Neydi o ucube azizim! Hangi akla hizmet altına imza atılmıştı ki? Üstelik şu güzelim şehr-i İstanbul’umuzun adını vermişler utanmadan… Kim verdirdiyse!

Güzelim İmparatorluk başkentimizin adı öyle bir sözleşmeye, hem de o çok harflileri “normal” diye sunarak gençlerimizin aklını çelen kahpe bir sözleşmeye nasıl verilir? Hangi şuursuz kabul eder ki bunu, şaşarım? O şehr-i İstanbul ki bî mislü behâdır, hem de bir sengine yekpâre Acem mülkü fedadır.

Kendinize gelin beyler. Olacak iş mi? Edep yahu, İstanbul bu: Mescitlerinin her biri bir lücce-i envâr / Kandilleri mah gibi lebriz-i ziyadır… Lebriz deyince akıllarına “lezbi” falan bir şeyler mi geldi yoksa? Tövbe tövbe…

Bitti gitti şükür: Müjdeler olsun cennet yurdumun tüm erkeklerine. Artık ananelerimize uygun biçimde kadın dövmek yeniden serbest! (Gerçi, yasak dinler mi benim erkeğim, taş gibi tosunum, yağız delikanlım? Dinlemedi tabii… O ayrı mesele!) Bize yaraşan budur. Budur bizim fıtratımız, yerli ve milli havsalamız.

Kurtulduk nihayet o gudubet sözleşmeden ve şeytani yükümlülüklerinden… Kim sardıysa başımıza bu belayı! Onun yüzünden ağız tadıyla kadın dövemiyorduk! Yakışır mı bize böyle pısırıklık? Erkek dediğin… Değil mi ama?

Aman aman, kalktı da artık eskisi gibi… Çok şükür hem seveceğiz hem söveceğiz hem de döveceğiz… Islah amaçlı olmak üzere, elbette. Lâ havle ve lâ kuvvete…

Yerli ve milli ailemiz de bu sayede kurtuldu çok şükür. Amma velakin, uçurumun kenarından döndük vallahi.

Ya o sözleşmeyi okuyan delikanlılarımız, edepleriyle karılarını döveceklerine, Lut Kavmi’ne özenerek CUMA NAMAZINA DİYE izin alıp annelerinden, uzun boylu sevgilileriyle zevk ve sefa alemlerine gitselerdi? Allah korudu!

Ya da maazallah masum genç kızlarımız, körpecikken evlenerek üçer beşer çocuk yapacaklarına, ya gavur Sapfo’ya öykünerek “bense kişi kimi seviyorsa, diyorum odur en güzel” deyiverselerdi? Yüce Rabbim yazdıysa bozsun!

Hem… Neyimize lazım elin gâvurcuklarıyla ortak sözleşmelere imza atmak? Kime yaranamaya çalışıyorduk öyle? Muasır medeniyet denen zaten tek dişi kalmış canavar değil midir? Onu da söktük attık alimallah.

İşte budur Türk erkeği: Kahramandır. Güçlüdür. İtaatkâr olmayan kadınları elinin tersiyle…

Döv koçum döv, vur kır parçala, o senin malındır, izin çıktı: Her şey helal sana! Göster bileğinin gücünü o şirret ve arsız kadınlara… Şanımızdır… Sakın acıma o rengârenk şeylere, toprağımızdan söker atarız gerekirse.

Gerçi… Sözleşme kalktı kalkmasına da… Ufak bir sorun var hâlâ: Erkeklerimiz fırsat buldukça dövecekler de… Lakin şu kadınlar izin verecekler mi bakalım? Sözleşme olsa da olmasa da…

Baksanıza, doldurmuşlar yine meydanları…


Yazıyı Yiğit BENER'in sesinden dinlemek için: