Dünyada militarizmin ve bunun paralelinde her türden sağcılığın tırmanışa geçtiği bir döneme girdik. Bunun karşısında henüz ortak bir hat oluşturmamakla birlikte direnişler de artıyor.

Geçtiğimiz Pazar günü Haiti’de iktidarı 2016’da ABD desteğiyle gasp eden Moise hali hazırda ülkede yarattığı sosyo-ekonomik felaketler nedeniyle miadı çoktan dolmuşken pop-fiction bir darbe, suikast iddiasıyla iktidara açıktan el koydu. Başkanlığının yasal süresi ABD yönetimine göre değil ama muhalefetin hesaplarına göre dolmuştu fakat o darbe yapmayı tercih etti. Halk elbette bunu kabullenmiyor, Biden’a sesleniyorlar “Adamını al da git” diye. Sonrası polis-asker eliyle halka karşı saldırı. 

Haftaya ise Myanmar’da gerçek bir askeri darbe ile başladık. Askerlerin sıkıyönetim ilanı, gözaltılar, tutuklamalar çok işe yaramadı. Sadece Myanmar’da değil komşu Tayland ve Japonya’da da Myanmarlılar sokaklara çıkıp tepki gösterdi. Olması gerektiği gibi, dünya kamuoyu da olaya bigane kalmadı. Yaptırımlar, uyarılar birbirini kovaladı, kovalıyor. Darbeciler hesapladıkları bir yıldan da çok önce çekilmek zorunda kalabilirler. BM Güvenlik Konseyi’nde darbeyi kınamayı öngören ortak açıklamayı Rusya ve Çin’in veto etmesi, bölgenin halihazırda ABD-Çin arasındaki jeopolitik hesaplaşma alanlarından olması nedeniyle “darbenin arkasındaki güç” ihalesinin Çin’e kalmasına yetti. Muhtemelen Batı’nın Haiti’deki darbeye ses çıkarmazken, buradakine cepheden karşı çıkmasında bunun da rolü vardı. Fakat ilk elde görünen, darbe Myanmar’daki iktidar elitleri arasındaki bir iç hesaplaşmaya daha çok benziyor. Çin’in demokrasi, insan hakları gibi bir derdi olmayan “yetenekli” politik aklı elbette gelenle de gidenle de uzlaşabilir.

O kadar çok ki bazılarını unutacağım bir kısmını da belki bilmiyorum fakat bu haftaki postmodern karakterli paylaşım savaşı kapsamında “cepheler”i derinleştiren başka gelişmeleri de becerebildiğim ölçüde size kısaca özetlemeye çalışayım. Yunanistan’ın sağcı iktidarı üniversitelerin özerkliğine son verecek, polisi üniversitelerde yetkili kılacak yeni bir yasayı yürürlüğe soktu. Ege’nin karşı tarafındaki zihniyetten aşağı kalmayacaklarını belgelediler. Öğrenciler şiddetli tepki gösterdi. Dünyanın geri kalanı maalesef seyretti, seyrediyor. Halbuki Yunan halkı 70’lerde cuntaya karşı ciddi bir direniş göstererek, binlerce insan hayatını ortaya koyarak cuntadan kurtulmuş ve üniversitelere özerklik hakkını da elde etmişti. Şimdi de başkalarından bir şey beklediklerini sanmam, kendileri mücadele ederek geleceklerini kurmaya çalışıyor. Ama anlaşılan demokrasi insan hakları severler açısından despotizmin o an kimden yana olduğu daha önemli yoksa ne yaptığı değil !

AB üyesi Macaristan’ın görece popüler olan muhalif radyo istasyonu Klubrádió frekans hakkı elinden alınarak kapatıldı. Diğer basın sektörlerinde muhalif olan neredeyse hiç yok. Korana yasakları nedeniyle protesto yapmak da yasak. Dünya mı? Orayı sanıyorum “Demir Perde” ötesinde unuttular.

Polonya’da ise sağcı iktidar yeni vergilerle yandaş olmayan basını susturmaya çalışılıyor. “Bize milli basın lazım” diyor. Halk, gazeteler, tvler ülkede basın özgürlüğüne sahip çıkmaya çalışıyor. 45 Medya şirketi ortak bir açıklamayla tepki gösterdi. Nihayet AB, sınırları içindeki Yunanistan’ı pek görmese de burada olanlara karşı çıktı. ABD’nin Varşova’daki maslahatgüzarı da Trump’ın göz bebeğine “Özgür medya, demokrasinin temel taşıdır.” diyerek sert çıktı. Muhalefeti susturmayı ana ödev edinmiş iktidara bütün bunların kâr edeceğini ise maalesef sanmıyorum.

ABD’nin aslına rücu eden Rusya siyasetinden cesaret bulan Ukrayna’dan sonra Letonya da 16 tane Rusça yayın yapan tv kanalına yayın yasağı getirdi. BM basın özgürlüğüne tüm ülkelerde saygı duyulması gerektiğini söyleyerek doğal olarak bunu kınadı. Bu elbette tüm taraflara hatırlatmaydı. Rusya Letonya’yı bu konuda şimdilik kınamakla yetindi. “Rus yanlısı” olduğunu ileri sürdüğü üç Tv kanalını kapatan Ukrayna’ya karşı ise Moskova yönetimi 2018’de gündeme getirdiği yaptırım listesine 9 Ukrayna şirketini daha ekleyerek karşılık verdi.

