Nereye baksak karanlık, rutubet, ahlaksızlık... (Vişne Bahçesi, Anton Çehov)

 

Artı Gerçek’teki ilk yazımı memleketim Konya üzerine yazmaya karar verdim. Gerçekten son dönemlerde çok acı bir olayla gündeme gelen Konya’yı benim gibi orada az vakit geçirmiş ve anadan babadan bilinen tarihi 650 yıllık “Affedersiniz bir Ermeni’den” okumak isteyeceğinizi umuyorum…

İkonya M.Ö. 7000 yıllarından itibaren insanlık tarihi açısından önemli bir yer çünkü farklı medeniyetlerin yerleşim yeri olmuş. Ben ise toz ve gaz bulutlarına girmeden, 1915’in hemen öncesinden başlayacağım. 1915 öncesi, Konya Sancağı’na bağlı 12 bin Ermeni yaşamakta.

5 bin kişiyle en çok Akşehir’de, 4 bin civarı Konya merkezde, Ilgın ve Meram Seydişehir’de az sayıda Ermeni yaşamaktaymış. Benim memleketim Ereğli ise Ermeni nüfusun en az yaşadığı yerleşim yerlerinden. O zamanlarda 1015 Ermeni’nin yaşadığı ve iki okul ile iki kilisenin var olduğu bir yer.

Bugün ise Konya Sancağına bağlı yerleşim yerlerinde yaşayan Ermeni sayısının 400- 450 civarında olduğunu araştırmalarımdan tahmin ediyorum. Bu sayının çoğunluğunu 250 kişiyle memleketim olan Ereğli’deki Ermeniler oluşturuyor.

Aslında burası zamanında özellikle Rumların, Ermenilerden de fazla yaşadığı bir coğrafya. Şu an Yunanistan’da yaşayan fakat kökleri bu coğrafyada olan Rumların atalarının memleketini ziyaret ettiklerini ara sıra duyarım…

Tarih ne kadar sistematik bir şekilde yok edilmek istenirse istensin, Konya merkez ve ilçelerindeki tarihsel kalıntılarda artık vatanlarında yaşamayan insanların kültürleri her zaman görülmekte…

1915 ve Konya

1915’de tehcir kararı alınır. Konya Sancağı’na bağlı yerleşim yerlerinin sorumluları Konya’da toplanır. Bu toplantıda Talat Paşa’nın talimatları bildirilir. O dönemin Ereğli yetkilisi, Deli Lakaplı Mustafa Bey itiraz eder ve “Bizim bu ölüm yolculuğuna yollayacak Ermenimiz yok! Hepsi fakirdir. Onlar giderse ekmek yapan, zanaatla uğraşan, hatta doktorumuz kalmaz!” der. Diğer ilçe yetkililerine bakarak, “Siz kendinize yakışanı yapın, Ereğli de kendine yakışanı yapsın!” demiştir.

Akabinde Deli Mustafa Ereğli’ye döner ve ahaliyi meydana toplar. Deli Mustafa, Ereğlililere, “Türkler, Müslümanlar pirinçse, Ermeniler yağdır, tuzdur. Yağsız, tuzsuz pilav olmaz. Gâvursuz memleket mi olurmuş!” diyerek çok sayıda hemşerisinin hayatını kurtarır.

Yine de Ereğli’den bir kafile ölüm yolculuğuna çıkar. Bu kafile Ulukışla tarafına gelir. Kafilenin içinde bulunan dedemin babası yanında çalışmış bir askere denk gelir.  Asker bakırcı olan dedemin babasına, “Ben sizin ekmeğinizi çok yedim, sizi Şam Tariki’ne yollayayım.”der ve ekler: “Usta, orasının daha iyi olduğu söyleniyor.”

Ailemin de bulunduğu kafile Şam’a gider. Bedevilerin saldırılarından ve yolda hastalıklardan kurtulanlar Şam’da yeni bir hayat kurar. Daha sonrasında bir bölümü yıllar sonra memleketlerine döner. Döndüklerinde mülklerinin çoğunun yerlerine yerleştirilen muhacirlere verilmiş olduğunu görürler.

Konya’da en fazla Akşehir ve Konya merkezde yaşayan Ermenilere ne olduğunu sorarsanız, bu sorunuzu artık yok denecek kadar azaldıklarını söyleyerek cevaplarım. Zaman içinde çoğu ilçelerini bırakıp Ereğli’ye göç etmek zorunda kalmışlar.

Konya’da birlikte yaşama kültürü ile yerel coğrafyaya ait kültürler ne yazık ki bu milattan sonra ciddi bir kayıp yaşadı.

Bugün Meram’da yedi Kürt vatandaşın ölümüyle sonuçlanan bu vahim olayı anlamak için 1915 öncesi ve sonrasını iyi okumak gerekir.

