Değerli siyasetçi, BirGün’de sırt sırta yazdığım köşe yazarı dostum Fikri Sağlar ile 31 Mayıs 2021 Pazartesi sabahı Artı TV’nin Gün Başlıyor programında yaptığımız söyleşi “belgesel değerinde” bilgiler içeriyordu.

Devlet-mafya-siyaset-ticaret “kare ası” ile ülkenin nasıl altının üstüne gerildiğini tane tane ortaya koyduk. Devletin üst düzey basamaklarında yer alan kişiler ölçülerini kendilerinin belirledikleri kriterlere göre, olaylar çıkartıyorlar, cinayetler işliyorlar, katliamlar yapıyorlardı. Bunu da “devletin bekası için” yaptıklarını iddia ediyorlardı.

Üzerlerine geçirdikleri “devlet zırhı” sayesinde kendilerine hiçbir şey olmuyordu. Soruları da çok kısa olarak şöyle yanıtlıyorlardı:

-Biz vatanı milleti devleti çok seviyoruz!

Fakat bu nasıl bir “vatan sevgisiyse” içinde uyuşturucu ve silah kaçakçılığı, kanlı katliamlar, faili meçhul cinayetlerin yer aldığı döngünün finalinde hepsi zengin oluyorlar, servet içinde yüzüyorlardı.

2000’lerin ilk yıllarında bu tezgahın mağdurlarının içinde olduğu yeni bir siyasi yapı işbaşına gelince uzun bir dönem hareketsiz kalan “resmi çete” 2007’de Hrant Dink’i katlederek “iş başı” yaptı. Aynı yılın ilk yarısında Malatya’da Hristiyanların gırtlakları kesildi. Öncesi de vardı. Trabzon’da Rahip Santoro 2006’da öldürülmüştü.

Bu zincir iktidarı da hedef alıyordu: İslamcı parti iktidarında Hristiyanlar öldürülüyorlar!..

Ülke ve kendi ekonomilerini daha ön plana alanlar cinayetleri işleyenlerle uzlaşma yolunu seçtiler. İlerde lazım olabilirdi!

Uzlaşmanın nasıl geliştiği Sedat Peker’in ifşaatlarıyla ortaya serildi.

Çok zor durumdalar. Ancak bu çukurdan temizlenerek çıkmak mümkün.

Ama bunun olabilmesi için geride kalan yılların sorumluları da Sedat Peker “dürüstlüğünü” göstermeleri gerekiyor.

Mesela eski başbakan Ahmet Davutoğlu “7 Haziran-1 Kasım 2015” dönemine ilişkin bütün bildiklerini açıklamalıdır. Daha önce söylediği şu sözleri hatırlamalıdır:

-2015 yılının 7 Haziran ile 1 Kasım arasında yaşanan terör olaylarını açıklarsam insan içine çıkacak yüzleri kalmaz!

Davutoğlu bir parti kongresinde “Sayın Cumhurbaşkanı servetinin kaynağını açıklamak durumundadır” diyerek önemli çıkış yapmıştı.

Ama arkası gelmedi.

Hükümet içinde 13 yıl dışışleri ve ekonomi bakanı olarak görev yapan Ali Babacan da yine aynı şekilde parti ve hükümet içinde geçirdiği uzun yılların “birikimi” ile tanık olduğu ve kamuoyunun bilmediği olayları açıklamalıdır.

Eski başbakan yardımcısı ve maliye bakanı Abdüllatif Şener de konuşmalı. Devletin verdiği büyük ihaleler sonrasında kendisini ilk olarak arayanın kim olduğunu ve öncelikle neyi sorduğunu kamuoyu ile paylaşmalıdır.

Eğer bu “siyasi müsilaj” dönemini de “devletin âli çıkarları” adına sessizlikle geçiştirirlerse, kendilerini de içine alacak bir baskı ve şiddetin fırtınasının hedef tahtası halinde bulabilirler.

Her şey ortada değil mi?

Uğur Mumcu’yu, Kutlu Adalı’yı, Gaffar Okkan’ı gözlerini kırpmadan katledenler, “koşulların gerektirdiğine” karar verirlerse herkesi öldürebilirler.

Cumhurbaşkanı uyardı:

-Daha neler olacak neler?

Çoğunluk bunu “tehdit” olarak algıladı. Kendisine gelen bilgiler doğrultusunda “genel bir uyarı” yapmış olamaz mı?

Cinayetlerin nasıl işlendiğini Korkut Eken açıkça söyledi. Devletin adı kirlenmesin diye bazı işlerde “elemanlar” kullanılırmış! Onun “iş” dediği şey cinayet!..

Sedat Peker “Gazi Olayları”(1995) benzeri büyük eylemler planlandığını ifşa etti.

Eğer böylesi katliamlar planlayanlar varsa onlara da toplumun her kesiminin dileğini iletelim:

-ARTIK KATLİAM YAPMAYIN!