Van’daki gözaltına ilişkin video, “Kürt meselesi”nin özünü ortaya koyuyor ve muhalefet başta siyasal failleri tercihe davet ediyor: Çözümünüz var mı yoksa hep beraber seyretmek mi tercihiniz?

Bir video dolaşımda, görmeyen yoktur: Bir yerleşimden bir kişi gözaltına alınacak. Belki yerleşim nüfusu kadar ağır silahlarla tam donatılmış güvenlik görevlisi ve zırhlı araçlar var. Atmosfer, bir kişinin gözaltına alınmasına yönelik bir polisiye-idari işlemden çok, bir savaşta bir yerleşim yerinde tam hakimiyet kurmaya çalışan muharip askerlerin yürüttüğü bir operasyon atmosferi. Bağırışlar, çığlıklar, kesintisiz silah sesleri. Birileri gözaltına engel mi olmak istiyor? Öyle anlaşılıyor fakat görüntüye bakınca buna engel olma ihtimali taşıyacak kadar yoğun ve güçlü bir kalabalık yok ortada, videodan görünen sadece bir kadının hamleleri, bir ara itiliyor kadın ve bir görevli de ona bir vurma ile çelme atma arası bir ayak hareketi yapıyor. Kadraj dışında belki o kadın dışında birileri daha vardır fakat gözaltı işleminin yapıldığı noktaya yönelen ama kadraja yansıyan bu kadar. Teçhizata, araca ve işlemi yürütecek kadronun davranışlarına bakınca, amacın gözaltını temin etmek kadar, sahip olunan ve kullanıma hazır tutulan gücün ürkütücülüğünü göstermenin de hedeflendiğini anlıyoruz. 

İKİ KUTUP GÖRÜŞ

Video sosyal medya üzerinden dolaşıma girdikten sonra, tahmin edilebilecek şekilde iki yorum keskin biçimde ayrışarak dolaşıma girdi.

Birincisi, olan biteni makul ve gerekli bulanların görüşü: Orada en az bir terörist var ve onun alınmasını engellemek isteyenlere başka türlü davranılamaz.

İkincisi, manzaranın ürkütücülüğünden rahatsız olanların görüşü: Filistin’e benzetenlerden, 90’ları (özellikle de 93 konsepti denilen döneme denk düşenleri) hatırlatanlara, “sömürgeci davranışı” fikrini dile getirenlerden, bu tutumun bir “çözüm”e değil, sorunun daha da büyümesine yol açan tutum olduğunu ifade edenlere kadar bir yorum ve tepki seti gözlendi.

İlk yorum setinin özelliği, hukuk dahil her şeyi arka plana atmayı doğru bulan yürürlükteki güvenlikçi konseptin dile getirilmesinden ibaret. Doğal olarak bu bakış, bütün karşı ifadeleri mevcut iktidarın standart “terör propagandası” yaftasıyla savuşturma çabasında.

GÜVENLİKÇİLİK VE DOĞAL GİDİŞAT

Fakat manzaradan, atmosferden rahatsız olanlar için durum bu kadar kolay ve berrak değil. Öncelikle, itiraz ve tepkilerin yine yürürlükteki güvenlikçi konsepte uygun biçimde “terör propagandası” ile eş tutulması, yani suç olarak görülmesi tehlikesi nedeniyle kendini tam ifade edememesi söz konusu. Bu hukuki tehdidin yanında önemli bir mesele de yürürlükteki mantığın ve görülen manzaranın başka türlü konuşulması ve yorumlanması için gerekli siyasal atmosferin eksikliği ya da yetersizliği. Burada eksiklik ya da yetersizliğin ana kaynağı daha iyi anlayabilmemiz için bakacağımız yer ise iktidarın değil muhalefetin tutumu esasen. Tek tek yurttaşlar için geçerli olan hukuki risk, muhalefet için de geçerli, onlar da bu görüntüdeki sorunları dillendirmek istediklerinde “terör” maymuncuğu eşliğinde iktidar ve destekçi mahfillerinin oluşturacağı koronun kendi siyasi hesaplarını bozma ihtimalinden korkuyorlar. Aslında bu manzara dahil, geçen ay içinde şahit olduğumuz Kürtçe yasakları gibi meselelerin de gösterdiği şey şu: İktidar, yasaklar, polisiye ve askeri operasyonlar, adli işlemler eşliğinde baskı gücünü ortaya koyarak, muhalefetin bu ikircikli tutumunu iyice pekiştirmeyi hedefliyor. Böylece muhalefet, seçimde ihtiyacı olan Kürt oylarını almaya yönelik “kolay” yol ve yöntemlerden yararlanamayacak. Ya “terör” maymuncuğundan korkarak en iyi ihtimalle sessiz kalacak ya da doğrudan yapılanları doğru bularak Kürt seçmenin kaygı, rahatsızlık, itiraz ve taleplerine uzak düşecek.

