Hayal İstanbul



Artı Gerçek

Şehrin üstünden köprülerle, altından tünellerle geçirildi. Her yeri betonla takviye edildi. O kadar ki, şehrin adı fiili olarak değişti: 'Beton-İstanbul' olarak anılmaya başlandı.


İstanbul çok hızlı gelişen bir şehrimiz olma yolunda dev adımlarla ilerliyor. En büyük gelişmesini de 1994 ile 2019 arasında yaşadı.

Dünyanın en çok kazılan, oyulan, soyulan ve beton dökülen şehri haline geldi. Tarihi şehir şantiye görünümüyle çekim merkezi oldu. Olağanüstü günlerdi.

Şehrin üstünden köprülerle, altından tünellerle geçirildi. Her yeri betonla takviye edildi. O kadar ki, şehrin adı fiili olarak değişti: “Beton-İstanbul” olarak anılmaya başlandı.

Bu inşaat furyasından artan betonlarla Boğazın kıyılarına yeni rıhtımlar oluşturuldu. Boğaz’dan arsa kazanıldı. Betonlaşma hamlesi ekonomik zaferlerle taçlandı. Bütün betoncular battı!

Bu arada Boğaz biraz daraldı. Hatta Boğaz beton dökülerek tamamen kapansa bile hiç önemli değil.

Çünkü şehre yeni bir Boğaz geliyor: Kanal İstanbul!..

Bilim insanlarına göre bu proje hayata geçerse büyük bir çevre felaketi olabilirmiş. Bu tezin karşısında olanlar ise şöyle itiraz ediyorlar:

-Ülkenin başına büyük bir felaket gelmez.

-Neye göre söylüyorsunuz?

-Gelebilecek olanın en büyüğü zaten geldi. Daha büyüğü olamaz!

Bazıları Kanal İstanbul’u tersinden veya eksik anlayarak ağızlarına geldiği gibi konuşuyorlar, olur olmaz yerlerde “Anal İstanbul” diyorlar.

-Neden böyle söylüyorsunuz?

-Marmara Denizine lağım akacak, Marmara kokacak!

Halbuki bu proje ülkede yeni bir dil yaratacak. Eskiden “Boğaz’da viskilerini yudumlayarak” ülkeye çeki düzen verenler eleştirilirdi. Kanal İstanbul’dan sonra bu bakış ve söylem değişecek:

-Kanala karşı ejder suyu içenler…

Eleştirenler böylesi bir üst düzey çizgiye erişecekler. İfade özgürlüğü mağdurları için yeni imkanlar ortaya çıkacak. Kanal’ın iki yamacında konuşlanmış, pahalı konutlarında yaşayanlar itibarlarından tasarruf etmeyecekler, şatafattan üstlerine başlarına edecekler.

Tabii bunların hepsi büyük bir gelecek perspektifine sahip olanlar için söz konusu… İstanbul yıllarca genişledi. Artık yükselmesi lazımdı. Haydi hep birlikte denilerek “dikey mimari” dönemine terfi edildi. Binaların üst katları bulutların arasında kalınca, müthiş bir tespit yapıldı:

-Dikey mimari şehri bitirdi, şimdi yatay mimariye geçiyoruz.

Trakya’nın kesilmesi bu şeklide zorunlu hale geldi. Yukarıdan aşığı kesip biraz da sağa sola çekince kanal kendiliğinden ortaya çıkıyordu. Denemesi bedava. Alın Ortaokul atlasını, Türkiye’nin coğrafi yüzey şekilleri haritasını makasla kesin, ne kadar basit olduğunu göreceksiniz.

Bütün bunları kavrayabilmek için “vizyon sahibi” olmak lazım. Bir de düş gücü gerekiyor. Durup oradan bakınca yeni bir gerçekle yüz yüze geliyorsunuz:

-Hayal İstanbul.  

 

YAZARIN TÜM YAZILARI