İnsanlar devletin ürettiği dil ve kavramlarla oluşan düşünce kodları üzerinden  analiz ve yorumlar  yaparak düşündüklerini sanıyorlar.  Siyasetçi, bürokrat, akademisyen, gazeteci, yazar  bu sınırlar içinde kalınca  toplumun bundan öte bir düşünce geliştirmesi de mümkün olmuyor.

Bu nedenle bizi dışarıdan düşünmeye, yeni bir dil ve kavramlar yaratma eylemine kışkırtacak uyarılara ihtiyacımız var. Ömer Faruk, “Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği” isimli kitabının 2021 Mayıs baskısına yaptığı eke “Düşüncenin Erotikleşmesi” başlığını koyarak bu misyonu yerine getirmeye çalışmış. “Düşüncenin erotikleşmesi” tanımlamasının “Bedenin mi yoksa düşüncenin mi daha erotik olduğunu tartış(a)mayanlar krize kayıt olurlar” duvar yazısından esinlenildiği anlaşılıyor.

Faruk, ekte, Mithat Cemal Kuntay’ın “Üç İstanbul” isimli romanındaki dört satırlık bir tespitine  dikkat çekiyor. “Hükümet kuvvet değildir; vasıtadır. Bir memlekette asıl kuvvet, bir  fikri temsil edenlerdir. Başka memleketlerde sahici ‘fikir zümreleri’ var. Bizim memlekette hakiki ‘fikir’ yok; bizde üç yüz seneden beri ‘fikir’ diye bir tek şey var: Taassup!”

Faruk, Kuntay’ın, Spinoza ve Nietzsche’ye atıf yapmasına, “hükümet” ile “fikir adamı” arasındaki kuvvet farkını belirtmesine rağmen kuvvetin zamana hükmeden niteliksel farkına vurgu yapmamasını eleştirirken “hükmetme düşkünlüğü” nün neden olduğu çürümeye işaret etmemesini bir eksiklik olarak görmekte.

Orhan Pamuk’un “Kara Kitap” isimli romanında “gizli gündem” olarak imparatorluktan ulus devlete küçülmeyi kabullenememenin sancılarını ele aldığını belirten Faruk, İran’lı yazar Daryush Shayegan’ın kendi ülkesi için bu durumu nitelemesine atıf yapar. “Şizofreni”

Küçülmeyi kabul etmeyen “gizli gündem” “sürekli kriz”e neden olurken, bu durumun doğurduğu devasa sorunlar  ise gelecek kuşaklara aktarılmakta. Faruk “gizli gündem” in getirdiği yıkımı şöyle açıklıyor : “İmparatorluk (=padişah ) ve ulus devlet (=ulu önder ) yandaşları “sürekli kriz”in nedeni olarak diğerini işaret etmekten vazgeç(e)mediği için de hayattan çok kopmuş bu  ‘kör dövüşü’ sürüp gitmekte, ömrümüzü talan etmektedir. Geçmiş sarhoşluğunun ‘akşamdan kalmalığı’nı üzerinden atamayan bu imparatorluk düşkünlüğü ‘megalomanyak projeler’e girişerek ‘gizli gündem’i  diri tutmaya çalışmakta…” (Faruk- a.g.e- “Akşamdan kalmalık” ve “megalomanyaklık” vurguları için Daryush Shayegan- Yaralı Bilinç) Devlet düşüncesi temsile dayandığından normal birey (iyi yurttaş)  olmanın en belirgin özelliği devlet düşüncesiyle özdeşliktir. Böyle bir özdeşlik ölümcül-milliyetçi söylemi dillendiren bir mafya babasını ya da bir katliam nedeniyle yapılan saygı duruşuna yuhalamalar ve milliyetçi sloganlarla karşı çıkan kişileri de iyi yurttaş yapmaya yeter.

İşte burada Deleuze, özdeşliğin yerine farkı, varlığın yerine oluşu, görüşün yerine deneyimi koyar ve devlet babayla bağı olmayan bir düşünce arayışına girer. İçerilen, hükmedilen disipline edilmiş bir kalabalık olan “tabi grup” aşkın bir imgeyi içselleştirerek bastırıcı iktidar uygulamalarının aracı olur.

İçinde kodlanmamış akımların pürüzsüz bir göçebe olarak özgürce aktığı “özne grup” ise deneyim çokluğunu içeren, güçlerin birbirleriyle tartıştığı, etkilenme ve etki etme mekanizmalarının açık olduğu bir gruplaşmaya işaret eder.