KÜRT MESELESİNDE ÇÖZÜMÜNÜZ VAR MI?

Muhalefetin bu tuhaf oyunu aşabilmek için yapması gereken en öncelikli şey bu meseledeki, yani “Kürt meselesi”ndeki tutumunu netleştirmek ve bu netliği komplekslere, ikirciklere düşmeden işleyebilmek. Hiçbir siyasal çıkış imkanı taşımayan “güvenlikçi konsept”e mi yaslanıyor yoksa mevcut iktidarın güvenlikçi uygulamalarına karşı siyasal çözüm ve çıkış imkan ve ihtimali taşıyan politikalar mı öngörüyor?

Son günlerde CHP’ye yakın medya organlarında, özellikle de televizyonlarda iktidarın, yani Erdoğan’ın yeni bir “çözüm süreci” ihtimalini gündeme getirdiğinde Kürtlerin buna yanaşıp yanaşamayacağına ilişkin tartışmalar yürütülüyor. Oysa bu tartışmaların bir anlamı olabilmesi için, yani Erdoğan’ın bir siyasal çözüm sürecine yönelmesi halinde, muhalefetin de bir siyasal çözüm fikrinin olup olmaması önemli. 

Yanlış anlamayı engellemek için hemen belirteyim: İktidarın bir çözüm sürecine yöneleceği ihtimaline inandığım için yazmıyorum bunları. İktidar yönelir veya yönelmez ama yöneldiğinde muhalefetin de bir siyasal çözüm fikri yoksa artık “Kürtlerin ne yapacağı”nı, yani muhalefet lehine hareket edip etmeyeceğini tartışmak anlamsızlaşır. Esasen, muhalefetin böyle bir hazırlığının olması, iktidarın ne yapacağından tamamen bağımsız bir mesele olarak duruyor. Ya siyasal çözüm umudunu güçlendirecek bir planı vardır muhalefetin ve o zaman aslında Kürtlerin nasıl hareket edeceğini düşünmek muhalefetin değil iktidarın derdi olur ya da yoktur ve o zaman da Kürtlerin nasıl hareket edeceğini ancak izleyebilir muhalefet, ama yönlendiremez. Alışıldık dil yasağından, gözaltılardan, tutuklamalardan yoğun operasyonlara ya da işte videoda olduğu gibi maksatla hiç uyumlu görünmeyen ürkütme gösterilerine kadar olan biten her şey hem tek tek hem de toptan meseleyi ortaya koyuyor: Kürt meselesi, bu görüntülerde, işlemlerde ve eylemlerde Kürtlerin payına düşen eziyet meselesidir.

Sorun, şimdi muhalefetin geri dönmek istediği parlamenter sistemin hep beraber şahit olduğumuz çöküşünü sağlayacak kadar yakıcı ve ağır bir sorundur. Parlamenter sistemin güçlendirilmiş biçimde ihyasını isteyenler varsa eğer, Kürtlerin yurttaş olarak, siyasal failler olarak o sistem içinde nasıl konumlandırılacağını da açık, berrak ve güçlü biçimde konuşmayı, tartışmayı, plan ve projelerini ortaya koymalarını gerektirir. Yoksa, “Bu kadarı da olmaz” türü laflarla gidilecek fazla bir yol yok, “Ne yapılıyorsa doğru yapılıyor” demenin başka bir biçimidir o, vicdan rahatlatabilir belki ama siyasal anlam taşımaz.

Hasılı özet şu: Erdoğan ne yapar, Kürtler ne yapar, Öcalan ne yapar, HDP ne yapar diye analizlere, hesaplara dalmadan önce siz ne yapacaksınız, onu bilmeniz lazım. Yurttaş olarak bizim de bilmemiz gereken öncelikle bu.