ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan’a gitmesi, dünya siyasetinde yeni bir krizin perdesini araladı. Amerikan müdahaleciliği, Rusya’nın Ukrayna işgaliyle yakaladığı psikolojik üstünlüğü başka alanlara, başka meselelere yayma derdinde. Böylece Ukrayna meselesiyle Tayvan meselesi daha şimdiden birbiriyle özdeşleştirilmiş durumda.

Oysa bu iki meselenin birbirleriyle pek bir alakaları bulunmadığı gibi, Ukrayna ile Tayvan’ın durumları birçok bakımdan birbirinin tam tersidir. Ne var ki dünya siyasetinin Büyük Güçleri arasında sertleşen paylaşım mücadelesi, pek çok meseleyi iç içe geçiriyor.

Anakara Çin ile Tayvan Adası arasındaki mesele, Çin İç Savaşı’ndan kaynaklanan “İki Çin” meselesidir; “Çin Halk Cumhuriyeti” ile “Çin Cumhuriyeti” arasında sosyal sistem farkına dayanan, “Komünistler” ile “Milliyetçiler” arasındaki bir meseledir.

Tayvan’ın “Çin olmadığını” söylemek, Güney Kore’nin “Kore olmadığını” söylemek kadar abestir. Dünyada Tayvan’ı tanıyan az sayıdaki devlet de onu “Çin Cumhuriyeti” adıyla tanır. Bu yönetim, Çin İç Savaşı’nda komünistler tarafında devrilen Çan Kay Şek liderliğindeki Çin Milliyetçi Partisi’nin (Goumindang) Tayvan Adası’na kaçması sonucunda. 1949 yılında oluşturulmuştur. Çan Kay Şek, “gerçek Çin’i” kendisinin temsil ettiği ddiasındaydı, onun başında olduğu “Çin Cumhuriyeti” er geç anakara Çin’i geri alacaktı. Soğuk Savaş dönemi politikaları çerçevesinde, Çan Kay Şek’in ve Milliyetçi Partisi’nin bu iddiaları, ABD tarafından da desteklendi. Hatta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki Çin koltuğu da sözüm ona “Gerçek Çin’i” temsil eden Tayvan’a verildi. Çin Halk Cumhuriyeti yıllarca BM’den dışlandı. Çan Kay Şek’in baskıcı, yolsuz, çürümüş tek parti diktatörlüğü on yıllarca bu şekilde Tayvan’a hakim oldu.

Ancak 1971 yılında, ABD ve müttefikleri, beklenmedik bir dönüş yapıyordu. BM’deki Çin koltuğunu Çin Halk Cumhuriyeti’ne verdiler. Bu, Tayvan’daki Milliyetçi idareye vurulmuş çok ağır bir darbeydi. Zira o tarihten itibaren BM’de temsil edilmeyen, bu kez “Çin Cumhuriyeti” (Tayvan) olacaktı. Hemen ertesi yıl, 1972’de ABD Başkanı Nixon’ın Pekin’i ziyaret ederek Başkan Mao ile görüşmesi, ABD-Çin ilişkilerinde yeni bir dönemi başlattı. ABD ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki diplomatik ilişkileri başlatan 1979 tarihli ikili anlaşmada da Tayvan, Çin toprağı olarak tanındı. Saygan’a “Vietkang” bayrağını dikti. Ama Tayvan yönetimi daha dayanıklı çıktı. Ayrıca ada üzerindeki ABD askeri güvencesi de sürüyordu. Ne var ki Tayvan, muadili olan Güney Kore gibi devletlerin aksine, BM üyesi olmayan, tanınmayan; “gerçek Çin’i” temsil iddiasının altı tümüyle boşalmış bir yönetime dönüştü. Bu yeni şartlar, adada Guomindang’ın tek parti diktatörlüğünün de zayıflamasına yol açtı. 

Böylece, 1986 yılında Tayvan’da ilk kez “Demokratik Yenilikçi Parti” (DPP) adıyla yeni bir parti kuruldu. 1987’de adada sıkıyönetim kaldırıldı. Çan Kay Şek’in 1975’deki ölümüyle iş başına geçen oğlu Jiang Jinggua, bu yeni hareketi tümüyle bastıracak güçte değildi. “Tayvan bağımsızlığı’ndan yana Li Denghui’yi yardımcısı olarak atadı. (Li Denghui 1990’larda DPP’ye katılarak en önemli liderlerinden biri olmuştur.

