Banyo Köpüğü

Hostes, yolculardan birilerini arıyor gibiydi, uçağın kapısında, elinde bir defter, yüzünde meslek tebessümü. Bizi gördü ve biraz daha büyüdü gülümsemesi. Tanıdık gibi baktı. Pek aldırmadık önce, Kolombiya’da onunla tanışmamıştık muhtemel. Gecekondu mahallesinde oturmuyor gibiydi, bu yüzden rastlamış olamazdık ya da dağda ELN gerillası bir kadın havası yoktu üstünde, ama bize doğru geliyordu işte. ‘Size bir teklifim var’ dedi. Uçakta fazla yolcu var, siz eğer bugün kalırsanız, sizi bir otelde ağırlayalım’ ve sonra durdu biraz, ‘5 yıldızlı’ diye ekledi.

Çok yoksulduk doğrusu. Dokuz aydır Latin Amerika’da dolaşıyorduk. O gerilla senin bu işgal fabrikası benim kalıyorduk, ama yine paramız bitmişti. Kızarmış muz yiyerek yaşıyorduk mesela, Kolombiya’ya geçmeden Ekvator sınırında. Doyurucu ve ucuz oluyordu. Koyu kahverengi bir yağda bata çıka kızarıyordu muz ama farklı bir çeşitti zaten tatlı değildi. Patates kızartmasına benziyordu tadı ve yanında bira iyi gidiyordu. Eğer satın alabilseydik tabii…

Çok zengindik doğrusu. Bol bol zamanımız vardı. Bir gün fazla kalsak hiçbir şey değişmezdi. Yıllık izin kullanmıyorduk, daha çok İngiltere’de 3-4 ay, ‘yıllık’ çalışıp, bir yerlere gidiyorduk. Ne iş olursa tabii ve güzel bir şeydi iş değiştirmek, iş arkadaşlarına sebepsiz gıcık olmuyordun mesela ya da hatta müdüre. Kabul ettik. Dedim ya çok zengindik ve bir ay da kalabilirdik mesela…

-Sonra öğrendim. Her zaman yüzde 20 kadar bilet, fazla satıyordu uçak şirketleri. Nasıl olsa o kadar kişi, bir şekilde gelmiyordu. Eğer çok kişi gelirse, uçuşu değiştirmek için, sadece otel değil, para da teklif ediyordu şirket. Üste iki bin Euro aldığını anlatan arkadaşlar vardı.-

Bir de kuponlar verdiler, akşam yemeği, kahvaltı filan yiyebilmemiz için. Bira ya da şarap kuponları da vardı. Üstünde büyük adam fotoğrafları olmayan bir kağıt parçasıyla, bir şeyler yemek içmek keyifliydi. Filigranı da yoktu kuponların ama dolardan değerli olmalıydı. Bol bol bir şeyler yenilebiliyordu. Çok şey yedik o akşam, kızarmış muz dışında.

Ertesi gün, uçağa girerken yine bize baktı. Biraz daha tanıdık geliyorduk kesin, bu sefer. Banyo köpüğü ile daha beyazlaşmıştık çünkü ve otel şampuanı kokuyorduk. Daha yanımıza gelmeden ‘yine mi’ dedik, ‘Evet’ dedi. Havuza bakan bir oda verdi bize resepsiyonda çalışan siyah arkadaş, Bogotalıydı, içinden, dün konuşmuştuk. Pencereden uçaklarını kaçırmış yolcuları, geceleyen pilotları ve hosteslerin yüzüşünü görüyorduk. Kuponla odaya kırmızı şarap servisi bile aldık. Bir kuponu bahşiş olarak vermeyi bile düşündük ama sanırım işe yaramazdı. Hiç kullanmadık geri kalan kuponları. Oda servisi ile arkadaş olduk. Yan odadan yarısı içilmiş pahalı bir şampanya ikram etti bize. Galiba çok pahalı bir şeydi. Kupondan bile pahalı…

Ertesi gün havaalanına bile gitmedik. Telefonla sordu hostes, kalır mısınız diye. O da anlamıştı, çok zengin olduğumuzu. Dünyalar kadar zamanımız vardı. Aynı odada kalmaya devam ettik ama havuzda yüzenler değişti. Bir yerlere uçup gitmişlerdi kesin. Yeni gelenler arasında da hostesler anlaşılıyordu. Ayaklarını hep aynı hizaya atıyorlardı. Koridorda yürüme sendromuydu bu. Uzun ince bir yolda, yürüyorlardı gündüz, gece…

Ertesi gün yine oda telefonu çaldı. Açmadık. İnsan banyo köpüğünden sıkılıyordu…

Önceki ve Sonraki Yazılar