Meram’ın tek Kürt ailesi de katledildi. Konya tarihte Kürtlerin çok yoğun olduğu bir bölge değil. Sultan Selim döneminde Tuz Gölü civarında olan Cihanbeyli’ye göç etmek zorunda bırakılmışlar. Tabii bir de 80’li ve 90’lı yıllarda yine göçler fazlalaşmış. Mevsimlik işçi olarak gelip kalanlar olduğu gibi ülkenin siyasi ikimi nedeniyle gelenler de olmuş.

Katledilen aile de 24 yıl önce Konya’ya gelmiş. Çalışkanlıkları sayesinde Meram’ın en güzel evini yapmışlar. Hayvancılığa ve tarıma ciddi bir emek vermişler. Aileden yurtdışına okumaya giden insanlar olmuş.

Şimdi bu yazıyı okuyan dostlardan ricam olacak. Özellikle batıda yaşayan ve Kürt olmayanlar olarak kendimizi Meram’da yaşayan bu Kürt ailenin yerine koyalım. Saldırılardan önce kökenlerinden dolayı ciddi tehditler almışlar. Buna öyle sessiz de kalmamışlar. Ses çıkarmışlar. Hatta İnsan Hakları Derneği’nin avukatlarının çabaları da olmuş. Peki, sonuç ne oldu? Katledildiler.

Bu insanlar neye güvenecekler peki? Katledildikten sonra yaşananlara münferit olay, husumet dendi. Bu açıklama 24 Saat geçmeden yeterince araştırılmadan yapıldı. Şimdi o ailenin yerinde olduğunuzu düşünün. Ne hissederdiniz? ÖHD’nin raporunu okursanız, bu olayın düşündüğünüzden çok daha vahim olduğu göreceksiniz.

Bu yaşananların kök nedeni aslında 1915 öncesine dayanıyor. Bu coğrafyayı 100 yıl sonra Kürt, Ermeni, Hıristiyan olmanın suç olduğu ve hatta küfür olduğu bir coğrafya haline dönüştürmeye çalışan bir kesim var. Bu bile bazen yetmiyor. Farklı mezheplere sahip Müslümanların da ötekileştirmeden ve nefretten nasibini aldığını görüyoruz.

Kürtlerin çok olmadığı yerleşim yerlerinde yaşayan bir Kürt olsaydınız, şu an nasıl bir ruh haliniz olurdu?

Cevabınıza‘’AMA’’ diyerek başlarsanız, inanın büyük bir sorunla iç içesiniz…

Peki, yedi Kürt’ün ölümüne batılı ve demokratik insanlar olarak bizler ne kadar ses çıkardık? Ya da okuyan arkadaş, sen ne kadar ses verdin?

İstanbul’da ses çıkarmak isteyen, basın açıklamasına katılan insanlara bile saldıran güruh oldu. Bunu haber yapan basın emekçilerinin tartaklandığını fark ettiniz mi?

Cevabının bulunması gereken en önemli soru şu: O insanları katledenler nasıl sistematik bir beyin yıkamayla bu hale geldi? Çocukken o insanlar hangi yanlış anlatımlarla büyüdü? Esas sorun da bu! Biz neden ortak kültürümüzden, zenginliklerimizden uzaklaştık?

Bu nedenle tarihle ve kendimizle yüzleşmekten kaçınmak bu coğrafyanın en önemli sorunu…

Artı Gerçek’teki ilk yazımda bugün batıdan acıya karşı ses vermeye çalıştım.

Edi Bese – Hepimiz Kürdüz

Yazımı özellikle aslen Karamanlı ama Konya Ereğli’de hayatını geçiren, ülkenin sol tarihinde önemli bir yeri olan Marangoz Sarkis (Varbet-Usta) Çerkesyan’ı ölüm yıldönümünde anarak ve özellikle Konya’nın tarihine dair çok şey anlattığı kitabının başlığıyla bitirmek istiyorum…

DÜNYA HEPİMİZE YETER

 


Murad Mıhçı  /Մուրատ Մըխճը > [email protected]

Ermeni Yazar, Siyasetçi, Aktivist. 1975 İstanbul'da doğdu..

  • Siyasete  1999 yılında Özgürlük ve Dayanışma Partisinde başladı.
  • 2010  Yılında Eşitlik ve Demokrasi Partisi kuruluşunda Parti Meclis Üyesi oldu.
  • 2011 HDK 'de Çalışma yürüttü ve NOR ZARTONK 'da görev yaptı.
  • 2014 Yılında İstanbul Halkların Demokratik Partisi  İl yönetiminde görev alıp basın sözcüsü oldu.
  •  2015  Yılında  7 Haziran  ve 1 Kasım seçimlerinde HDP  İstanbul 1. Bölge Vekil adayı.
  • 2016 ve 2017 'da Yılında Halkların Demokratik Partisi 2 Kongresinde   Parti Meclis ve Merkez Yürütme Kurul üyesi oldu. Halklar İnançlar ve Genişleme Komisyonlarında çalışma yürüttü.