Sercan Çalcı’ya göre: "Yasaya boyun eğen, grameri özümseyen, terbiyeli ve düzenli normal birey tüm toplumsal düzenin kara kutusudur." 

Dionys Mascolo, “Düşünce, düşünülmemiş olandır.” derken Deleuze, “Düşünce düşünemez olduğu şeyin sınırına kadar gittiğinde harekete geçer, bir edime dönüşür ve yaratır.” demekte.

Sorumluluklarından kurtulmaya çalışırken ruhlarını kaybeden insanlarla, sadece tek bir şeyi, iktidarı isteyen, akıl dışına savrulmuş diğer  insanlar arasında belirli bir uyum bulunmakta. Bu uyumu bozmak için yerleşikliğin, devletin kod’larının dışında tahakküm üretmeyecek yeni bir dil’in peşinde olmamız gerekir.

“Temsil edilme” ye dayalı  hiyerarşik devletçi düşünce tarzıyla oluşturulan “çelik çekirdek” gücündeki örgütlenmelerin özgürleştirici istekleri bastırarak içimizdeki faşizmi beslediği açık. Bu nedenle devletin kendini yeniden üretemediği bir alanda , yeni dil ve kavramlar üzerinden yeni bir düşünce tarzı oluşturulmaya çalışılmalı.

Hükümdar ve tebaa, temsilci ve temsil edilen arasındaki dikey devletçi düşünce hiyerarşilerinin içinde yer almak yerine, temsil dışı bir ilişki içinden saygılı ve haysiyetli davranma, akıl öğretmek yerine dinlemek gerekmekte.

Öyleyse gelin  dışarıdan düşünmeyi kışkırtacak, yeni kavramlar ve yeni bir dil oluşturmamıza yardım edecek sözlerle tanışalım..

"Düşünceleri köpekleri gibi....... tasmayla gezdiriliyor. Düşünceleri komutlara uymaya şartlanmış...... Bu düşüncelerin arkasından pisliklerini temizlemek gerekiyor.... Halbuki düşünce bizi çağırmalı! Düşünce evcil olmamalı ! Gırtlağımıza yapışmalı düşünce.” Lars Iyer

“...düşünce her daim tepelere özgüdür...... Dağlara özgü. Düşünür her şeyin üzerinde süzülmelidir. Hakikate yakın. Ebedi şeylere yakın” Lars Iyer

"Emirlerden müteşekkil bir grameri zihnimize kim ve neden işledi?"
"Emir yukarıdan gelir ama aşağıdan yukarıya yeniden üretilir!"
Ömer Faruk

"Kendi alevlerinizle yanmaya hazır olmalısınız. Önce kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz ?" Friedrich Nietzsche

"Entelektüelin işlevi, baskının doğasını, ilkelerini ve kaçış yollarını 
ifade etmektir." Todd May

“Dil inandırmak için değil, boyun eğdirmek için üretilir; ve boyun eğmeye zorlamak için" Deleuze&Guattari

"İnsanlara şiddet uygulayan kimse, dile de şiddet uygulamak zorundadır." Primo Levi

Asıl tehdit iktidardır, iktidarın bozucu gücüdür, tahakküm etme hırsıdır.
Ülke içindeki farklılıkları doğa yasasıymış gibi tek tipleştirmeye çalışarak bir kalıba indirgeme zihniyeti şiddet içeren bir zulümdür. Düpedüz akıl ve vicdan dışıdır. 

Toplumun onayladığı zihniyet kodları bize rekabeti, kıyaslamayı, şiddeti, savaşı öğretir. O bize araçların önemli olmadığını, önemli olanın sonuç olduğunu, başarının hedef olduğunu öğretir. 

Toplum mühendislerinden emir almaktan, en doğruyu bildiğini söyleyip denetim kabul etmeyen gücün bizi aşağılamasından, temsil edenlerin üzerimizde yarattığı hiyerarşiden, hayatımıza sürekli müdahale edilmesinden nasıl kurtulacağız? Bunun için siyasetçileri, akademisyenleri, yazarları, okurları devletin belirlediği çizgilerin dışına çıkarak yeni kavramlar yaratmaya ve yeni bir dil oluşturmaya davet ediyorum.

 

"Hayat içimizden akar. Onda nasıl yüzeceğimize biz karar veririz"
Abdülgaffar el Hayati ( Faruk- a.g.e )