Suyun bile çürüdüğü eylül fırtınasının karanlık dönemlerinde, belki yine gelirim demiştir.

Şiiri tanımamda, sevmemde Türkiye Yazıları dergisinin payı büyüktür. Liseli yıllarımın dergisidir. Ben derginin son dönemlerine denk geldim. O dönemde ve sonrasında iyi bir dergi izleyicisi ve okuruydum. Taşrada kültürel ve sanatsal anlamda nefes almamı sağlıyordu kültür, sanat ve edebiyat dergileri. Türkiye Yazıları, Varlık, Yeditepe, Yeni Olgu, Bilim ve Sanat düzenli izlediğim dergilerdi. Çokça şairi ve yazarı bu dergilerden öğrendim, tanıdım.

Ahmet Telli ile tanışıklığım da o dönemlerdendir. Hatta Türkiye Yazıları, Ahmet Telli özel sayısı yapmıştı. O genç yaşımda defterlerime, kitaplarımın ilk sayfalarına Su Çürüdü şiirinden dizeler  almıştım. “iki şeyi bilmek istiyorum./(belki aynı şeyi iki kere bilmek istiyordum.)/duvarların rengi neydi?/ derimin rengi neydi?/ dokunuyorum duvarlara; parmak uçlarımla, avuçlarımla,/ dilimle dokunuyorum./ duvarların bir rengi olmalı./ama hiçbir duvarcının, hiçbir ressamın bu rengi bildiğini sanmam./adı yoktu bu rengin, kimyası yoktu./ belki renksizliğin rengiydi bu./ çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi.../ adımdan gayrısını bilmiyorum.” Daha sonraki yıllarda Ankara Zafer Çarşısı’ndaki Eylül Kitabevi’nde görmüş ve hayranlıkla bir süre uzaktan izlemiştim. Sanıyorum o dönem orada yöneticiydi. Gençliğime dizeler armağan eden o büyük şair karşımdaydı ve ben heyecandan iki laf edememiştim. Sonraki yıllarda beraber şiirler okumuş, söyleşilere katılmıştık. Dersim’de ve Bursa’da aynı masada bulunmuş, her zamanki o nahif sohbetinden faydalanmıştım. O benim Ahmet abimdi artık.

Yangın yıllarından geçip, dövüşe dövüşe anlatmıştır isyan olan hüznünü. Suyun bile çürüdüğü eylül fırtınasının karanlık dönemlerinde, belki yine gelirim demiştir ve gelmiştir. Kalbim unut bu şiiri dediğinde bile nidasını eksik etmemiştir. Kalbi sonbahar mevsiminde barbar ve şehlaya uzanan veda divanıdır, neylersin.  O bizim Ahmet abimizdi artık.

Ahmet Telli’yi konuşuyoruz. Ülkenin en kıymetli şairlerinden birini. Ağzından çıkan her sözcüğü dize diye defterimize not edeceğimiz şairi.  Darbenin tutukladığı o güzel şairi... Üzerinden 40 yıl geçmiş bir zaman diliminden bugüne neyin değiştiğini anlamaya çalışıyoruz. “ Ve sayıklayan bir coğrafyada/ Sayrılıklar salgın umutlar yaralı/ Hâtıralardan kan sızmaktadır.” 40 yıldan söz ediyoruz. Üke için yeterince gerçek olan bir şairin tanıklığından nerelere doğru gelindiğini izliyoruz. Hâlâ hatıralardan kan sızıyorsa ve hala kabuğun altında iyileşmeyen bir yara varsa, 40 yılın akışına şerh koyuyoruz. “Dağlayıp geçmişti kor/ Ve örtülmüştü üstü/ Eşeliyorsun, sızlıyor/ Kabuğun altında yara/ Kanatacaksın.” O hepimizin Ahmet abisidir artık.

Hacettepe Üniversitesi Kitap Topluluğu’nun düzenlediği bir etkinlik için üniversite anfisinde sohbete katılıp, şiirler okurken, bölüm sekreterinin “salonu boşaltın, tutamıyoruz” dediği grubun içinden, etkinliği düzenleyen öğrenciler zarar görmesin diye tek başına, ‘Hacettepe sana mezar olacak’ bağırtıları arasından geçmiştir. Şiirden ve şairden istenen nedir ve neden mezar girer işin içine? Cümleleri kin, öfke ve kandan beslenen gençlerin şiiri sevmesi beklenebilir mi? O vicdanımızın Ahmet abisidir artık.

Son olarak, kendisine ait olmayan ve Ahmet Telli sevenlerince açılan facebook sayfasında yer alan bir gönderi nedeniyle “Cumhurbaşkanına Hakaret” ten mahkemeye verilir. Mevzu bundan ibarettir. Hakaretle ilişkisi olmamasına rağmen 7 Ekim 2020 Çarşamba günü Saat 10.25’de mahkemeye çağrılır Ahmet Telli. O Ahmet Telli bir şiirinde şunu söyler. Sanırım bugünlere ibret olsun diyedir dizeleri. “Çünkü şair kendinin farkında/ Olduğundan daha yalnız, daha/ Beter bir hafızadır, bu yüzden/ Kederini anlatabilecek alfabeyi/ Ancak /kendisi yaratabilir.” O şairlerin Ahmet abisidir artık.

İnsanın mevcut durum için çok şey söyleyesi de gelmiyor açıkçası. Bir gün hepimiz korona olacağız mantığıyla konuşursam, bir gün hepimiz mahkeme salonlarından geçeceğiz öyle ya da böyle. Ya sanık ya da arkadaşlarımızı almak için yolumuz düşecek oralara. İnsan sadece şuna üzülüyor. Mahkemelerde davalar yığılmışken, böyle davalarla o yoğunluğa bir bindirme daha yapmaktan amaçlanan ne olabilir ki! Ahmet Telli bir şey söylerse, şiirlerindedir o sözler, kitaplarındadır. Oralara bakmak daha doğru olur bence. O şiirlerin Ahmet abisidir artık.

“Saatlerce izlerdi karınca yuvalarını
Bulutları ve telaşlı sokak köpeğini
Unutmak ile hatırlamak buydu belki
Ama tırtıl habire kemiriyordu yaprağı.”