İstanbul’da, Adana’da, Türkiye’nin dört bir yanında binlerce avukatın itirazına karşın Barolarda Çoklu Sisteme geçen kanun değişikliği teklifi dün TBMM Başkanlığına sunuldu. 

Teklif Perşembe günü Komisyon’da görüşülecek, haftaya Salı günü de TBMM Genel Kurulunun önüne gelmesi bekleniyor. 

Teklifin yasalaşması halinde, bundan böyle 5 binin üzerinde avukatın bulunduğu illerde 2 bin avukat bir araya gelerek, alternatif baro kurabilecek. Ankara 1. Barosu, Ankara 2. Barosu diye yeni Barolar adlandırılacak. 

Neden böyle bir sisteme geçiliyor? 

AKP’nin bu soruya verdiği yanıt, Baro yönetimlerinde temsilde adaletin sağlanamaması. Bu gerekçe teklifin yazılı metninde yer almıyor ama dün TBMM Başkanlığına teklifi sunan AKP Grup Başkanvekili Cavit Özkan, teklifin ortaya çıkış amacının tamamen bundan kaynaklandığını ifade ediyor. 

Özkan’a göre İstanbul başta olmak üzere kalabalık Barolarda yönetimler az sayıda avukat tarafından belirleniyor, bu yönetimler Türkiye Barolar Birliği’nde karar alma mekanizmalarına bir şekilde dahil ediliyor. Temsilde adalet ise ancak çoklu baro sistemiyle sağlanacak. 

Tam olarak şöyle diyordu dün Cavit Özkan: 

“Avukatların ülke genelindeki sayısı 130 binlerin üzerine çıkmıştır. Artan bu sayı baroların demokratik temsilini de maalesef tamamen ortadan kaldırmıştır. Avukatların seçimlerde sandıktan uzaklaşmasına neden olmuş, baro ile irtibatlarını koparmıştır. Bu kopuş barolar ve barolar birliğinde demokratik temsile büyük zarar vermiştir.”

Teklifte yazılı olmayan ama şifahi olarak dile getirilen bu temel gerekçenin ayrıntılarını ise ATV’nin “Barolarda Temsilde Adalet Yok” haberinde görmek mümkün. Malum, Hükümetin algı yönetimi artık bu yayınlarca gerçekleştiriliyor. 

Ne diyor haberde?

“Mehmet Durakoğlu’nun kazandığı İstanbul Barosunun 2018’de yapılan Genel Kurulu’nda, Baro’ya kayıtlı 41 bin avukatın sadece 26 bini oy kullandı.”

Doğrudur. Haber Sabah Gazetesi’nde gazeteci demeye dilim varmayan birinin imzasıyla çıktığından kontrol etme ihtiyacı duydum, sayılarda sorun yok.

Oranlamışlar, İstanbul Barosu’nda seçimlere katılım oranı bu durumda yüzde 65’lere denk geliyor.

Bu durum tartışmalıysa,

Hadi bakalım 2007 Anayasa Referandumuna.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin temellerinin atıldığı, bu yeni rejimin ilk adımına.

Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin Anayasa Referandumuna katılım oranı yüzde 67!

Baroların yapısının değiştirilmesine ilişkin böyle bir gerekçe karşısında, 2007 Referandumunu ne yapmak lazım?

Pek tabi bu hesap gayet anti demokratik bir hesap ama Grup Başkanvekilinin kılavuzu Sabah Gazetesi ya da gazetecinin kılavuzu bir Partinin Grup Başkanvekili olunca, karşılaştırmalar da böyle gayri ciddi olabiliyor!

Cavit Özkan bir adım daha ileri gidiyor.

Ya da şöyle diyelim, söz konusu haberin devamını basın toplantısında okuyarak, kanun teklifini gerekçelendiriyor:

“İstanbul, Ankara ve İzmir barolarında sandığa teveccühün yüzde 40-45 oranında azalması nedeniyle ilgili barolardaki toplam avukatların ortalama yüzde 20’sinin oyunu alan ekip yönetime gelmekte.

