Bilmez Hocadan Tarih Tersleri

Bilmez Hocadan Tarih Tersleri

Demokrasimizin temelinde yatan Osmanlı-Tipi kast sistemi

Eşitlik veya denklik konusunda, neredeyse her çoğunluk aydınında her an içselleştirilmiş üstünlük kompleksine dayalı bu tepki ortaya çıkabilmektedir. İşte bu düzen, Osmanlı’dan devralınan bir tür kast sistemidir.

Uzun bir süredir bu köşede tartıştığım, Türkiye’de demokrasinin kökenleri bağlamında önemli handikaplardan biri olan üstünlük kompleksine dayalı ‘eşitlik/denklik fobisi’ (egalofobi), geçen yazıda sözünü ettiğim üzere, Osmanlı-Türkiye aydınlarında ‘düzenin bekası’ refleksine dönüşür.

Bu belki aşırı genel tespitlerin, fobi ve refleks gibi (cahili olduğum) psikolojiden ödünç kavramlara dayanması, farkında olduğum bir sorun. Ancak demokrasi, cumhuriyet, ulus-devlet ve sosyalizm tartışmalarının sözde öznesi demos, cumhur, ulus ve toplum; reel öznesi ise kendilerine temsiliyet yetkisi/hakkı atfeden (aydınlar başta olmak üzere) elitlerdir. Bu bağlamda asıl mesele, bu öznelerin davranışlarındaki ve daha genelde düşünce ve bakış açılarındaki sorunun kaynakları veya kökleridir. Yani günümüzde demokrasi aktörleri olarak karşımıza çıkan siyasi, entelektüel veya kültürel alanın faillerinin (bireylerin ve yapıların) bilinçaltlarında yatan bir sorunla ilgilidir yazdıklarım.

Günümüzde her demokratın ve cumhuriyetçinin taraftarı olduğunu iddia ettiği eşitlik veya denklik konusunda, neredeyse her çoğunluk aydınında her an (daha çok zımni olarak ya da derinlerde yatan bir hastalık şeklinde) içselleştirilmiş üstünlük kompleksine dayalı bu tepki ortaya çıkabilmektedir. Hak hukuk savunuculuğunda mangalda kül bırakmayan ve hatta ömrünü buna adayan sol cenahtan aydınların tavırlarında veya tarzlarında bunu gözlemlemek mümkündür. Çoğu zaman fark etmeden ve hiç istemeden. Söz konusu tepkinin derinlerde yatan bir hastalık ve içselleştirilmiş bir şey olduğunu söylerken bunu kastediyorum. Neredeyse sosyokültürel bağlamda genetik, daha doğrusu kuşaklararası aktarıma dayalı bir olguya dönüşmüştür.

Daha önemli olan şudur ki ülkede gerçek anlamda demokratik (eşitlikçi ve çoğulcu) ilişkilerin, yapıların ve söylemin gelişmemesinin önündeki önemli engellerden biridir bu. Bir başka deyişle, mevcut hiyerarşik yapının derinlere inen köklerini oluşturur bu fobi ve onun yol açtığı düzenin bekası refleksi.

İşte bu düzen, Osmanlı’dan devralınan bir tür kast sitemidir. Osmanlı’ya özgü eşitsizlikler hiyerarşisine verdiğim isim olarak Osmanlı-tipi kast sistemidir.

****

Bundan sonraki yazılarda bunu biraz açmak istiyorum, ama önce eşitsizlikler hiyerarşisi deyince dikkate alınması gereken genel haritayı sunmak veya literatürde kullanılan adıyla ‘toplumsal tabakalaşma’ meselesiyle ilgili genel bir giriş yapmak gerekiyor.

Diyalektik Bütüncül Yaklaşımla Toplumsal Tabakalaşma ve Eşitsizlikler Haritası

Toplumsal tabakalaşma meselesini tartışırken kafa ve kavram karmaşasına yol açan şeylerden biri, farklı düzlemlerdeki tabakalaşmaların düzlem farkı gözetilmeden yapılmasıdır. Bu fark gözetilmediğinde, örneğin ‘kast sistemi’, ‘Apartheid’ veya ‘ırkçılık’ kavramları fazla genelleştirilerek ve aslında sulandırılarak her türlü eşitsiz tabakalaşma için kullanılabiliyor.

Okul ders kitaplarından başlamak üzere farklı kaynaklarda, kast sistemi, sadece Hindistan’a özgü bir yapı olarak sunulmaktadır ki bu da kavramın aşırı dar bir alana sıkıştırılması anlamına gelmektedir.

Kullanımında hem aşırı genişleme (genelleştirme) hem de aşırı daralma (spesifikleştirme) sonucu oluşan tuzaklara düşülmeden ve farklı coğrafyalarda farklı dönemlerde farklı versiyonlarının (tiplerinin) olabileceği unutulmadan ele alındığında, gayet işlevsel olabilir ‘kast’ kavramı.

Kısaca, farklı düzlemlerde eşitsizliklere dayalı (kaçınılmaz) veya dayandırılan (inşa edilmiş) hiyerarşik farklılıklardan söz edebileceğimizi söyleyebilirim:

  1. Sınıf Düzlemi

Çıkış noktasını ekonomik faaliyetin belirlediği, üretim ve pazar ilişkilerindeki konumdan kaynaklanan sınıfsal düzlemde, farklı sınıflar arasındaki ‘kaçınılmaz’ hiyerarşik ilişkiye dayanan eşitsizlikler, elbette buna bağlı olarak sosyal, kültürel ve siyasi eşitsizliklere de yol açar. Ancak bu düzlem temelde ekonomiktir ve bu nedenle saf haliyle bireyseldir. Aynı konuma sahip olanların (sınıfların) ortak bilinç ve tavırları süreç içinde oluşabilir veya oluşturulabilir, ama (küçük burjuvalar gibi ara sınıflar dışında) genel olarak geçişkenliğe açık, bireysel bir konumlanma söz konusudur.

Biri olmadan diğeri olamaz, ama eşitsizliğin tarafları arasındaki çelişki ‘uzlaşmaz çelişki’dir ve üst-alt veya kazanma-kaybetme ilişkisi ters orantılı bir ilişkidir.

Bireysel olarak konum değişimine ve genelde üretim ve pazar ilişkilerindeki dönüşümüne bağlı olarak aktörlerin konumları ve dolayısıyla eşitsizliğin tarafları değişebilir. Diğer yandan, üretim faaliyetlerinin veya daha genelde ekonomik ilişkilerin ‘doğal’ sonucu olan, emek sömürüsüne veya ekonomik ‘işbölümü’ne dayalı bu eşitsizlik(ler), ancak sınıfların ortadan kalkmasıyla ortadan kalkabilecek hiyerarşik bir yapıya işaret eder. Örneklendirmek gerekirse, üretim araçları mülkiyetine dayalı olarak, kapitalist üretim ilişkilerinde işçi/proleter ile sermayedar/burjuvazi arasında veya feodal üretim ilişkilerinde serf ile derebeyi arasındaki hiyerarşik ilişki, eşitsizlikler haritasında sınıfsal düzlemde karşımıza çıkar.

Sınıfsal düzlemde ekonomik role veya üretim ilişkilerindeki konuma dayalı eşitsizliklerle yakından ilişkili olan veya bunun sonucu olarak ortaya çıkan sosyolojik-kültürel boyutta (inşa edilmiş) eşitsizlikler de söz konusudur, ancak sınıfsal geçişkenliğe bağlı olarak bunlar da geçişkendir.

  1. Toplumsal Cinsiyet Düzlemi

İnsanlık tarihinde en kadim hiyerarşik ilişkiye dayanan ve konvansiyonel olarak kadın ve erkek arasındaki eşitsiz ilişkiyle özdeşleştirilen bu düzlemin, aslında hep çok daha karmaşık ve çoklu bir yapıya sahip olduğunu, LGBTI+ mücadelesi ve özellikle queer perspektif bugün bize öğretti. Aşağıda göreceğimiz üzere, diğer düzlemleri her zaman ortalarından kesen bir düzlem olarak, bu nedenle yaşamın her alanında karşımıza çıkmaktadır.

