Dilbilimci Ken Hale’in söylemiyle, “Bir dil ölüp gittiğinde, bir kültür, entelektüel bir miras, bir sanat yapıtı da yitip gider. Louvre’a bomba atmak gibidir adeta.”

Habitatın yıkımı nasıl bitki ve hayvan türlerinin yok olmasına ve dolayısıyla biyosferin bozulmasına neden oluyorsa, etnosfer de daha büyük bir hızla bozulmakta. Bunun en önemli göstergesi de dillerin ölümü. Dil, sözcüklerden ve gramerden ibaret değil. Dil adeta insan tininin billurlaştığı her bir kültürün ruhu. Davis’in tanımıyla, “Her dil zihindeki bir cangıldır, düşüncenin dönüm noktasıdır, tinsel olasılıkların oluşturduğu bir ekosistemdir.”

Halkların Demokratik Partisi Kürtçenin resmen tanınması ve eğitim dili olması için çalışma yürütmek üzere bir dil komisyonu kurmuş bulunuyor. Komisyon ilk iş olarak, aralarında eş genel başkanların da bulunduğu 500 parti yönetici ve üyesine Kürtçe öğretmeye başladı.

Komisyon, Kürtçenin halk arasında, özellikle çocuklar arasında yaygınlaşması ve Kürtçenin resmi dil olarak kabul edilmesi için diplomasi alanında çalışma yürütülmesi, basın açıklamalarını Kürtçe ve Türkçe yapılması gibi kararlar aldı.

Resmi dil, devletin bireylerle veya bireylerin birbirleriyle yaptıkları tüm resmi işlemlerde anayasayla ya da kanunla zorunlu kılınan veya bazen de fiilen kullanılan bir veya birden çok dile denir.

Bir ülke sınırları içinde yaşayan kişiler ya da topluluklar farklı dillere sahip olsalar dahi resmi işlemlerini gerçekleştirirken resmi dil kullanmak zorunda kalırlar. Devlet dairelerinde ve resmi yazışmalarda kullanılan resmi dil birden çok olabilir.

Mesela İsviçre’de anayasada öngörülmüş 4 resmi dil bulunmakta. Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Romanş dili. Kantonlar kendi resmi dillerini tanımlama hakkına sahiptirler ayrıca dile bağlı topluluklar arasındaki uyumu korumak için geleneksel dil dağılımına saygı gösterilir ve azınlıkların kullandıkları yerel diller dikkate alınır ve desteklenir.

Kanada’da hem İngilizce hem Fransızca resmi dildir... Kanada, çok kültürlülüğü başarıyla uygulayan bir ülke. Kanada’ da bütün diller ve kültürler korunmakta. Devlet çok kültürlülüğün yaşanmasını sağlarken diller ve kültürler arasındaki iletişim olumlu anlamda etkileşimler sağlamakta böylece yaşamın kültürel alandaki kalitesi artmakta. Kanada’ da öğretim ve eğitim, resmi dil olan İngilizce ve Fransızca’ nın dışında farklı etnik dillerde de yapılmakta.

Filipinler’de Filipince( Takalotça) ve İngilizce, Finlandiya’da Fince ve İsveçce, İrlanda’da İrlandaca ve İngilizce ,Lüksemburg’da Lüksemburgca, Fransızca, Almanca ve Portekizce, Belçika’da Fransızca, Almanca ve Flamanca ,Bosna-Hersek’te Boşnakça, Hırvatça ve Sırpça, Güney Kıbrıs’ta Yunanca, Türkçe , Irak’ta Arapça, Kürtçe, Türkmence resmi dildir.

Güney Afrika Cumhuriyeti’nde anayasada başta İngilizce, Afrikaans ve İsizulu dilleri olmak üzere yerli halkın kullandığı 11 adet dil resmi dil olarak kabul edilmiştir.

Bolivya’da 2008 tarihli anayasada 9 özerk eyalet öngörülürken İspanyolca ile birlikte yerli halklar tarafından konuşulan 36 dil, resmi dil olarak kullanılmakta.

İspanya’da 17 özerk bölge ve 2 özerk kent bulunurken, Aranca, Baskça, Galiçyaca ve Katalanca bölgesel resmi dil olarak kullanılmakta.

Almanya Federal Cumhuriyeti’nde anayasada Almanca’nın resmi dil olduğuna ilişkin bir düzenleme bulunmamakta ancak bazı kanunlardaki düzenlemeler bunu öngörmekte. Almanya’da Sırpça, Romanca, Frizce ve Danca dilleri Avrupa Bölgesel Diller ve Azınlık Dillerini Koruma Antlaşması tarafından korunmakta.

Rusya Federasyonu Anayasası, cumhuriyetlere kendi devlet dillerini belirleme ve Rusça ile birlikte kullanma imkanı tanımakta. Tüm halkların anadillerini korumaları, öğrenmeleri ve geliştirmeleri hakkını güvence altına almakta.

İtalya’da resmi dil İtalyanca olup İtalyan anayasasında azınlık dilleri güvenceye alınmıştır (Arnavutça, Katalanca, Hırvatça, Fransızca, Almanca ,Slovence) 

İngiltere’de İngilizce ve Gal Dili fiili resmi dil olarak kullanılmakta .

Fransa’da resmi dil Fransızca olmakla birlikte Fransız Anayasası bölgesel dilleri tanır, sahiplenir ve korur. Bu dillerin sayısı oldukça fazla olup üniversiteler dahil her alanda kullanılır.(Breton , Katalan, Oksitan, Bask, Korsika ve Alsas Dilleri) Fransız Kültür Bakanlığı bu dilleri korumak ve geliştirmekle yükümlüdür.

