Önce BİA’da gördüm. Volga Kuşçuoğlu, G. Costantini ile güzel bir söyleşi yapmış. Sonra Gianluca’nın İnternet sitesine gittim. Çok zengin. Dünyanın herhangi bir ülkesinde temel hak ve özgürlükler çiğnenmişse, bir haksızlık yapılmış, özgürlük için mücadele eden insanlar bir şekilde mağdur edilmişse Gianluca olayla ilgilenmiş, araştırmış ve çizmiş. Tabi Türkiye, böyle sanatçılar için zengin bir hazine. Costantini, Brezilyalı karikatürist Carlos Latuff gibi işlemiş madeni.

Türkiye dosyasında, Selahattin Demirtaş’tan Osman Kavala’ya, Can Dündar’dan Zehra Doğan’a, Taner Kılıç’dan Ahmet Altan’a, Tahir Elçi’den Gezi’den Cizre’ye kadar mağdur ve mutsuz Türkiye’nin çeşitli portreleri var. Tabi bu konulara girince, yüce, kutsal ve kuş uçurmaz Türk devleti gerekli önlemleri alarak Gianluca’nın sosyal medya hesaplarından bazılarına, mahkeme kararıyla erişim yasağı getirmiş. Aleyhindeyse yasaklasa, senin olumsuzluklarını teşhir ediyorsa tutukla, çok da ısrar ederse öldür! Bizim...pardon Devletimizin bekası için! Bizim diyecektim, bizim için ‘’Devlet Uğruna Kurşun Atan Ya Yiyen De Şereflidir’’ dememiş miydi bir Başbakan.

1971 Ravenna doğumlu Gianluca, Gezi döneminde ziyaret ettiği Türkiye’ye devletin baskıları yüzünden bugün artık gelemiyor. O da bir tür sürgün.

Söyleşide benim dikkatimi çeken bölümü BİA’da yayınladığı şekliyle aktarayım:

" ‘Görsel düşünüşümüzde devrim yapmalıyız’ sözünü Palermo'da Aleksandr Rodçenko'nun bir sergisinde keşfettiğimde bu sözden gerçekten etkilenmiştim. Bunu kişisel bir düşünce gibi hissettim. Bu cümle, çizimlerimle neyi kışkırtmak ve somutlaştırmak istediğimi özetliyor. Bir şey çizdiğiniz zaman, bu bir saksı bile olsa, politik bir eylemde bulunmuş olursunuz.

Çünkü her şey sanatsa, her şey politiktir. Bir saksı çizerseniz, bunda sadece güzellik yoktur, aynı zamanda bu dünyada olduğunuzu ve bu dünya hakkında düşündüğünüzü ispatlamış olursunuz. Hayatınız boyunca saksı çiziyorsanız, düşünceniz muhtemelen her şeyin, siyasetin ve savaşın iyi olduğu yönündedir. Ama bir sanatçı olarak, bir başkasının konumunu değiştirmesine yardımcı olabilirsiniz.’’

Bakmak, görmek…Olan/Görünen/Gösterilen… gibi görselliğin temel meselelerine değinmiş arkadaş.

Türkiye’de geniş yurttaş kesimi dünya, memleket ve kentle ilgili esas bilgi ve görüşleri televizyondan alıyor. Bu televizyonların büyük çoğunluğu iktidarın propaganda aracı olarak hakiki gerçeği ha bire bozuyor ya da gizliyor.

''Görsel düşünme şeklini devrimcileştirmek'' öyle kolay, sıradan, şak diye yapılabilecek bir dönüşüm değil. Eğitilmek lazım, irade lazım, emek lazım, vicdan ve ahlak lazım. Ben ‘’Devrim yapmak’’ ibaresi yerine ‘’Devrimcileştirmek’’ sözcüğünü tercih ettim, çünkü sorun, bir kerelik bir dönüşüm değil, uzun vadeli bir süreç: Bakış açımızı değiştireceğiz. Bunun için de baktığımız konumu, açıyı, perspektifi değiştirmemiz gerekecek. Keza görsel mesajla ilk temastan sonra onu nasıl okuyup nasıl süzeceğimizi de kararlaştırmamız lazım. Sonra ayıklama işlemi başlayacak, belleğimizdeki görsel bilgilerle bu yeni görsel mesaj arasında bağ kurmaya çalışacağız. Deneyeceğiz yanılacağız, yanıla yanıla, yanılmamayı öğreneceğiz. Bunun için herhalde çok kitap okuyup çok müze-sergi gezmek yararlı olur. Keza çok resim, çok fotoğraf görmemiz de kişisel görsel belleğimizi zenginleştirir.

Kağıda ya da ekrana çizilmiş bir resimde, daha doğrusu o resmin arkasında, belki bin yıllık bir tarih var, yüzyıllık bir ağıt ve asırlık bir mücadele umudu. Kağıdın/ekranın arkasındakini görmek, düşünmek, anlamak.

Düşüncenin ana ve asil aracı kelimeler ve kavramlardır. Düşüncenin temel mecrası da yazıdır. İmaj felsefesinin kurucusu ve en velut düşünürü Marie-José Mondzain’in çalışmalarında bu konu çok iyi işlenir/değerlendirilir.

Görsellik başlı başına tabi ki olumsuz bir mecra, bir boyut değil. Ama bugün yapay zeka ile algoritmalarla, hakiki gerçek ekranlarda sanal gerçeğe dönüştürülürken en çok görsellikte tahrifat/bozma/saklama yapılıyor.

Neo-liberal çağda, düşünce gözden düşürülmeye çalışılıyor, görsellik ön plana çıkarılıyor. Artık neredeyse her şey görsel, bir başka deyişle her şey göstermelik! Görsel iletişim çağındayız. İşte bu ortamda görsel düşünce yöntemimizi, yaklaşımımızı hakikaten devrimcileştirmek şart. Yani her görsele öncelikle eleştirel bakmak ilk koşul. Bu resim, bu görsel neden böyle yapıldı? Nasıl yapıldı? Neden böyle sunuluyor? Bu görsel bize ne anlatmak istiyor? Aslında uzun bir zamandan beri gündeme gelmiş olan Gösteri Toplumunun sıradan ve pasif izleyicisi olmamak için, Gösteri Devletinin biat eden kulları olmamak için, hangi resme/hangi görüntüye nasıl bakılması gerektiğini öğrenmemiz şart. Görselliğin Diktatörlüğüne ve Bezirganlığına karşı fikrimizle, düşünerek direnmek ilk başarılı adım olacak.

Gianluca’nın çalışmaları bu açıdan önemli.