Türkiye'den isteyerek veya istemeyerek uzaklaşanlar bilir, bir süre sonra artık memleketle ilgili günlük pratiklerini kaybetmeye başlıyorsunuz. Konuşma dilinize yeni kelimeler giriyor. Yeni kurallara uyum sağlıyor bedeniniz. Karşıdan karşıya geçmek gibi...

Buna 'asimilasyon' demeyi yediremez/konduramazsınız kendinize 'entegrasyon' dersiniz.

Herkes için değişir bu süre.

Bazen ilk 5 yıl anca memleketi kavramaya başlarsınız, sonra dili, göç ettiğiniz memleketin kuralları sıralanıverir.

Türkiye'den gelen arkadaşlarınıza, yaşadığınız memleketi övmeye, “Türkiye düzelmeyecek canım” cümleleri kurmaya başlarsınız.

Türkiye'deki gündelik durumu televizyonlardan veya akrabalardan takip edebiliğiniz kadar bilirsiniz. Bazen Türkiye'deyken seyretmeyeceğiniz dizileri seyredersiniz.

Ben bu aşamada iki türlü 'entegre' insan görüyorum.

Birincisi; durumu kabulenmiş, artık geri dönmeyeceğini bilen ve yeni hayatına başlamış, şu anda yaşamakta olduğu ülkede üretip orada tüketeceğini bilen ve yaşadığı Avrupa veya ABD'deki şehrin sorunlarıyla mücadele edip dünyaya o pencereden bakanlar. (Türkonot'lar diyelim biz onlara; Türkiyeli'nin 'onot' eklenince entegre olmuş hali)

İkinci grupda, hâlâ Türkiye'deymiş gibi yaşayıp, her gün Türkiye ile yatıp Türkiye ile kalkanlar. Hatta arada sırada bilet alıp 'gidemeyenler' bile vardır. (Bunlara da Cecebeyler diyelim, köklere dönüş hayaliyle yanıp tutuşanlar)

Bu ikinci kesim hep depresif oluyor ne yazık ki. Çünkü Türkiye'den son 7 yıldır gelen güzel bir haber yok. Genelde ezilenlerin daha çok ezildiği, mücadelenin her alana yayıldığı ve iktidarın tahakkümlerinin her alanda en güçlü hissedildiğini seyrediyoruz.

Tabii ki Türkiye diasporası bu iki kategoriye indirgenecek değil. Ama benim gördüklerim bu iki davranışta birleşiyorlar.

Özellikle de TDK'ya gelip de Uzay Ajansı'na sunacağı ve MHP Başkanı Bahçeli'nin önerdiği isimleri verdim onlara...

Türkonot ve Cecebeyleriz biz.

Türkonot, bana uzaya adapte olmaya çalışan Türkiyeliyi çağrıştırıyor.

Cecebey de oyuncak ismi gibi. Gerçek değil sanki. Evet tarihsel bir kişilik ama yine de sanki hayali bir arkadaşa verilecek bir isimmiş gibi... O hayali arkadaşı da depresiflere verdim.

Türkonot ve Cecebey'lerin ortak bir noktası var.

İkisi de şu son çıkan beyaz alkollü içki reklamlarını görünce memleketi özleyip ağlıyor...

Yani topraktan kopamıyorlar...

Kopamıyoruz.

Türkiye'nin 2023 hedefleri listesi

Noel Baba listesi mübarek. Araba yapılacak, kanal açılacak, gaz çıkarılacak, petrol çıkarılacak, boru döşencek, uçak yapılacak, Akdeniz alınacak, şimdi uzaya da merdiven dayandı.

İstanbul Metrosu'nda Darvin'in evrim teorisine karşı yapılan sergiler sırasında 'Evrim'le aralar bozulmuştu en son hatırladığım ama belli ki Cumhurbaşkanı Darwin'le arasını düzeltmiş.

İsteyenin bir yüzü istemeyenin iki yüzü kara ne de olsa.

