Ülke salgın bir hastalıkla boğuşurken yapılabilecek en “sağlıklı” işlerden biri de bekçileri yeni bir kolluk gücü olarak, piyasaya sürmek olabilirdi.

Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanun Teklifi 48 günlük tatilden yorgun olarak dönen Meclis’in önüne pişmiş yemek kıvamında sürüldü. İktidar basit bir atasözüne uyulmasını rica ediyordu:

-Pişmiş aşa su katmayın!

Muhalefetin itirazları bekçiliğin “kötü” bir şeymiş gibi algılanmasına sebep oluyordu. Oysa bekçilik hiç de kötü bir meslek değildi. Ayrıca manevi olarak da çok fazla anlam ifade ediyordu. En başta darbelere karşı aşırı şerbetli siyaset erbabı geliyordu:

-Efendim, demokrasinin bekçisiyiz!

Burada “güzel” olan bekçilik çarşıda, pazarda niye kötü olsun ki?

Siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının, meslek örgütlerinin, sendikaların, derneklerin, inisiyatiflerin, kadın kuruluşlarının, öğrencilerin dışında hiç kimsenin itiraz etmediği yeni bekçilik kanunu, bir hayli karmaşık maddelerden oluşması dışında pek fazla sakınca içermiyordu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili ve Anayasa Hukukçusu olan Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu çok detaylı olarak izah etti, yeni bekçilik yasasına neden karşı olduğunu:

“Madde 5/1-b Yardıma ihtiyaç duyduğu DEĞERLENDİRİLEN kadınları, çocukları, kimsesizleri, engellileri ve acizleri kolluk kuvvetlerine teslim etme görevi bekçilere veriliyor.”

Kamu düzenini bozacak mahiyetteki gösteri, yürüyüş ve karışıklıkların önlenmesi de yeni bekçilerin görevleri arasında olacak.

Kaboğlu anayasa profesörü olduğu için doğal olarak anayasa profesörü gibi anlatıyor. Ayrıntılı, dikkatli, titiz, özenli…

Hocanın açıklamalarını yönetimdekilerin tam olarak anlayabilmeleri kolay değildi. Ancak hukuk fakültesi son sınıf öğrencileri -o da dikkatli dinlemeleri kaydıyla ve de sınav korkusuyla- anlayabilirlerdi.

Gel gör ki, iktidarın hukuk sınavına girmek gibi bir derdi bulunmuyor...

Yeni bekçilerin üzerlerine yıkılan bu görevlerini layıkıyla yerine getirebilmeleri için dört yıllık lisans eğitimlerinin yanında yüksek lisans ve doktora derecelerine de sahip üst düzey bir öğretim sürecini tamamlamaları gerekebilir. Acaba bir “Bekçilik Üniversitesi” fikriyatı da var mıdır?

Değerlendirme yapacaklar!

Olay çıkabilir mi çıkmaz mı?

Kamu düzeni bozulabilir mi, bozulmaz mı?

Sonra yardıma ihtiyacı olan kadını da bu bekçilerin değerlendirmeleri isteniyor yasa da… Mesela genç bir kadın gece karanlığında ya da sabah alacasında spor amacıyla parkta koşuyor. Bekçi bir bakacak tayt giymiş vücut hatları ortada genç kadın tehlikeye doğru koşuyor. Hemen onu alıp kolluk kuvvetlerine teslim etmek üzere üzerine atlayacak:

-Dur kız öyle koşma parkta taciz ve tecavüz tehlikesi var!

-Çekil yolumdan, sapık mısın nesin?

-Bekçiyim!

-Polis çağıracağım şimdi, 155’i çevirdim.

-Seni oraya götürme yetkisi bende kızım.

Polis şiddetinden müteessir olanlar için bir ön basamak oluşacak: Bekçilerden canını kurtaranlar, polise koşacak!

Meydanlar bekçilere kaldığı için toplumda “polis özlemi” oluşacak.

Eski Türkiye’nin Köy Korucuları vardı. Yeni Türkiye’nin de Şehir Bekçileri olacak. Korucuların vukuat dosyaları çok kabarıktı. Yeni kolluk kuvvetleri de inşallah aynı üstün başarıyı gösterecektir:

Demokrasinin Neo-Bekçileri!