  1. Şehir-Köy Düzlemi

Diğer iki düzlem kadar eski ve önemli/belirleyici olmamakla birlikte, özellikle modernleşme süreciyle birlikte farklı bir nitelik kazanan bu düzlem, eşitsizlikler analizinde maalesef en çok ihmal edilen eşitsizlik ve ayrımcılıklara kaynaklık etmektedir. “Uygar” veya “modern” anlamında kullanılan medeni kavramının ‘medine’, yani şehir sözcüğünden kaynaklandığını bilmek, aslında çok derin ve karmaşık bir meseleyle karşı karşıya olduğumuzu gösterir. Özellikle modern(ist) üçüncü dünyalı zihniyette, medeni olmak ile şehirli (medineli) olmak arasında kurulan doğru orantılı ilişki nedeniyle modern-dışı, modern-öncesi veya aynı anlama gelmek üzere ilkellik ve gerilik, şehrin karşıtı olarak sunulan köyle ya da taşrayla özdeşleştirilir. Toplumsal ilişkilerde görülmesi zor, daha doğrusu görmezlikten gelinen, ama çok yaygın olan bir üst-alt ilişkisi sonucunda ortaya çıkan bu düzlemde eşitsizlik –sınıf düzleminde olduğu gibi– temel olarak bireysel deneyimlenir. Bir kuşak için taraflar arasında geçişkenlik mümkün olmasa da kuşaklar arası aktarım da şart değildir. Yani, çoğu zaman modernleşme, medenileşme veya şehirlileşme (medinelileşme) adı verilen süreç sonucunda kuşaklar bağlamında alttan üste doğru geçiş (‘yükselme’!) hem teorik hem de pratik olarak mümkündür. Burada medenilik ve şehirlilik kavramlarını, özellikle kendini metropol Batı’nın taşrasında gören üçüncü dünyanın kompleksli zihniyetindeki sorunlu anlamıyla kullandığımı not etmeliyim. Yoksa şehirliliğin veya köylülüğün sembolleri üzerinden inşa edilen medeniyet imajının/algısının, üçüncü dünyalı ayrımcı ve üstünlükçü şehirlileri gayri-medenilikten kurtarmadığını, yani mazrufun şatafatlı zarfın iddiasını karşılamaktan uzak olduğunu görmek zor değildir.

  1. Merkez-Çevre veya Kuzey-Güney (Küresel) Düzlemi

Daha önceki yazılarda sıkça değindiğim, ama modernleşme sorunsalı bağlamında detaylı tartışacağım merkez-çevre, metropol-periferi, Kuzey-Güney veya Batı-ve diğerleri ikilikleriyle karşılanmaya çalışılan büyük eşitsizlik düzlemini burada sadece anmak isterim. Özellikle farklı eşitsizlik veya hiyerarşi düzlemlerinin kesişimselliği bağlamında tekrar tekrar döneceğim bu düzlemin, aynı zamanda ulus-devletler içinde merkez-çevre ilişkisi bağlamında geçerli olduğunu belirterek, konuyu burada bırakmak zorundayım.

  1. Ova(lı)-Dağ(lı) Düzlemi

Aynı şekilde, en ihmal edilmiş eşitsizlik düzlemi olarak özellikle modern öncesi dönemde karşımıza çıkan ovalı veya dağlı bölgelerden olmanın yol açtığı ayrımcılık ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan eşitsizlik düzlemi, şehir-köy düzlemiyle aynı şey gibi görünür, ama hem daha bölgesel hem de daha kolektif olmasıyla ondan ayrılır. Modern dönemde öne çıkan ve bazen belirleyici hale gelen coğrafi eşitsizlik düzlemi olarak şehir-köy düzlemi, zamanla ova-dağ düzlemini gölgede bırakmış ve hatta görünmez kılmıştır, ama modernleşmenin belli bir aşamasına kadar farklı bir düzlem olarak varlığını sürdürmüştür.