1990’lardan bu yana ise Tayvan, Çin milliyetçisi Guomindang ile “Tayvan bağımsızlığı” yanlısı DPP arasındaki seçim mücadelelerine sahne olmaktadır. “Tek Çin” politikasını sürdüren Guomindang, adada ikinci parti konumuna gerilemiştir. Tayvan’ın Çin’den ayrı bağımsız bir devlet olmasını savunan DPP ise birinci partidir. Nancy Pelosi’nin, bu partinin lideri ve Tayvan’ın fiili başkanı Cai Yingwen ile görüşmesi, bu yüzden Pekin’de alarm zillerinin çalmasına yol açmıştır. ÇKP için  Guomindang, yeniden birleşme şartlarının en sert biçimde müzakere edilebileceği bir hasım olabilir; ama en azından “Tek Çin” politikasında ortaklaşabilirler. Ama Cai Yingwen ve DPP “ayrılıkçılığın” sembolüdür ve uzlaşmaz bir hasmı ifade etmektedir. Zira “Tayvan’ın bağımsızlığı” Çin Halk Cumhuriyeti için bir savaş nedenidir. Anakara Çin’de Xi Jinping’in “yeniden birleşmeyi” öne çekme, gündeme getirme çabaları, bu amaçla ÇHC’nin Tayvan üzerindeki askeri basıncının tırmandırılması bir yandan Cai Yingwen’in Tayvan bağımsızlığı” yönündeki çabaları, diğer yandan Tayvan Boğazı etrafındaki gerilimi tırmandırmaktadır. Pekin’in “Bir Ülke İki Sistem” çerçevesinde yaptığı yeniden birleşme önerisi ise aynı sistemin Hong Kong’daki uygulamasında ortaya çıkan sorunlar nedeniyle Tayvan’da kitleleri cezbetmemektedir.

Kısa bir kıyaslama yapacak olursak; Ukrayna, 1945’teki kuruluşundan itibaren BM üyesidir, egemen bir devlettir, Ukrayna ulusu Ruslardan ayrı bir ulus ve Ukrayna da Rusya’dan ayrı bir ülkedir, Ukraynaca ve Rusça iki ayrı dildir. Tayvan ise 1945 BM Sözleşmesi gereği Çin’in bir parçasıdır. Tayvan ve Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ayrım ulusal değil sistemseldir, Tayvan Boğazı’nın her iki yakasında da Çince konuşulur ve çoğunlukla Çinliler yaşar. (Tayvan’ın esas yerlileri olan ve “Tayvan Çin değildir” demeye sonuna kadar hakkı olan Aborijinler ise ada nüfusunun sadece %2.5’ini oluşturmaktadır.) Ukrayna ABD askeri koruması altında değildi; Tayvan ise ABD’nin Çin İç Savaşı’na müdahalesinden dolayı 1945’ten beri ABD askeri koruması altındadır. Ukrayna, dünya pazarına ancak tahıl satabilen, görece geri bir ekonomi iken, Tayvan dünya yarı-iletken üretiminin %63’ünü tek başına sağlayan görece ileri ekonomidir. 

Bu son nokta üzerinde biraz durarak bitirelim. Nancy Pelosi adaya giderken, kendisinin ve akrabalarının yarı-iletken sektöründeki yatırımlarını da temsil ediyordu. Pelosi oraya çip tekellerinin çıkarları için gitti. Anakara Çin’in Tayvan ilgisi de sadece batmaz bir uçak gemisi olmasından dolayı değil. Nasıl ki Hong Kong’un Britanya tarafından 1997’de Çin Halk Cumhuriyeti’ne iadesi, ÇHC’yi bir finans gücü haline getirdiyse, Tayvan ile olası “yeniden birleşme” de, ÇHC’yi dünyada bir çip gücü yapacaktır. Tayvanlılar, çip sektörüne “Hugua şenşan” diyor; yani “ulusu koruyan sihirli dağ”. Tayvan’ın yarı-iletken (çip) sektörü 147 milyar dolar hacminde. Tayvan GSYH’sinin %15’ni ve ihracatının %40’ını çipler oluşturuyor. Pelosi’nin CEO’suyla görüştüğü Tayvanlı “TSMC” bu alanda bir dünya devi. 10 nanometreden ince çiplerin dünya pazarının %90’ı tek başına TSMC’nin (ve Tayvan’ın) elinde. Bir yaprak kağıttan 10.000 kez daha ince çipler bunlar! Bu en ince yarı-iletkenler, iPhone’lardan süper bilgisayarlara kadar birçok yerde kullanılıyor. Bunların imalatını bir “ulusal sır” sayan Tayvan, “çekirdek teknolojide” ekonomik casusluk yapanlara 12 yıla kadar hapis cezası getirdi. Sadece ABD değil, Çin Halk Cumhuriyeti de çip konusunda Tayvan’a bağımlı. (The Economist, 28.05.2022)

Dolayısıyla ÇHC’nin bu son gerginlik sebebiyle Tayvan’a kum ihracatını yasaklamasının, kumun (silisyum) yarı-iletken imalatının hammaddesi olması nedeniyle tüm küresel ekonomide yeni bir çip krizini tetiklemesi mümkün. Ancak Tayvan Adası’nın vaat ettiği ekonomik ödül o denli büyük ki, bir yanıyla “iki Çin” arasında, diğer yanıyla da Çin Halk Cumhuriyeti ile ABD (ve Japonya) arasında Tayvan üzerindeki rekabetin tırmanacağı bir döneme girdiğimiz açıktır.

NOT: Tayvan tarihi ile ilgili kısımlarda, Dilek Uygül’ün Abstrakt Dergi’de yer alan “Tayvan ve Ulusallık: Kökenler ve Olasılıklar” başlıklı yazısından faydalandım. Türkçede Tayvan üzerine yazılmış en iyi makalelerden birisi olan Uygül’ün bu makalesini okumanızı öneririm.