Ben aslında küçükken önce pilot sonra şehirlerarası otobüs şoförü, bilahare futbolcu olmayı düşlerdim. Kader (!) beni gazeteci yaptı. İstesem de artık çıkış/kaçış yok. 42 yıl önce bu mesleğe girerken spor servisinde Galatasaray muhabiri olmak istiyordum. Olmadı. Sonra kültür-sanat servislerinde çalışmak geldi içimden. Olmadı. Şimdilerde bu kadar iş güç olmasa aslında sadece medya yazıları yazmak istiyorum. Oldu.

Bu haftaki global medya taramalarında dört yazı dikkatimi çekti.

  • Yeni Zelanda Basın Ajansınin Washington eski muhabiri Bruce Kohn’un ‘’ABD’deki tartışmada gazeteciliğin temelleri sarsılıyor’’ başlıklı yazısı.
  •  Guardian’ın Washington muhabirlerinden Julian Borger’ın ‘’Vahşice Uygunsuz: Yabancı gazetecilerin vizeleri uzatılmadığı için Amerika’nın Sesi’nde tasfiye devam ediyor’’ başlıklı haberi
  • Le Monde’un Yazı İşleri Müdürü Luc Bronner’in ‘’Le Monde’un sayfalarında kadınların yeri’’ başlıklı yazısı 
  • Le Monde’da Gregor Brandy’nin ‘’Reddit’te yıllardır süren ifade özgürlüğü ile moderatörlük arasındaki orta yolu bulma tartışması’’ başlıklı değerlendirmesi
    ABD’de ‘’Siyah Hayatlar Önemlidir’’ hareketi kaçınılmaz olarak medyayı da etkiledi. Gazete, radyo, televizyon ve İnternet siteleri, bir yandan haber ve yorumlarında eskiden kolayca kapıldıkları ırkçı, ayrımcı söyleme dikkat edip olayları protestocuların da perspektifinden vermeye başladı. Bir yandan da medya organlarının iç işleyişinde sorunlar baş gösterdi. Irkçı yaklaşımları ya da Siyahlara yeteri kadar önem ve değer vermeyen ya da kadınlara karşı önyargıları olan Genel Yayın Yönetmenleri, Yazı İşleri ve Haber Müdürleri, çalışanların baskısı sonucunda istifa etmek zorunda kaldı. Koskoca New York Times’ın Serbest Kürsü (Op-ed) bölümü sorumlusu bile, gösterilerin polis şiddetiyle bastırılmasını savunan Cumhuriyetçi bir senatörün yazısını yayınladığı için görevinden ayrıldı. Medya kuruluşlarının yöneticileri ABD’de ‘’İsyan’’ olarak adlandırılan bu yeni toplumsal hareketi iyi, doğru, dengeli, çok boyutlu bir şekilde izleyip aktarabilmek için iç tartışmalar başlattı, yeni yönetmelikler yayınladı. ‘’Siyah sözcüğü, bundan böyle büyük harfle yazılacak’’ diye talimatlar yayınlandı. Tartışmalar sürüyor. Soru ya da konular şöyle:
  • Muhabirle editör arasındaki anlaşmazlık nasıl çözülecek?
  • Genel yayın politikasını kim nasıl saptıyor ve uyguluyor?
  • Basın özgürlüğü sınırsız mıdır? Ne zaman hangi haberi nasıl yayınlayacağız?
  • Serbest Kürsü köşesinde kimin ne tür yazılar yazmaya hakkı var?
  • Irkçılığa göz yuman editöre karşı muhabir ne yapabilir?
  • Sorun muhabir ile editör düzeyini aşıp kurumsal ırkçılık alanına girerse sorun nasıl çözülecek?

İkinci haber: Trump kimden esin almışsa, başta VOA (Amerika’nın Sesi) olmak üzere çok sayıda yurtdışı kamu yayıncılık kurumunun şemsiye örgütünün (USAGM) başına kendisine yakın bir adamı getirince çıngar koptu. Çünkü bu yönetici ilk iş olarak kendi altındaki bütün yöneticileri görevden aldı, yerlerine Trump’a yakın adamları atadı ayrıca kamu yayıncılığının görevinin Trump yönetiminin başarılarını yurtdışına aktarmak olduğunu iddia etti. Bir gazeteci bu durumu ‘’Artık bizde de Kuzey Kore modeli başladı’’ diyerek değerlendirdi.

