Yeni 100 yılın eski kodları

6 Kasım’da silahlı saldırıya uğrayan 92 yaşındaki Süryani Gevriye Akgüç öldü. Hürmüz, Şimuni Diril çiftinin öldürülmesiyle ilgili bir gelişme kat edilmemişken, yeni bir 'azınlık' yurttaş cinayeti daha eklendi yeni 100 yıl cumhuriyetinin karnesine.

Mardin'in Midyat ilçesine bağlı Enhil köyünde 6 Kasım’da kimliği belirsiz kişiler tarafından silahlı saldırıya uğrayan 92 yaşındaki Süryani Gevriye Akgüç öldü.

Hürmüz, Şimuni Diril çiftinin öldürülmesiyle ilgili henüz tatmin edici bir gelişme kat edilmemişken, yeni bir 'azınlık' yurttaş cinayeti daha eklendi yeni 100 yıl cumhuriyetinin karnesine.

Ne yazık ki son yıllarda Süryaniler ve onların topraklarına çökenler arasında süren mücadelede hayatını kaybeden Süryanilerin haberlerini daha çok alır olduk.

Özellikle bölgede 90'larda köylerini terk eden Süryanilerin geri dönmelerinden rahatsız olanlar var. Bölgede zaten Ermeniler neredeyse kalmadı. Hakkını arayan ve büyük şehirlerden köylerine dönen tek tük Ermenileri de tahdit ve şiddetle kendi tapulu topraklarından kovmayı başardılar.

Şimdi sıra Süryanilere geldi.

Aslında o sıra hiç savılmamıştı.

90'larda 50'ye yakın Süryani yurttaş faili meçhul cinayetlere kurban gitmişti. Bunlar o dönem Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi gerilim göz önüne alınıp siyasi cinayetler olarak görülse de diğer faili meçhullerden bir farkı vardı.

Hem Süryani idiler hem de haklarını savunuyorlardı.

Neydi hakları: Doğdukları topraklarda yaşamayı istemek.

Ermenilerin aksine 1915'te soykırımdan büyük şehirlere kaçan Süryanilerin köylerine dönme isteği daha fazla idi. Bu sebeple 2010'lardan itibaren dalga dalga köylerine geri dönmeye başladılar.

PEKİ NASIL GİTMİŞLERDİ?

Süryaniler de bölgedeki Ermeniler gibi çatışmadan kaçarken bölgedeki komşularına 'emanet' etmişlerdi evlerini barklarını ve tarlalarını. Bazıları 'tarlamız boş kalmasın ekilsin bari' diye Kürt komşularına devretti tarlalarını ama asla satmadı. Dolayısı ile arsa, tarla Ermeni veya Süryani ailenin adına kayıtlı kalsa da komşu köylerin ekip biçmesine devlet de birşey demedi yıllarca.

İşte bu şekilde yurtdışına çıkan aileler bazen arsalarına 'bakan' ailelere maddi yardımda bile bulundular. Oysa geride kalanlar arsalara 'bakmak' bir yana 'emanete hıyanet' etmişlerdi bile.

Terör bögesi ilan edilen yerler tek tek yerleşime açılırken, Süryanilerin ve Ermenilerin 'iyi niyetli' komuşları tapuda evleri arsaları kendi adlarına kaydettirmişlerdi bile...

Sonra böyle bir çökme operasyonunda olabilecek en kötü ihtimal oldu. Ermeniler geri dönmedi ama Süryaniler geri döndü. Yani malın asıl sahibi köyüne döndü. Kendi evinde yaşamasına birşey demediler. Ama Süryaniler tapuya gittiklerinde işin aslı ortaya çıkınca onların mallarına 'çökmüş' olanlar için 'tehlike' arz ettiler.

Kendi evinde oturması hadi neyse ama yeni ev yapacaksa ve belediyeden de ruhsat alacaksa tüm foyalar ortaya çıkacak, hatta komşular ellerindekilerden olacaklardı.

İşte Cumhuriyet'in ilk yıllardında Ermenilerin mallarına çöküldüğünde, 'aman Ermeniler geri dönmesin' diye çıkarılan tüm yasaların ideolojik teması bu olayda yatıyor. Geri dönüp de mallarını isteyememelilerdi.

Ama döndüler. Ama istediler.

Çok değil, azını istediler. Yaşam hakkı istediler.

Ama o da fazla idi.

Çünkü 'çökenler' için artık 'yok' değilsiniz. 'Var' sınız bir kere. Yok olmadınız. O yüzden bugün değilse yarın isteyebilirsiniz o toprakları geri.

O yüzden de tehdit ilan edildiler.

Oysa tehdit olabilecek bir güçleri yoktu azınlıkların. Zaten 90'larda %70'i Süryani olan köyde şimdi kalmış bir aile. Ama o da yetti cinayetleri tetiklemeye.

Birkaç ay önce de garip bir kazada yine bir Süryani hayaltını kaybetti. Kaza dediler araba geçmeyen otobanda. Üstü örtüldü bitti.

Diril çiftinin katilleri adalet karşısına çıkmış değil.

Cumhuriyetin yeni yüzyılında eski yüzyılın kodlarında en azından küçük bir kırılma bile bugünlerde umut olabilir.

Şimdi umalım ki Gevriye Akgüç'ün katilleri cezasız kalmasın.


Aris Nalcı: 1998'de Agos'ta, Hrant Dink ve arkadaşlarıyla çalışmaya başladı. Haber müdürlüğü, editörlük ve yazı işleri müdürlüğü yaptı. İMC televizyonunda programlar sundu ve bir süre haber müdürlüğü görevini üstlendi. Aynı dönemde Türkiye'de azınlıklarla ilgili ilk program olan Gamurç - Köprü'nün editörlüğünü ve sunuculuğunu yaptı. Programa halen ARTI TV'de devam ediyor. Birçok sivil toplum örgütünde azınlık hakları ile ilgili çalışmalar yaptı, sergi ve raporlar hazırladı. 1965 kitabının editörlerinden biridir, Evrensel ve Kor yayınlarından çıkan Paramazlar adlı kitabın ise çevirmenidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar