Hrant Dink sadece 19 Ocaklar'da andığımız biri değil.

Bunu anlamak için içinize bakma günü bugün.

Onu bulmak için içinize bakın bugün.

İçinizde bir demokrat,

İçinizde sorun yaratmak yerine sorunları çözmek isteyen birini göreceksiniz.

İçinizde karşısındakine bağırmaktansa dinleyen birini bulacaksınız.

İçinizde bir Ermeni bulacaksınız.

İçinize bakın bugün.

19 Ocak 2007 bir hafıza bıraktı Türkiye'ye...

Ümit Kıvanç'ın belgeseline adını verdiği gibi “hafıza yetersiz” diyenlere o günü yaşayan çocukların hafızasından 19 Ocak...(Kişiler gerçek İsimler sosyal medya kullanıcı isimleri ile değiştirilmiştir, kim bilir başına bir şey gelmesin arkadaşların)

Aharon

Öldürüldüğü gün evdeki boğuk havayı ve sessizliği hatırlıyorum daha 11 yaşındaydım. Ailede garip bir tedirginliklik var ama nedenini anlayamıyorum haberleri izleyene dek. Hrant Dink cinayeti ile aslında ailemin Müslümanlaştırılmış Ermeni olduğunu öğrendim. Bu yüzden Hrant Dink yok edilmiş sindirilmiş o kimliğimi aramamı sağladı. Yazılarıyla ve konuşmalarıyla uygun zeminde toplumsal barışın ve birlikte yaşamın mümkün olabileceğine inandırdı.

F. Zeğibas (91 doğumlu)

O gün okul servisindeydim, radyodan "Ermeni gazeteci Hrant Dink öldürüldü" haberini duyan servis şoförü "iyi olmuş" dedi. Hrant Dink'in kim olduğunu bilip bilmediğini sorunca da "tanımıyorum ama Ermeni'ymiş işte, vardır bir şey kesin" dedi.

Her 19 Ocak'ta bu söz aklıma geliyor. "Ermeni'ymiş işte. Daha ne?"

A. Eros

Öldürüldüğünde 6 yaşındaydım tüplü tv'de gazete serilmiş naaşını gösteriyorlardı canlı yayında ismini duymuştum ilk defa. Müesses nizama ters çıkabilirsiniz ve sizi sevenler de oluşabilir ama TC'de hassas noktaya (1915) dokunduğunuzda bu ülkede işte o zaman "HERKES" linçler. Kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur atasözü sanırım #HrantDink 'i de anlatıyor aslında Türkiye'de çoğu insanı anlatıyor. Örnek Ahmet Kaya, Nazım Hikmet vb... Öldükten sonra kıymetleri anlaşılıyor bu ülkede.

Sinem D.

Liseden erken çıkmıştık o gün Şişli'de yürüyordum silah sesleri ve bağrışma duydum eve döndüğümde haberlerde gördüm çok etkilemişti beni yırttık ayakkabısı hâlâ hafızamda. Hrant Dink, Türkiye’de ötekilerim simgesiydi.

Aykun Budak

11 yaşındaydım. Konum olarak Hrant'ın öldürüldüğü yere çok yakın olan Pangaltı Ermeni İ.Ö.O'da öğrenciydim. Cuma akşamüstü arkadaşımla okuldan çıkmıştık. Şişli'ye doğru yürürken ambulans sirenleri ve caddedeki hareketliliğe anlam verememiştik.

Neler olduğunu eve gittiğimde öğrendim. Hrant Dink ismini, o gün, katledildiği gün duydum. O günler, çocuk gözüyle çok ilginç, geriye dönüp baktığımda ise çok yaralayıcıydı. Etrafımda anlam veremediğim şeyler yaşanıyordu.

Annemle babamın Türk dostlarından başsağlığı telefonları geliyordu mesela. O zaman anlam veremiyordum. Ertesi hafta okulda tamamen bir yas havası hakimdi. Koridorda öğretmenlerimin ağlamaklı yüzleri birer birer geçiyordu. Agos'un önünde Hrant anıldığında okuldaydık.

Kalabalığın sloganları içimizde yankılanıyordu sanki. Öğretmenlerimize televizyon odasına gidip olan biteni izlemek istediğimizi söyledik. Fazla ısrar etmemize gerek kalmadan kabul ettiler. Onların da kalbi okul duvarının hemen ötesinde, Agos'un önündeydi çünkü.

Günün sonunda hüngür hüngür ağladım. Neden ağladığımı anlamadan, sadece ağladım. Hrant Dink ile üniversite yıllarımda tanıştım diyebilirim. Ermeni kimliğimi üzerime alınca Hrant'ı, görüşlerini daha çok merak ettim.

Kimseyi kırmak istemeyen ama yaşadıklarını da dile getirmekten geri durmayan o kararlı tavrına imrendim çok kez. Hislerimi sözlü dile getirmeye cesaretim olmadı çoğu zaman. Ama söyleyecek sözüm oldukça Agos'ta yazmaya çalıştım. Hrant'ın uzlaşmacı üslubunu benimsedim yazarken.

İstedim ki beni, kimliğimi, sorunlarımı bilmeyenler kızgınlıkla değil, merakla, ön yargısız okusunlar yazılarımı. Geçmiş yıkımların insani boyutunu ele alırsam insanlara dokunabilirim dedim kendi kendime.

Hrant'ın insanlara değer veren, onlara dokunmaya çalışan yönünü takdir ettim hep. Sanırım Hrant Dink benim için sorunları çözmenin insani yönünü temsil ediyor. Kimliğimi özgür temsil etme gücü veriyor Hrant.

Antranik

Şişli'de oturuyorduk, okuldan yeni dönmüştüm. Televizyonda gördük, mamam elimden tutup Agos'un önüne kadar koşturdu bizi. Gazetenin altındaki naaşı, delik ayakkabısı gerçekten kötü hisler hissettirmişti. Ayse Hür'ün sanırım dün yazdığı bir yazı vardi. Hümanizimde Hrant hepimizi sollar fakat; soykırım inkarcılığına karşı ses yükseltmek yaygaracılık değildir. Çok doğru.

Serkan Önder:

“Türkiyeli bir Ermeni olarak artık payıma düşen Kürtçemi istiyorum” sözünü söylediğinde hâlâ doğmamıştım ama bugün diyebilirim ki halkların kardeşliğini savunan güzel insanı asla unutmayacağız , Tahir Elçi'yi unutmayacağımız gibi.