Batı ile Rusya arasındaki sertleşme de geçen hafta içinde tırmanışa geçti. Rusya, AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Borrell’in Moskova ziyareti sırasında Navalni protestolarına katıldıkları gerekçesiyle Almanya, İsveç ve Polonya'dan diplomatların ülkeyi terk etmelerini istemiş, Kremlin'in bu tutumuna karşı misillemede bulunan Almanya, Polonya ve İsveç de ülkelerinden birer Rus diplomatı "istenmeyen kişi" ilan etmişti. Bu olay AB içinde Borrell’in istifasını talep etmeye vardığı gibi Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un AB'yi ek yaptırımlar getirilmesi durumunda ilişkileri sonlandırmakla tehdit etmesine kadar dayandı. Rusya'ya ek yaptırım uygulanıp uygulanmayacağı, 22 Şubat'taki AB dışişleri bakanları toplantısında karara bağlanacak.

Politikacılar işlerine geldiğinde değerlerden bahsetseler de bunun bir gerçekliği yok.(1) Bu Batılılar için de Rusya yönetimi için de böyle. Kapitalizm mayaları olmuş. Akılcı bir çözüm bulmaları zor. Genel gidişatın sınırları net çizilmiş cepheler şeklinde olmasa da geçmişteki soğuk savaşı anımsatan bir seyre doğru gittiği söylenebilir.

ABD yönetimi ise Savunma Bakanlığı (Pentagon) bünyesinde sivil-askeri 15 kişiden oluşan ve Pekin yönetiminin icraatlerine odaklanacak "Çin Görev Gücü" adlı bir birimin kurulduğunu açıkladı. Bu birimin Pentagon kapsamında olması sanırım “sosyolojik gözlem yapacaktık” gibi “şaka” kaldırmayacağının size baştan garantisini verir.

Daha önce eleştirdiğim bir başlık olduğu için şunu da bir not olarak buraya ekleyeyim. ABD Dışişleri Bakanı Blinken, Yemen’deki Husi hareketini 16 Şubat itibariyle yabancı terör örgütleri listesinden çıkaracaklarını açıkladı.

S-400 zokası

Zoka etçil büyük balıkları avlamakta kullanılan, küçük bir balık biçiminde yapılmış ve ucunda bir iğne bulunan kurşun parçası diye tanımlanıyor. S-400’de rejimin sadık bendelerinin kurtulmak için kıvrım kıvrım kıvrandıkları bir oltaya dönüştü. Denizde kullanılan zokalara bir miktar pırıltı yaratıp balığın ilgisini çeksin diye civa dökülürmüş. Aklını en son ayda kaybettiğini sandığım rejimin efendilerine de herhalde zokayı yutmak için füzelerin metal ışıltısı yetti de artı bile. Tabii balık avlamak da bir sanat…

Çırpınmaya devam. Yoksa “Eyyy Amerika…” diye başlayıp saydıranlar niye İbrahim Kalın örneğinde olduğu gibi "Sayın Cumhurbaşkanımız, Patriot ya da bir başka NATO müttefikinden başka bir savunma sisteminin satın alınması konusunda Türkiye'nin görüşmelere hazır olduğunu belirtti. Bunu yapmaya hazırız, tam iş birliğine hazırız. Biden yönetimiyle yeni bir sayfa açacağımıza inanıyoruz. Kendisi Türkiye'yi ve Cumhurbaşkanımızı tanıyor.” diye yalvarsın?

Bu konuda yazılacak daha çok şey var. Fakat kısası şöyle: Zoka tehlikeli bir şey, zokayı yutan bir balık en azından ağzı yırtılmadan kurtulamaz.

Bakın Duma’nın Savunma Komitesi Başkan Yardımcısı Yuriy Şvıtkin, Türkiye, ABD’yi memnun etmek için S-400 konusunda taviz vermez derken bir de şunları da eklemiş:

Türkiye’ye verilen sırlar elbette gizli verilerin açığa çıkarılmasını engelleyecek garantiler çerçevesinde tutuldu. ABD Türkiye’nin müttefiki, ancak Ankara öncelikli olarak kendi çıkarları üzerinden hareket ediyor ve ABD’ninkileri değil kendi çıkarlarını esas alıyor.”

Yukarıdaki ilk cümleye dikkat. Başta Akkuyu Nükleer Santrali inşaatı ve paralelindeki anlaşmalar olmak üzere yutulmuş öteki zokaları saymıyorum bile…

Muhalefet mi dediniz? Kars’ta Azerbaycan’la, Hayber Pahtunhva eyaletinde Pakistan’la “Neyin askeri tatbikatını yapıyoruz?” diye sormak aklının ucundan dahi geçme ihtimali olmayan “arkanızdayız” gazının altında kalmış zihniyetin olacağı şey muhalefet falan değil olsa olsa başçavuşluktur. Tadında bırakalım değerli okur; eşek, hüküm falan gibi meseleleri olaya karıştırmayın, lütfen.

(1) Örneğin bize bir demokrasi diye bahsedilen Almanya zamanında Trump’a Kuzey Akımı-2’ye dönük yaptırımları kaldırsın diye gizlice “ABD’nin kaya gazı için iki terminal kurma ve 1 milyar euroluk yatırım” rüşveti önerebiliyor. Aynı “demokrasi”nin lideri Garê’ye sefere çıkan “yaptırım uygularım ha!” dediği “ileri demokrasi”nin reisiyle görüşüp, sırtını sıvazlayıp, Kürtlere mahkemelerde cezalar verebiliyor. Daha önce de benzer durumlarda olduğu gibi “Bizim iç işlerimize karışamazsınız.” diyenlere “Başkalarının topraklarında, elinizde silah siz ne yapıyorsunuz?” diye bu kez de kimse sormuyor.