Bu anti demokratik durum, Baroları dar alanda kısır çekişmelerle siyasi ve ideolojik çatışmaların merkezi haline getirmiştir. Tüm bu nedenlerle avukatların meslek yapılanması olan barolar da reform yapma gereği hasıl olmuştur.”

Yanlış!

Bir kere Ankara Barosu’nun son genel kurulunda 15 bin avukatın 11 bini oy kullanmış ve Baro Başkanı Erinç Sağkan, geçerli oyların 7 bin 227’sini alarak, başkan seçilmişti. Hesap yüzde 64 çıkar, Grup Başkanvekiline, biri bunu söylesin.

İstanbul’a gelince,

2018’de yapılan Genel Kurul’da Baro’ya kayıtlı 41 bin avukatın 26 bini oy kullanmış, Başkan Mehmet Durakoğlu geçerli oyların 8 bin 77’sini alarak, Başkan seçilmiş. Geçerli oyların yüzde 30’unu, tüm avukatların ise yüzde 20’sini temsil ettiği belirtilerek, İstanbul Barosu’nda avukatların yüzde 70’inin temsil edilmediği bu yüzden de Çoklu Baro’ya geçildiği gibi bir algı var ortada.

Hadi 24 Haziran 2018 seçimlerine bakalım.

YSK verilerine göre, 24 Haziran’da kayıtlı seçmen sayısı 56 milyon 406 bin 836. Oy kullanan seçmen sayısı 49 milyon 664 bin 165. Toplam geçerli oy sayısı 48 milyon 631 bin 366. 2018’de Türkiye nüfusu TÜİK verilerine göre 82 milyon 3 bin 82. AKP’nin aldığı oy 20 milyon 213 bin 915. 

Bu durumda AKP, Türkiye’deki seçmenlerin yüzde 35’ini;

tüm Türkiye’nin yüzde 24’ünü temsil ediyor.

Canım öyle hesap olur mu?

Oluyor işte!

Cavit Özkan’dan devamla,

“Barolarda toplam avukatların yüzde 20’sinin oyunu alan ekip Baroda başkanlığı ve yönetimi almakla yine bu oy oranıyla Barolar Birliğinde yüzde 60 delegeyi belirliyorlar. Karar mekanizmalarında söz sahibi oluyorlar.”

AKP, tüm Türkiye’nin yüzde 24’ünü temsil ediyor ama 586 koltuklu Meclis’e 291 milletvekili taşıyor. Yani tüm Türkiye’yi yüzde 24 temsil oranı, seçmenlerin yüzde 35’ini temsil oranına rağmen Meclis’te yüzde 50’yle temsil ediliyor.

Buradan aldığı güçle de bir gün cezaevlerindeki binlerce mahkûmu salıp, gazetecilere kapıları kapatıyor; bir gün Suriye’ye Libya’ya savaş tezkeresi onaylıyor, 

Başka bir gün tüm itirazlara karşın milyonlarca emekçinin kıdem tazminatına göz koyuyor, milyonlarca öğrencinin sınav tarihini kafasına göre belirliyor, binlerce çiftçinin ekili alan yerini değiştiriyor ekime yasak ürün listesi çıkarıyor, binlerce üreticiye kota getiriyor, bütün ülkenin emeklilik yaşını belirliyor,

Şimdi de avukatların dalga dalga sokağa taşan itirazlarına karşın “Temsilde adalet yok” diyerek, Barolara çoklu sistem getiriyor.

AKP tüm Türkiye’nin yüzde 25’i, kayıtlı seçmenlerin yüzde 35’ini temsil ediyor, Meclis’te yüzde 50’lik çoğunluğu bunun üzerinden sağlayıp, ülkenin yüzde 100’ünün kıdemini, emekliliğini, sınavını, cezaevinde kalıp kalmayacağını, savaşa girip girmeyeceğini belirleyecek,

Baro Başkanları demokratik ve hiçbir kuşkuya yer vermeden yapılan seçimlerde başkan olunca da “Sizin temsilde adaletiniz yok” diyerek, Barolar bir bir bölünecek!

AKP’nin hesabını ülkeye genelledim,

Sonuç aynı çıktı.

Peki, şimdi ne olacak?