Ama biraz ayakları yere basmak gerekmez mi.

Yok gerekmez.

Mesela Çin birkaç ay önce Ay'a uydu indirdi ve bayrak dikti.

Tam pandemi ile boğuşurken. Çin, Hindistan sınırında çatışmalar yaşanırken.

Ülkenin bir öte tarafında Uygur halkı, kamplarda 21. yy'da soykırıma uğratılırken.

Kimse bir şey demedi. Diyenlerin sesi de sadece fısıltı olarak kaldı.

Uygurlar ne yapılırsa yapılsın kurtarılamıyor.

Kamplarla ilgili bilgileri Çin Dışişleri yetkilileri her gün BBC'den canlı yalanlarken.

Çin, Mars görevini de ilerletiyor.

Öyle ki Mars'tan alınan örnekler dünyaya ulaşabilirse eğer, büyük bir şey başarmış olacak.

Peki bu Çin'in milli gelirini değiştiyor mu? Hayır.

Ya da Uygurlara demokrasi mi geliyor? Hayır.

Üstelik Komünizm adıyla bir halk, iktidarın tahakkümü altında daha da eziliyor.

O denli bir ezilme ki artık iktidarın yarattığı 'yeni devlet'in kendisi, aynaya baktığında korkmaya başladı.

Çin'de Coronavirüs'ün bir salgın olduğunu söyleyen doktorun hastanede ölüme terk edilmesi sadece bir seçim miydi?

Değildi...

Bu gücü halktan alan ve daha sonra bunu evirip çevirip tek bir kesimin iktidarı ve tahakküm mekanizması haline getiren Çin otoritesinindir o seçim.

Sandıkta ona oy verenin değil.

Daron Acemoğlu ve James A. Robinson'un Dar Koridor kitabının satır aralarında şimdiki 'uzay vatan' tartışmasına da Çin'in bu yapısına da referans çıkarmak mümkün...

Devletsiz toplumlar da nihayetinde üyelerinin üzerinde mutabık kalıdğı bir toplumsal sözleşme ile yaşıyorlar. Ama devletli toplumlarda iş biraz değişik. Bir araç olarak devlet iyi düşünmeyen bir yöneticinin eline geçtiğinde uzanacağı felaketlerin sonu yok.

Çin bunun şu anda en gelişmiş örneklerinden biri.

Daha da ilerisi Kuzey Kore. Nijerya ve Afrika kıtasındaki bazı ülkeleri de sıralayabiliriz.

Ama Çin'i daha tehlikeli kılan gücünü halktan aldığını söyleyerek insanların üzerine bu korku imparatorluğunu kurması.

Geçen yıl Çin vatandaşlarının hayatları online bir bilgisayar oyununa dönüştürüldü. 'Like' edilme oranlarına göre devlet içerisindeki yerinizin, hatta hangi yerlere tatile gidip gidemeyeceğinizin belirlenebileceği Orwell'in romanlarını aratmayan ütopik bir sisteme doğru ilerliyor.

Tek duraklı hizmet

Naziler, Avusturya'yı aldıktan sonra nasıl Yahudiler'i yok edeceklerini düşünürken uyguladıkları bir sistem var. 'Tek Duraklı Hizmet'.

Ülkedeki Yahudileri yok etmenin bazı bürokratik aşamaları oluşturuluyor. Öyle ki parası olanın dışarı çıkması için pasaportunun olması gerek. Hem o paranın devlet kaynaklarına aktarılması hem de Yahudilerin buna razı gelmesi gerekiyor. Sonra kaynaklar tükenince insanların öldürülmesinin daha kolay olacağını biliyor Naziler.

O pasaport alınana kadar bürokrasi içerisinde öyle bir keşmekeşe sokuluyor ki Yahudi toplumu, zaten parası olan Yahudi vatandaşlar da pasaport kademesine gelene kadar ne varsa yok oluyor o sistem içerisinde. Var olan hakları da alınıyor.