Türkiye’deki tarihsel gelişim ise etnik kimlikleri ve anadilleri değişik olan kesimler üzerinde asimilasyoncu politikalar üzerinden “tek dil” dayatması şeklinde olmuştur.

1982 Anayasası'nın 3.maddesinin 1. fıkrasının 2.cümlesinde “devletin dili”nin Türkçe olduğu belirtilmiş olup daha önceki anayasalarda bu durumun nasıl düzenlendiğine bakmakta yarar bulunmakta.

1876 Anayasası ( Kanunu Esasi) Tebaa-i Devlet-i Osmaniye’nin hukuk-u umumiyesi başlıklı bölümün 18.maddesinde söz konusu hususu aynen “ Tebaa-i Osmaniyenin hidemat-ı devlette istihdam olunmak için devletin lisan-ı resmisi olan Türkçeyi bilmeleri şarttır.” şeklinde düzenlemiştir.

Osmanlı İmparatorluğu, 1876 Anayasasında devletin resmi dilinin Türkçe olduğuna ilişkin doğrudan bir düzenleme yapmamış, devlet hizmetinde görev alacak Osmanlı tebaasının Türkçe bilmesini şart koşan düzenlemeyi yaparken dolayısıyla Türkçenin devletin lisan-i resmisi (resmi dili) olduğunu belirtmiştir.

Bu maddenin taslağında imparatorluktaki tüm kavimlerin kendi dillerinde öğretim ve eğitim yapabilecekleri konusu da yer almışken daha sonra bu düzenlemeden vazgeçilmiştir.

29 Ekim 1923 ve 364 sayılı “Teşkilat-ı Esasiye Kanununun Bazı Mevaddının Tavzihan Tadiline Dair Kanun” başlıklı yasa ile 1921 Anayasası’nda açıklık getiren değişikliklerle yönetim şekli olarak Cumhuriyet kabul edilirken, bu yasanın 2. maddesi ile açıkça ve doğrudan doğruya devletin resmi dilinin Türkçe olduğu belirtilmiştir.

1945 yılında, 1924 Anayasası Türkçeleştirilirken bu husus “Devlet dili Türkçedir.” şeklinde ifade edilmiştir.

1961 Anayasasının 3. maddesinin 2. fıkrasında bu husus açıkça “Resmi dil Türkçedir” şeklinde ifade edilmiştir. Bu düzenlemeyle dil ile devlet arasında bir bağ kurulmamıştır. Sadece resmi dilin Türkçe olduğu belirtilmiştir.

1982 Anayasası'nın 3. maddesinin 1.fıkrasının 2.cümlesinde devletin dilinin Türkçe olduğu belirtilmekte. Devlet soyut bir kavram olup, somut bir dili olamaz. Bunun anlamı resmi alanda yani devlet yönetiminde devlet görevlilerinin yurttaşlarla resmi ilişkilerde kullanacakları dilin Türkçe olarak kabul edilmesidir.

Birçok ülkede birden çok resmi dil kullanılması bir ihtiyaçtan doğmakta. Bir bölgede etnik kimlikleri farklı toplulukların talepleriyle ilgili kamu idaresiyle ilişki kurması anadilleriyle mümkündür. Resmi dil bir ihtiyacın karşılığıdır ve bu nedenle ülkeler bazı bölgelerde değişik dilleri resmi dil kategorisine almıştır.

Ayrıca anadiliyle eğitim ve öğretim hakkı 1982 Anayasası'nın 42.maddesinin; “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez” şeklindeki yasakla tanınmamıştır.

Anayasa değiştirilmeden ana diliyle eğitimin özel okullar aracılığıyla sadece ekonomik gücü olanlara açılması evrensel hukuk ilkelerine, uluslararası sözleşmelere, çocuk haklarına aykırıdır.

Aksine baskı ve asimilasyon politikaları nedeniyle geriletilmiş bölgesel ve azınlık dillerinin devlet tarafından korunup geliştirilmesi gerekir. Ana dilde öğrenim ve eğitim özgürlüğü insanların doğuştan getirdiği doğal bir durumdur. Devletin görevi, bu özgürlüğü tanımak değil, bu özgürlüğün hukuk güvenliği altında kullanılmasının ortamını sağlamak ve desteklemektir.

İsviçre’den Bolivya’ya, Irak’tan Kanada’ya, Güney Afrika Cumhuriyeti’nden Finlandiya’ya, Bosna-Hersek’ten Kıbrıs’a kadar ülkelerin ne kadar mesafe aldıkları görülmekte. Tekçi zihniyetin dayatmasından kurtulmak için toplumsal mutabakata ve yeni bir kurucu felsefeye dayalı bir anayasaya ihtiyaç bulunmakta.

Farklılıkları koruyan, çoğulcu, özgürlükçü ve barışçı bir felsefeye dayalı olması gereken bu anayasada Türkiye coğrafyasında yaşayan bireylerin ve halkların özgürlüklerini, haklarını, kültürlerini, geleneklerini ve dillerini koruyan bir ilkenin yer alması ön koşul.

Dayanışma ve ortak amaç duygusu, farklı kimliklere boyun eğdirilerek değil onlarla bir arada özgür ve eşit şekilde yaşamanın koşulları oluşturularak sağlanabilir. Bölgesel, yerel dillerin ve kültürlerin varlığının ,ana dilde öğretim ve eğitim özgürlüğünün güvenceye alınması zorunludur.

Farsça kökenli bir sözcük olan “dil” bir anlamıyla duygu ve düşüncelerimizi aktardığımız iletişim aracı diğer bir anlamıyla “gönül” demek. Kültürlerarası diyalogun en önemli aracı olan “dil”den “gönül”lere akmak varken başka dilleri yok sayarak gönül kırmanın anlamı var mı?