Televizyon ekranlarında, özellikle haber bültenlerinde çokça duyarız ‘gün geçmiyor ki’ sözünü. Bir hayreti, yeni bir olayı, yeni bir duyumu, felaketi, kötülüğün tekrarını ifade eder. Bu şaşkınlığın nedeni sıradanlaşmaya mıdır felakete midir pek de anlaşılmaz. Çünkü benzerini her gün duyduğumuz ve artık şaşırmadığımız olaylar yığını, tekrar sözler, benzer baskılar hayatımızın bir parçası. Gün geçmiyor ki lafı da çoğu zaman havada kalan bir söz oluyor. O da sıradanlaşıyor ve ona da şaşırmıyoruz.

İnsanların günlük yaşamında en çok kullandığı sözcüklerdin biridir sevgili. Bir mektuba başlarken, bir konuşma yaparken, dostlarımıza seslenirken… Kıymet belirtir, değer verdiğimizi gösterir, sevgiye layık olma halini ifade eder. Sevgili dostlarım, sevgili kardeşlerim, sevgili çocuklar, sevgili okurlar, sevgili konuklar, sevgili hemşehrilerim… Sadece kalabalığa değil, tek kişiyle konuşurken, ona seslenirken de kullanırız ‘sevgili’ sözcüğünü. Sevgili dostum, sevgili kardeşim… Bitmez. Coğrafya ve hayvanlar için bile kullanırız. Sevgili Anadolu, sevgili evim, sevgili ülkem, sevgili kedim, sevgili atım, sevgili köpeğim…

Gün geçmiyor ki diyebileceğimiz bir şaşkınlık ifadesi de ‘sevgili’ diye başlayan bir hitapla oldu. Sevgili Garo Paylan’ın bir konuşmasında, ‘Sevgili Selahattin Demirtaş’ hitabı dokunulmazlığının kaldırılması için hazırlanan fezlekede suç ve suçluyu övme olarak yer almış. Benim şaşkınlık dediğime, başta kendim olmak üzere, şaşırmıyoruz. Oysa ne denli güzel bir sözcük, ne denli güzel bir seslenme ifadesidir sevgili. Sayın sözcüğü kadar terbiye ve nezaket doludur. Hatta karşıdaki kişiye hakkaniyetle dolu olan bir seslenmedir aynı zamanda. Ancak buradaki hakkaniyetin içinde içten seslenme, gözlerin ışıltısı, kalbin atışı, sevgi hali vardır. Sevgili Selahattin Demirtaş demek, aslında sevgi halini, dostluk halini, selamı ifade eder. O sevgili sözünde evrendeki tüm hümanist seslerin selamı vardır. Kuşların ötüşü, yaprakların hışırdayışı, kekliklerin sesi, kuzuların meleyişi, suların gürül gürül akması, akşamın sessizliği, güneşin doğuşu, ilkbaharın doğaya saldığı canlılık vardır.

Bir de çocukların dilinde, kalbinde olan sevgili sözcüğünden de söz etmek gerek biraz. Hani günlüklerine başlarken ‘sevgili günlük’ diye başlarlar ya. O hitaptan söz etmek gerek. Sevgili günlük dedikleri defter onların sırdaşı, sohbet arkadaşı, sevgi ile sarıldıkları, konuştukları en özel alanlarıdır. Bir oda sığar oraya. Bir sınıf, bir okul, gözyaşı girer sayfalara. Ama en çok da sırrını aktardığı dosttur günlükler. O nedenle onun o küçük kalbinde en güvenilen, en sevgili olandır. Sevgili günlük seslenişinde dünyanın yükü yoktur. Kendi dünyasının içtenliği vardır. Sevgili Selahattin Demirtaş seslenişi, bir günlüğe seslenme, bir günlükle konuşmanın samimiyetidir.

İnsan her gün konuştuğu dilden bir şeyleri kaybediyor. Sözcükler çekiliyor hayattan sessizce. Kullanıcısı kalmayan, aktarılamayan diller ise kayboluyor. Ancak bazı sözcükler kaybolmayacak kadar insanla yürümeye devam ediyor. Sevgili sözcüğü tam da söylemek istediğim bu tür sözcüklerden biridir. Sevgiliye de değer, sevginin en has, en temiz yanına da. Dile de gönül bahçesine de. Şiire de müziğe de. Doğadaki ahenkten ilham alır ve insanın binbir çiçekli bahçesinde gezintiye çıkar. Binbir Çiçekli bahçe demişken, Yaşar Kemal’le konuşmak lazım. Sevgili Yaşar Kemal’le… Daha doğrusu onu dinlemek lazım. 28 Şubat 2015’de yitirdiğimiz büyük romancımızın 2007’de Norveç’te konuştuğu Binbir Çiçekli Bahçe ismini verdiği konuşması, ‘Sevgili Dostlar’ diye başlar ve aynı zamanda kitabına da isim olmuştur. Sevgili Dostlar diye başladığı konuşmasını da şu sözle bitirir büyük romancımız. “Dünyamız tükeniyor. Birçok hayvanın, birçok ağacın, birçok kuşun soyu tükendi. Bundan sonra da insanların soyu diyecektim, dilim varmadı. İnsanoğlu bu kötü durumu sürdürmeyecek, doğayla barışacaktır. Beni okuyanlar karamsar olmasınlar. İyi ki dünyaya geldik, yaşadık, ışığı gördük. Ya gelmeseydik, ya bu güzellikleri görmeseydik…”

Son cümle ne kadar yakıcı. Üstünde düşündüğüm derin bir cümledir. Bu nedenle dün gece bir türlü uyku tutmadı. Son zamanlarda hiç tutmuyor da. Dünkü huzursuzlukla doluydu. Gördüğümüz, görmeye devam edeceğimiz bu denli güzelliğin arasında sevgi kavramını düşündüm. Sevgili demenin sıcaklığını, sevgili dostlarımı, sevgili yazarlarımı, sevgili arkadaşlarımı, sevgili kedim yanı başımda uyurken hem de. Sevgili Selahattin Demirtaş o saatlerde son romanını mı yazıyordu, bir şiirle mi haşır neşirdi, karikatür mü çiziyordu, bağlamasına akort mu veriyordu ya da sevgili Abdullah Zeydan’la bir sohbetin en derin halinde miydi, bilemiyorum. Bildiğim sevgili hitabının her halini fazlasıyla hak eden iyi bir romancı, iyi bir öykücü, iyi bir şair, iyi bir bestekâr ve siyasetçi olduğudur.