  1. Cemaatler veya Kolektif Kimlikler Düzlemi

Dine/inanca (tarikat, din, mezhep vb.), bölgeye, kana/soya (aşiret vb.) veya (modern dönemlerde baskın olmak üzere) dile/lisana dayalı (etnik/ulusal) gruplar, ‘cemaatler’ veya daha çok tercih ettiğim isimlendirmeyle ‘kolektif kimlikler’ arasındaki eşitsizlikler, uzlaşmaz çelişkiler üzerine kurulu değildir. Taraflardan biri, diğerinin varlık nedeni değildir. Sınıf düzleminden farklı olarak, ‘biz grubu’ bilinci için ‘öteki’ zorunludur, ama grubun var olması için şart değildir. Varlık nedeni iki ‘taraf’ ilişkisi olmadığı gibi, grup bilinci için temel çelişkinin bulunduğu bir öteki değil, çok sayıda ötekiler söz konusu olabilir. Bu bağlamda taraflar arasında birbirini etkileyen çok daha karmaşık ilişkiler söz konusudur. Eşitsizliğin artması, azalması ve hatta ortadan kalkması üzerinden tarafların kaybetmesi veya kazanması kaçınılmaz değildir. Bu karmaşık düzlemde mevcut eşitsizliklerin yol açığı üstünlükler veya üstünlük duygusu, içinde yaşanan rejimin ne kadar demokratik ve çoğulcu olduğuna bağlı olarak azalabilir ve hatta kaybolabilir. Yani teorik olarak bu düzlemde bir ‘eşitlenme’ mümkündür; taraflar arasındaki çelişki ‘uzlaşmaz’ değildir.

*****

Karmaşık eşitsizlikler haritasında benim bu yazılar aracılığıyla odaklandığım düzlem, dünyanın her yerinde ve tarihin farklı dönemlerinde farklı şekillerde (‘tip’lerde) karşımıza çıkan kast sisteminin çoğu zaman geçerli olduğu bu düzlemdir.

Burada, (1) grupların ayrı/kopuk yaşamasının getirdiği ‘ilişkisizlik’ veya daha az ilişki nedeniyle hiyerarşi ortadan kalkabilir ve (2) grupların oluşturduğu kompartımanlar arasındaki duvarların yüksekliği ve kalınlığı nedeniyle cemaat içi eşitsizlikler, cemaatler arası eşitsizliklerin önüne geçebilir.

Ayrıca, literatürde ‘toplumsal tabakalaşma’ bağlamında sıkça karşımıza çıkan yöneten-yönetilen ayrımı, tüm karmaşıklığıyla bu düzlemler arası kesişimselliğin siyasi alandaki yansımasından ibarettir. Herhangi bir düzlemin son tahlilde veya son kertede belirleyici olduğu iddiasının –sınıf düzleminin baskınlığı genelde doğru olsa bile– bizi belirleyicilik (determinizm) tuzağına düşürmesinden sakınmak gerekir.

****

Bu yazının konusu olan ve Türkiye demokrasi tarihi bağlamında temel sorunlardan biri olarak gördüğüm Osmanlı-tipi kast sistemini ele almak için zorunlu olan bu (bana sorarsanız kısa!) girişten sonra maalesef yine yer kalmadı.

Bu nedenle kesişimsellik (intersectionality) veya benim tercih ettiğim isimlendirmeyle ‘diyalektik bütüncül yaklaşım’ meselesini ve bu bağlamda Osmanlı-tipi kast sistemi meselesini haftaya bırakmak zorundayım.


Bülent Bilmez: Lisans eğitimini ODTÜ Ekonomi bölümünde, doktorasını Berlin Humboldt Üniversitesi’nde tamamlayan Prof. Dr. Bülent Bilmez, 2005 yılından beri İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. 30 yıla yakın hocalık sürecinde, daha önce Almanya’da (Berlin Freie Universitaet), Arnavutluk’ta (Elbasan Alexander Xhuvani Üniversitesi), Kosova’da (Prishtina Üniversitesi Yaz Okulları) ve Türkiye’de değişik üniversitelerde dersler verdi. Bir dönem Tarih Vakfı Başkanı olarak görev yapan Bilmez’in araştırma ve ders konuları şunlar: Modernleşme/(az)gelişme, emperyalizm ve küreselleşme teorileri; son dönem Osmanlı modernleşme süreci ve bu bağlamda modern kolektif kimlik inşa süreçleri ve modern Balkan (özellikle Arnavut/luk) tarihi ile Türkiye Cumhuriyeti tarihi; Türkiye’de azınlıklar ve bu bağlamda sözlü tarih, kolektif bellek ve geçmişle yüzleşme. (İletişim için: [email protected])

Önceki ve Sonraki Yazılar
Bilmez Hocadan Tarih Tersleri Arşivi