Yaşadığımız günleri anlatmak o kadar zor ki. Her gün artan ölüm sayılarını izliyoruz iç çekerek. Trajedi ve komedinin iç içe geçtiği bir sahneyi izliyoruz kâh sessizce, kâh isyan ederek. Canların ölümünü açıklayacak tek kelime yok sözlerimiz arasında ve biz bunun trajik olan yanına gözyaşı döküyoruz. Sorumluların bir şey yokmuş gibi, insan aklıyla dalga geçer gibi yaptıkları açıklamalara ise gülüyoruz dişlerimizi gıcırdatarak.

Yine dünya masumların, mutsuz çoğunluğun istemleri dışında bir kriz döngüsünün içinde ve can verenler de onlar. Can verenlerin hikayelerini ise kimse bilmiyor ve ölümler ne yazık ki bir sayıdan ibaret. Küresel güçler büyük bir iştahla bu ölümleri izliyor ve aşıdan bile servet kazanıyorlar. Oysa aşı bütün insanlara ücretsiz olarak sunulması gereken en temel hak olmalı bu aşamadan sonra.

Dünya aynı anda, her alanda bugünlerdeki gibi böyle büyük yaralar almamıştı. Mali, iklimsel sorunlar, hastalıklar, ülkelerarası çatışmalar farklı zamanlarda ve çoğunlukla tek ülkede ya da bir bölgede yaşanıyordu. O nedenle bir şekilde bu krizler aşılıyordu. Ancak bunların tümü artık birlikte ve kriz küresel. Ölümler her yeri etkiliyor. Daha doğrusu her yerin en korunaksız olan kesimlerini. Yoksulları…

Gariptir, dünyanın bu hale gelmesinin sorumlusu da yoksullar. Kendileri için iyi düşünceleri olan, onları yoksulluktan kurtarmak için kafa yoran, üreten insanların zindanlara gönderilmelerine sessiz kalarak, yoksulluklarını katmerleştirenleri kendilerini yönetmeleri için baş tacı yapmaya devam ediyorlar. Hal böyle olunca da dünyayı tepe tepe kullanmak mutlu azınlık için hiç de zor olmuyor.

Aslında şiire dair yazmak istiyordum. Bu hafta okuduğum iki şiir kitabından söz etmek istiyordum. Ancak ölümlerin veri olarak sunulması çok can yakıcı. Yakın çevremizde olanlar var. Onları tanıdığımız için içimiz yanıyor. Herkes kendi tanıdıklarına göre acıyla yüz yüze geliyor. Sonrasında ya seviniyor ya da ağıt yakıyor ve kendi ölülerinin yasını tutuyor yarın neler olacağını bilmeden.

Şiire geliyorum nihayet. Neşe Yaşın’ın ve Lal Laleş’in kitapları eş zamanlı çıktı. Neşe Yaşın’ın kitabının ismi kar uykusu*. Lal Laleş’inki ise nora İstanbul bir hiçtir**. nora istanbul bir hiçtir’in sayfalarını çevirirken sözlüğe bakma ihtiyacı hissettim ve kalemle bilmediğim kelimelerin geçtiği dizenin üstüne anlamını yazdım. Sonra fark ettim ki Lal kitabın sonuna notlar kısmı koymuş ve kelimelerin anlamını orada açıklamış. Tabi ki böyle çok daha iyi oldu okumam için. Açıkçası insanı zorlayan, yer yer yoran bir şiir var. Böyle olunca da lezzetli bir şiir çıkmış ortaya. Hem durup kelimelerin anlamını düşünüyor, hem bir tarih durağında soluklanıyor, hem de aşkın hallerine dokunuyorsunuz. Kurgusu olan bir şiir karşımızda. Aşkın derdiyle uğraşırken bir bakıyorsunuz Mezopotamya’nın ruhu sarıyor her tarafınızı ve sonra yine keder. Mardin İstanbul arası bir yolculukta şair. Diyarbakır ise en çok durup düşündüğü yer. Nora kavuşmak istediği bir aşkın ismi mi, bitmiş bir aşktan kalan kül mü? Şiir biraz da bu değil mi? Soruları çok olan, okurunu zahmete sokan dizelerle keyifli okumalara kapı açmak değil midir?

Dirliğin hayat suyu söz ki her söz doğuda taşa kazılır
dizboyu toprağa kazılan mezartaşının
bize nasip olan tarafı yazılı Günyüzü
göçmüşe kalansa dünyanın yazısız öbüryüzü

Taş ve nefes. Ongözlü Köprü
ve altında kıvrıla kıvrıla akan Dicle
Bazalt mezartaşı ve suya hükmünü düşürmüş ses ve öfke
Diyarbekir’de hikayelerin son cümleleri suya atılmış
Hakikat taşlarıdır.

Neşe Yaşın’ın şiiri ise yerleşik olmayan bir şiirdir.  Savaştan çıkmış bir şiirin ait olmama hallerini okurum onda. Ya da bana öyle gelir. Bölünmüş bir ülke, parçalanmış ruhlar, kaybedilen aşklar ve sığmama. Bir örgü gibi özenle örülür dizeler ve sonra kedi oyun oynar gibi çözer onları, ortalığa serper ve gider. İnşa ve yıkım, yıkım ve gizlenme gibi anlamlarla sürer şiirdeki devinim, okuru alabildiğince sarsar.

kar uykusu’nda da sığmayan bir Neşe Yaşın var. Ne bir kalpte ne de bir yataktadır onun yeri. İz sürücüdür. Tutkunun peşinden gider, sığacağı yerler arar, sığınacağı barınaklarla söyleşir.

Hayat kara bir duman
Oysa o kibriti çakan
Kanıyor içi
Oysa o bıçaklayan

Kendinin zalimi aşkı yaralayan
Farklıdır masalın kötü kişisi
Değişince masalı anlatan

Şiirle başlamak isteyip, ölümlere gelmek ve ölümlerden şiire dönmek de ayrı bir kafa işi olsa gerek. Zaten bugünlerde aynı duygu, aynı düşünce içinde olmak çok zor. Muhtemelen bir on yıl içinde insanın algısı, sevgisi, yaşama bakış açısında da çok değişiklik olacak. Bu karanlık zamanın bıraktığı çöpler, kırılmalar elbet temizlenecek. Ancak insanın içinde biriken örselenme hallerinin dağılması ise biraz uzun sürecek. İnanıyorum ki sanat bu süreçte insana dair örselenmiş ne varsa toparlayıp, insanın ruhuna nakışlar bırakacak. Şiir de bu sürecin yol arkadaşı olarak onları karanlık dehlizlerden çıkarıp gökyüzüyle buluşturacak.


*kar uykusu, neşe yaşın, ayrıntı yayınları, nisan 2021
**nora İstanbul bir hiçtir, lal laleş, ayrıntı yayınları, nisan 2021