Türkiye’nin yakın tarihine şöyle bir baktığımızda; önemli yerler edinmiş, “Amerikancı” diye anılan kim var dense hemencecik ilk akla gelen isim Adnan Menderes ve Süleyman Demirel olurdu.

‘Türkiye’yi de ABD gibi yapacağız’ manasında söylenmiş 'Küçük Amerika' ifadesini CHP Kurultaylarından birinde ilk kullanan Nihat Erim olsa da, söz Celal Bayar / Adnan Menderes’li 'Demokrat Parti'nin şiarı haline gelmiş ve Amerikancılıkta doruk olarak üzerlerine yapışmıştı.

Demokrat Parti serüveninin dramatik şekilde sonlanmasının ertesi, aynı siyasi çizginin devamcısı olmaya soyunan Süleyman Demirel de “bilinen en Amerikancı” siyasetçi olarak 'Morrison Süleyman' lakabıyla siyasi tarihte yerini almıştı.

'EN AMERİKANCI'LIK ÜNVANINDA DEVİR TESLİM…

Yakın siyasi tarihe hızlı bir göz atıştan sonra, günümüze uzandığımızda gördüğümüz ise; en “Amerikancı” olarak bilinen bu liderlerin “pabucunu dama attıracak” gelişmelerin içinde olduğumuz gerçeği yüzümüzde bir şamar gibi patlayıveriyor.

Siyasi yasaklı iken ABD’de karşılanışını, 'BOP Eş Başkanlığı' konularını, 'Arap Baharı' rüzgârında Suriye’ye karşı hasmane tutum alışta 'ABD’den çok ABD’ci' olunmasını falan bir kenara koysak bile; sadece son günlerde yaşanan gelişmelere, 'mektuplara' falan bakıp, 'en Amerikancı' lider ünvanını “Reis”in fzlasıyla hak ettiğini rahatlıkla görürüz.

Artık, ‘en Amerikancı’lık üvanında devir teslim, törensiz de olsa gerçekleşmiştir…

Fakat gelin görün ki, bu ünvanın sahibi –dışarda mümkün almasa da- mevcut koalisyonun büyük ortağının önemli katkısı ile yarattığı 'suskun toplum' sayesinde, kendini içerde 'en milliyetçi', hatta emperyalizme karşı savaş veren olarak tanıtabilmekte.

Yapılan 'Barış Pınarı' harekâtı sonrası, aslında dünyadaki ülkeler topluluğunda Türkiye’nin nasıl tek başına, yapayalnız kaldığı iyice gözler önüne serildi. Bu 'değerli yalnızlık'tan öte bir durumdu.

Türkün, Türkten başka dostu yoktur” sözü ile bile açıklanabilecek bir durum değildi ki, bu yıllanmış “argüman” hiç kullanılmadı.

EN TEHLİKELİ GELİŞME İSE YOLDA…

Uzun süredir iktidar koalisyonun büyük ortağı olarak tanımladığım 'Ergenekon'un ipine tutunan bu 'anti emperyalist' yapı, hızla erimekteyken; 'muhalefet' adı altında ortada arz-ı endam eyleyen CHP’in büyük ‘can suyu’ ya da ‘kuyudan adam çıkarma’ maharetli hamlesi ile yeniden dirilme imkanını yakaladı.

Hem de kendilerinin kolayca akıllarına bile getiremeyecekleri, kolay bir itaat tavrı ve duruşu ile…

Önce, “Kürt oyları”nın desteği ile, özellikle İstanbul gibi büyük kent belediye başkanlıklarını kazanan CHP adayları 'Saray daveti'ni kaçırmadı, hepsi 'reis'in karşısında hizanlandılar.

Hele biri vardı ki; 'saray gücü'nün kendisini kabulü ile gözlerinin içinin gülmesini ve otoriteye odaklanmasını gizleyememiş, bakışını fotoğraf karelerine takılmaktan kaçıramamıştı.

Sonra da olan oldu zaten…

'Savaş tezkeresi' bir çırpıda geçiverdi. İktidar da, bu 'Milli duruş'a hemencecik tam not veriverdi tabii.

Ekonomi dipte, hukuk çoktan askıda, hak ve hürriyetler kısıtlı ya da tümden yok, ülke yapayalnız… Tablo buydu. İktidar koalisyonun bu tablo ile birlikte eriyip gitmesine 'milli muhalefet'in gönlü razı olamazdı.

Başta CHP, iktidarı bu açmazdan, erimeden kurtarmak için bir şeyler yapmalıydı. İktidarı kurtarmak değil tabii; 'ülkenin bekâsı' için…

ACI REÇETELERİ UYGULATACAK BİR “HÜKÜMET”

İYİ Parti, geçen hafta kuruluşunun ikinci yılını Ankara'daki bir otelde düzenlediği resepsiyonda kutlarken Genel Başkan Meral Akşener, en gerçekçi ve veciz ifadeyi kullanmış konuşmasında:

"İlk defa sanıyorum ki bir siyasi partinin kuruluş gününe hem iktidar, hem ana muhalefet, hem de diğer siyasi partilerimizin temsilcileri katılıyor. Bu çok önemli bir resim, bu Barış Pınarı Harekâtı'nda oluşan bir resim. Bu fotoğraf milli meselelerde bir araya gelinebileceğini gösteriyor…"

İyi Parti’nin resepsiyonuna AKP Genel Başkan Yardımcıları Hayati Yazıcı ve Jülide Sarıeroğlu ile CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve DSP Genel Başkanı Önder Aksakal katılmış…

Hatırlarsınız. Mustafa Kemal'in “Samsun'a çıkışı” olarak anılan 19 Mayıs 1919'un 100. yılı dolayısıyla Samsun'daki Tütün İskelesi'nde bir tören düzenlenmişti. O törene Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yanı sıra TBMM Başkanı Mustafa Şentop, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, DSP Genel Başkanı Önder Aksakal ve Anavatan Partisi Genel Başkanı İbrahim Çelebi katılmıştı.

Meral akşener’in de katılımıyla o tablo tamamlanmış oldu demek ki…

En ağır, “acı reçeteleri” topluma dayatacak, halklar için en tehlikeli gelişme ise; yaklaşıyor. Görünen o ki; iktidar koalisyonu “muhalefet” eliyle kurtarılacak.

Kürtler hariç, fiilen kurulmuş en geniş koalisyon; 'Milli Mutabakat Hükümeti'ne dönüştürülecek. Bunun için Erdoğan AKP Genel Başkanlığı’nı bile bir emanetçiye bırakabilir.

Hayırlısı olsun!..