Bu arada Trump, belki onbinlerce yabancı işçinin oturma izinlerini/vizelerini uzatmama kararı aldığı için, Amerika’da sözkonusu yayın organlarında çalışan çok sayıda yabancı gazetecinin memleketlerine geri gönderilme riski doğdu. Bu meslekdaşlar Çin, Kamboçya, Tayland gibi ülkelere geri gönderilirse büyük bir ihtimalle hemen hapse atılacak.

Üçüncü habere geçtik: Le Monde’daki ilk  haber, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda, Le Monde çalışanları ve gazetede yer verilen kişiler temelinde etraflı bir inceleme yapılıp istatistik çıkarıldığı bildiriliyor. Bu çalışma 2018’den beri yapılıyormuş.  Sonuçların bir kısmını yayınlayan gazete, kadın-erkek maaş eşitliği konusunda başarılı olduklarını, ancak gazetede alt, orta ve üst düzey yöneticiler arasında kadınların henüz yüzde 50 oran hedefine yaklaşılmadığını itiraf ediyor. Yazı İşleri Müdürü, bu durumu açıklamaya çalışırken ‘’Zaten toplumun geneli böyle’’ gerekçesini savunuyor. (Luc, erkek). Gazetede serbest kürsü yazılarına yer verilen kadınların oranı sadece yüzde 30. Görüş alınan ve söyleşi yapılan uzmanlar arasında da kadın-erkek eşitliğine biraz yaklaşır gibi olmuşlar Dönemlere göre yüzde 31 ila 52 arasında kadın uzman var. ‘’Bu sonuçları yayınlamak sadece şeffaflık gereği değil. Biz aynı zamanda farkların kapatılması için bu bilgileri yayınladık ve gelişme sağlandıkça okurlarımızı bilgilendireceğiz’’ diyor Luc Bronner.

Son yazı, dünyada 430 milyon kullanıcısı olan, İnternet kültürüne önemli katkıları sunan Reddit platformuyla ilgili. Yönetimin kurduğu ya da yurttaşların bir araya gelip kurdukları farklı konulu tartışma platformlarının gönüllü moderatörleri var. Reddit’in de bir dizi kuralı mevcut. Ne var ki özellikle ABD’de son zamanlarda ortaya çıkan ırkçılık tartışmaları, Reddit’i ve moderatörlerini güç durumda bıraktı. Irkçılık da serbestçe yaygınlaştırılabilecek bir görüş, bir ideoloji, bir tutum mudur? Ya da muhaliflerine küfür ederek Trump’ı savunmak yasal ve meşru mudur? Reddit, bundan 10 yıl önce ilk kurulduğunda, ABD’deki genel eğilim ve geleneğe de sadık kalarak, ifade özgürlüğünde hiçbir sınırlama getirmemişti. Ne var ki, son dönemlerde beyazların üstün olduğunu iddia eden kişi ve gruplar ile Trump taraftlarının tartışmaya katılan yurttaş olmaktan çok troll gibi davranmaları, bu tutuma karşı çıkan yurttaşların, moderatörleri ve Reddit yönetimini uyarması ve nihayet platformda yapılan uzun ve derin tartışmalardan sonra Reddit önce Trump hayranlarının ardından ırkçı grupların alt tartışma platformlarına katılımı sınırlandırdı. Bu arada çocuk pornosu, uyuşturucu övgüsü gibi konuları ele alan tartışma(?) platformları da kapatıldı.

Batı’daki bu mesleki tartışmalar önemli. Bizim yerli Trump hayranı yazıcılar ise haber gizleyerek ya da doğrudan ve açıktan yalan haber, eskimiş ajitasyon ve propaganda teknikleri ile misyonlarını sürdürüyor.

Yandaş Kalemler Önemsizdir!