Ellerinde sadece “iki hafta içerisinde ülkeden ayrılmak zorundasınız, aksi takdirde bir toplama kampına gönderileceksiniz” yazan bir pasaport kalıyordu.

Bu şekilde gönüllüce ellerindekini verip kaçan 45.000 Avusturya Yahudisi ile başladı herşey.

İşte tüm bunları düşünürken. Türkiye ile paralel okuma yapmamak mümkün değil. Biz Türkonot ve Cecebey'ler aslında bu 'tek duraklı hizmet'in kurbanlarıyız. Tabii bu ileride geleceklerin habercisi. Ayrıca kurbanlığın ilk aşamasında olmaktan da gücenmemek gerek, daha ileride olacaklar çok daha kötü olabilir.

İşte bu 'tek duraklı hizmet' anlayışıdır ki Boğaziçi'ne elini sokmaya çalışıyor.

İşte bu 'tek duraklı hizmet' ki ne Osman Kavala'yı, ne siyasi tutukluları serbest bırakmıyor.

Onları serbest bırakmayarak dışarıya göstereceği çok daha büyük bir güç gösterisi var.

Parası olmasa da Ay'a bayrak dikmek, demokrasisi olmasa da devlet olmak gibi...

Eğitim kalelerini dağıtmaya çalışarak aslında “benden olmayan nesil burada okumasın” diyor.

“Gidin” diyor.

Ama bu o kadar da kolay değil.

Geriden kalanlar ve gitmeyenler kurtarıyor Türkiye'yi. Yeniden kuracak olanlar da onlar.

Eğer bu tek duraklı hizmet'e engel olunmaz ise daha nice Türkonotlar ve Cecebeyler çıkar.

Haaa bu arada ne oldu şu atom enerjisi santraline, yada Karadeniz'de bulunan gaza?

1 numaralı mezun

Konu uzay olunca ufak bir bilgi vermeden bitirmeyelim haftayı. Benim de mezun olduğum İstabul'daki Getronagan Lisesi'nden Astronom Agop Terzan'ı bilir misiniz? Bilmezsiniz tabii...Anlatayım.

1927'de İstanbul'da doğdu. Dünyanın yaşayan 50 önemli kişisinden biri olarak kabul edildi hayatının önemli bir bölümünde. Prof. Dr. Hagop Terzan 5 Nisan 2020'de vefat etti.

İlköğrenimini Esayan lisesinde tamamlamış ve Getronagan Lisesi’nden mezun olmuştu. Profesör Terzan, 1945 yılında İstanbul Üniversitesi Astronomi ve Matematik bölümünün ilk ve “1” numaralı mezunuydu.

1949 yılında Astronomi dalında yüksek lisansını tamamladı. 1956 yılında Fransa’ya göç etti. Kariyerinin basamaklarını teker teker çıktı orada... Doktoralar aldı, gözlemevleri açtı, dünyanın en önemi teleskoplarıyla keşifler yaptı.

Adı keşfettiği küresel kümelere verildi.

14 küresel kümenin hemen yakınında 710 değişken yıldız, 11 yeni küresel küme Terzan 1’den Terzan 11’e kadar kendi ismi ile adlandırıldı.

Galaksimizin merkezine doğru 122 dağınık gökada keşfetti.

Avrupalı Astronomlar, Terzan 5’in Galaksimizin merkezinin ana oluşumlarından biri olduğunu ve Galaksimizin temelini oluşturduğunu keşfettiler.

Astronomi dünyasının en önemli dergilerinde Profesör Terzan’ın 100’den fazla bilimsel makalesi yayınladı. Kendisi aynı zamanda astronomik cihazlar (tutulmaları karşılaştırmak için cihazlar ve fotometreler) ile editoryal ve idari işler için ciddi miktarda katkılar sunan bir insandı.

Sayısız ödüle layık görüldü.

Sahi neden tanımıyorsunuz onu?

O da Cecebeylerden, ya da Türkonot mu demeliyiz...