Yeniden yazmaya böyle bir kılavuzla başlamak istedim. Elinizin altında dursun, kapının kenarına çivileyin, küçük ve her an sökülebilir bir çiviyle ya da yatağın başucuna koyun. Hemen yakınında bir çanta olmalı, küçük, kolay taşınabilir ve kesinlikle az eşyalı.

Yolculuk denilen şey bırakmakla başlamıyor mu zaten?

Bu yüzden ne kadar az şey götürürseniz yanınızda o kadar iyi, çok az şey…

Sao Poula’da bir kitapçıda kalıyordum. Troçki afişleri ile dergileri arasında serili bir uyku tulumu vardı uyuduğum ve o da benim değildi. ‘Dünyayı nasıl değiştirebiliriz’ in tartışıldığı, dergi son geceleri için oradaydı galiba. Geçmiş ayların dergilerinin üstü de çok rahat oluyordu. Uyku tutmazsa okuyabiliyordunuz da. Yere gazete serip üstüne karpuz yemek gibi bir şeydi. İki peynir dilimini sola çekip, -her şeyi sola çekmek güzel- istediğinizi okuyabiliyordunuz. Yatağımdan başka yerde uyuyamıyorum derseniz, dünyayı gezme fikrini bırakın. Yatak dediğiniz şey, alışkanlıktan yapılmıştır zaten; kenarları kanaviçe uyku ile bezeli.

‘Dünyayı gezmek’ deyince hemen aklınıza önce para geliyor kesin. Zaten mesele, paranız yoksa gezmekte. Fakat bununla kalmıyor hiçbir şey. Geri dönünce ‘nerede iş bulurum’ diye düşündüğünüzde, mesela, yine gezmeniz mümkün değil. Alışkanlıktan yapılmış, koca bir yatak daha yani.

Güvenceli bir macera olabilir mi ki?

Ayrıca gezmeseniz de her an işten atılabilirsiniz ve zaten burada da parasızlık çekiyorsunuz çok muhtemel…

Cambridge’de sandviççide çalışıyordum. Uzun ve keskin bir bıçakla, ekmeğin karnını yarıp, ne istiyorsa müşteri, içine koyuyorduk. İngiliz bir patronum vardı. ‘Avukatım’ diye işe almıştı bence. Hoşuna gidiyordu bu. Ne zaman Cambridge dönsem, hemen işe alıyordu. Nereyi gezdiğimden konuşuyorduk; tavuk parçalarını limona yatırırken ya da dondurulmuş baget ekmeklerini fırına dizerken. Üç-dört ayda, yine iki-üç bin pound filan biriktirip, yeniden yola düşüyorduk.

Bir ara bar temizliyordum, Cuma cumartesi günleri, ek iş olarak. Tuvalette pisuvarlara sigara izmariti atanları hiç sevmiyordum. Neden böyle yaptıklarını düşündüğüm oldu bazen. Sonra boş ver, diyordum. Onlar ve izmaritleri, orada kalmışlardı, sönük yerlerinden, kente batmış.

Kılavuzun ikinci maddesi olarak yazabilirim bunu; Her yerde yatabileceği gibi her yerde çalışabilmesi gerekiyor insanın.

Devam edecek, ‘Dünyayı gezme kılavuzu’, zamanın ve mekânın içinde bu yolculuk…