Bahar kapımızda işte. Devasa beton yığınlarının ortasında olsak da baharın sıcaklığını, doğanın canlanışını iliklerimize kadar hissediyoruz. Ruhumuza dokunuyor, doğadaki devinimi kalbimizle buluşturuyor ve bizi doğanın bir parçası yapıyor adeta. Her mevsimin kuşkusuz ki ayrı bir güzelliği var. Ancak bahar gerçekten de farklı. Kışın karın güzelliği dışındaki karanlığından, evlere kapanmaktan, kıyafetlerin çokluğundan kurtarır bizi. Kendimizi bir an önce dışarı atmak ve küçük de olsa, en yakınımızda bulunan bir parkta yürümek isteriz. Yüzümüzü güneşe çevirip, gözlerimizi kapatıp, o doyumsuz mevsimin sıcaklığının bize değmesini doyasıya yaşarız o an. Ben buna istikrar derim çoğunlukla, daldan dala konan kuşlar ise ahengin ritmi olarak selamlar.  

Baharı ümit mevsimi olarak görmüşümdür hep. Hayata dair yeni şeyler düşünürüm bu cana can katan mevsimde. Duruşum sağlamlaşır. İktisaden, siyaseten yorulan bünyemi canlandırır, üstümde birikmiş kaygıları, dünyanın kötülükle beslenen hallerini, zihnimi dolduran huzursuzlukları, bedenimi çürüten yorgunluğu, kalbimde solan çiçekleri atar, doğanın bana sunduğu coşkunluğu alır ve bir filizi yetiştirir gibi bedenimle buluştururum. Her gün camdan dışarı bakan kedi buna solmuş yaprakların yeşillenmesi der, bense kalbin kıyısında bulunan toprağın ısınması derim.

İnsan uzun süren kışın, soğuğun, erken kararan günlerin ardından güneşin gerçek yüzünü görmeye başlar. Açlığını, kederini, korkularını bir parça da olsa salar o zamanlarda. Düştüğü boşluğu unutur. Evrenin bu mükemmel canlanışına uyum sağlar. Kâbus dolu günlerine ışık değer. Gözleri yeşillenir. Örselenmiş kalbini samimi ve içten olan havayla buluşturur. Ben buna özlemin candaki karşılığı derim, kalp ise anımsamanın kudreti der.

Bahardayım. Daha iştahla sarılıyorum sözcüklere. Şiire doğru yol alıyorum. Şiirle buluşuyorum yolun sonunda. Bahar şiirin mevsimidir bana göre. Şiirin rengi. Dokunmanın, istemenin, kabına sığmamanın rengi. Sesin rengi. Kuşlar sabahı selamlar. Sonra kediler başlar merhabaya. Kargalar sırasını bekler. Gece daha çok köpeklerindir. Suyun sesini unutmadan eklemeliyim bu koroya. Çok uzaktan bir dengbej sesi kalbime ulaşır. Dostlarımın sesi hep muştudur aydınlığıma. Tutunduğum kaç dizem varsa baharın armağanıdır bana. Pencereden içeri giren sese dostluk der çiçek, bense şiire başlamanın ilk adımı derim.

Bahar mevsimi insanın doğaya değip, arındığı mevsimdir. Gerçi bu biraz gerilerde kalsa da doğayla buluşup arınanların ruhu bir hayalet gibi gezmekte hâlâ. İnsan doğadan aldığını, doğaya borçlu olduğunu bir şekilde onunla bütünleşerek, taklit ederek, oyuna dönüştürerek geleneksel bir hale soktu. Ormanın derinliklerinde gizli bir köşe buldu, baharın ilk günlerinde sulara girdi, en yüksek tepede bir taşa sarıldı, suyun içindeki balıkla konuştu, dağdaki yabanıl hayata şükranlarını sundu. Mem olup Zîn’i sevdi. Sıti olup Tacdin’e tutuldu. Sonra şehirler kuruldu. Sonra evlerin boyu uzadı. Evler uzadıkça insan gelenekselleştirdiği oyunlarından koptu. Arınmayı unuttu ve şiddetle buluştu. Eğer insan her baharda doğayla buluşmasını unutmasaydı, şiddet ve yozlaşma bu denli kol kola gezemezdi. Ben buna yok oluş derim, balıklar oltaya gelmek der.

Baharı sevdiğim doğrudur. Papatyaları kokladığım, gelincik tarlalarına hayran hayran baktığım, tomurcuklanan her ağaca sarıldığım da. Dinlenmek için oturduğum taşla sohbetim yorgunluktan değil elbette. Kalbindeki güzelliği koruyan bir şairin samimiyetidir o sohbet. Çocukluğunda sapanı olmayan, çocukluğunu büyüte büyüte bugünlere gelen bir şairin içtenliğidir. Maskesiz bir gezginin bahardan aldığı ilham da denebilir. Avın ne olduğunu bilmeyen, rüyasında avcıyı kovalayan dağ keçisine dönüşen bir şairin serzenişidir de. Asırlardır gelen bir vasiyetin yüklediği boyun borcudur. Bahar buna gönül işçiliği derken, bense şairden kopya çekip, beşiğime takılan şiire nazar boncuğu der ve şiire sığınırım.

bahar mı geliyor ne…
sınırsız bir heyecan var içimde
uçarı bir bakış.
her günüm başka bir mavi.
coşkuya taraf saldım yelkenlimi bu kez
bütün duyarlığım tek bir yöne doğru.