nisan itibariyle Danimarka’da 8.575 vaka, 422 ölüm kaydedildi.

Tayvan Cumhurbaşkanı Tsai Ing-Wen, aynı hız ve kararlılıkla hareket etti. Ocak başında seyahat kısıtlamaları ve karantina uygulamaları başladı. Toplam 124 uygulama ve kısıtlamayı devreye soktu, sokağa çıkma yasağına da gerek kalmadı. Tayvan’da şimdiye kadar salgında ölenlerin sayısı 6!

New York Üniversitesi’nden sosyolog Kathleen Gersen, kadınların “farklı” bir liderlik stili olduğunu doğruluyor:

Doğuştan gelen bir özellikten bahsetmiyoruz, zira erkek liderler arasında geniş bir çeşitlilik var. Öte yandan kadınlar, liderlik poziyonuna yükselirken cinsiyete dayalı engellemelere çok daha fazla maruz kalıyor. Kadın liderler, çok daha kısıtlı bir gruptan çıkabiliyor.”

Gersen’in dikkat çektiği başka bir husus, ancak toplumsal cinsiyet eşitliğinin oturduğu, siyasi kültürde desteklendiği ülkelerde kadın liderlerin desteklenip seçilebilmesi.

Erkek (liderlerin) belli kalıpların dışına çıkmasının daha zor olduğunu vurguluyor Gerson: En iyi liderler, güçlü, kararlı ve duygularını yansıtabilenlerden çıktığına göre belki de kadınlar, bu özelliklerin birbiriyle çelişmediği, birbirini tamamladığı konusunda yol gösterici oluyor.

Ülkelerin salgın yönetimindeki başarısı konuşulurken liderlerin kadın olması pek gündeme getirilmiyor, bu özellik yokmuş gibi davranılıyor.

Varsa yoksa Trump’ın yaptığı abukluklar, otoriter kabadayıların şovları! Bunlara mütemadiyen maruz kalırken iyi örnekler (kadın liderler) gölgede kalıyor.

Bu da ayrımcılığın, seçici algının bir parçası olsa gerek.

 

YAZARIN TÜM YAZILARI