önümüzdeki pazartesi günü yani 26 nisan’da ilk duruşması yapılacak olan kobanî davası türkiye’nin yakın siyasal tarihinin en önemli davalarından biri. davanın konusu olan olaylar 2014 yılında gerçekleşmişken iddianame 2020 yılında yazıldı. bu dava, dosyada hiçbir biçimde suçlanmamış olan hdp yöneticilerini de katmak gibi çeşitli “teknik”lerle hdp’yi kadükleştirmenin bir aracı olarak kullanıldı. (benzer bir şey daha önce kck davaları aracılığıyla denenmişti) ayrıca bu dava, “seni başkan yaptırmayacağız” meydan okumasının intikamı ve ışid’in bölgedeki yenilgisinin rövanşı olarak tasarlanmış. ancak bu dava aynı zamanda, tarih bile denemeyecek kadar yakın olan, geçtiğimiz yılları ve iktidar politikalarını anlamak ve anlatmak için bir fırsat.

hatırlayalım.

cumhurbaşkanı, “kobanî düştü düşecek” derken -ki protesto gösterilerini ateşleyen cümledir bu- kimin zaferini kastediyordu? ışid’in.

göstericiler neyi protesto ediyordu? şengal’de ezidilere karşı, birleşmiş milletler’in soykırım kabul ettiği bir katliam gerçekleştiren ışid’in kobanî’ye saldırısını. ne talep ediyorlardı? insani yardım koridoru açılmasını. altını çizeyim, kime karşı? ışid’e.

hdp, 26 nisan’da görülecek davaya ilişkin bir kitapçık hazırlamış. burada, iktidar ortaklarının ve iktidar yanlısı kalemlerin, biraz da türkiye toplumunun hafızasızlığından yararlanarak, döne döne tekrar ettikleri bazı yalanları da teşhir etmiş. en çarpıcı bulduklarımı aktarmak istiyorum:

6-8 ekim kobanî protestoları, 7 haziran 2015 genel seçimlerinden sonra değil, bundan 8 ay önce, 2014 yılında gerçekleşti. ölümlerin sorumlusu hdp’liler değildi, insan hakları derneği’in raporuna göre 12 ekim’e kadar 46 kişi ölmüştü. bunların en az 27’si hdp üyesi veya seçmeniydi. çarpıci bir örnek: gazeteci hayri demir, yeni mecra’ya verdiği röportajda batman’da hüdapar binasından açılan ateşle hayatını kaybeden emrah demir’in kayıtlara hiç girmediğini anlatıyor. demir, bu olayın o dönemde hüdapar’a yakın hesaplardan övünçle paylaşıldığını da aktarıyor. kamuoyuna yansıyan bir karanlık nokta daha; yasin börü ve arkadaşlarının saklandığı evin sahiplerinin, defalarca 155’i aradıklarını, yardım istediklerini ama kimsenin gelmediğini mahkemede anlatmış olması.

bir başka kritik mesele, 6-8 ekim’de yaşananların çözüm sürecini bitirdiği iddiası. külliyen gerçekdışı. barış taraftarlarına büyük ümit veren dolmabahçe mutabakatı 28 şubat 2015’te yani 2014 ekiminden 6 ay sonra imzalandı. süreci bitiren, ceylanpınar’da, 22 temmuz’da yani suruç katliamından iki gün sonra, iki polisin evlerinde öldürülmesiydi. bununla ilgili mahkemede bütün sanıklar beraat etti, sanıkların avukatı hüseyin akay, delillerle oynandığını, kimi tanık ifadelerinin dosyaya girmediğini iddia etti. bu kadar önemli bir sürecin sonunu getiren bir saldırının faili meçhul kalması bana düşündürücü geliyor.

iddianameye dönersek… savruk bir biçimde hazırlanmış olduğu fikrini destekleyen çok şey var. 30.12.2020 tarihinde yani yılbaşından bir gün önce ankara 22. ağır ceza mahkemesi’ne sunuluyor, 3530 sayfadan oluşan iddianame ve 324 klasörlük ekleri bir hafta gibi kısa bir süre içerisinde incelenip 7 ocak’ta kabul ediliyor. ilk duruşma iç in 25 nisan tarihi veriliyor, 25 nisan’ın pazara geldiği anlaşılınca pazartesiye alınıyor! ! o kadar savruk çalışılmış ki emniyetin mahkemeye talimat verdiğini gösteren bir belge dosyada unutulmuş. davanın çeşitli aşamalarında aihm kararları çiğneniyor ama sanırım o konuda alışkanlık kesbettik.

son bir noktayı hatırlatmak istiyorum: hdp, kobanî protestolarının araştırılması için onlarca defa meclis’te araştırma komisyonu kurulmasını önerdi. önergeler her defasında akp - mhp oylarıyla reddedildi. verilen soru önergeleriyse yanıtsız bırakıldı. ama sanırım bu konuda da alışkınlık kesbettik.

bugünden baktığımda çözüm sürecinin, akp iktidarının suriye’ye yönelik emperyal tahayyülleriyle ilgili olduğunu, iki cephede birden savaşmak istemediklerini, daha sonra cephe ortaklaşınca ve vesayet savaşında kendileri adına savaşacaklar bulduklarında, iç politikada ellerini rahatlatacak eski konsepte döndüklerini düşünüyorum. ama bu her şeyi açıklamıyor.

hafızamızı tazelemeye devam edersek; 2015 aynı zamanda türkiye’nin içinde ışid bombalamalarının başladığı yıl. 7 haziran seçimlerinden iki gün önce, 5 haziran’da, diyarbakır’da hdp mitingine saldırıldı, arkası çorap söküğü gibi geldi. ta ki 2017’nin ilk gününe kadar. neden, nasıl başladı, neden, nasıl bitti?

kobanî protestoları sırasında başbakan olan ahmet davutoğlu’nun, bu dava öncesi konuşması hem ahlak hem de siyasetin gereği. nasıl ki, ışid için “öfkeli çocuklar” dediğine dair haberleri yalanlamakla uğraşıyorsa o dönemdeki tutumuyla ilgili açıklığa kavuşturması gereken noktalar var. örneğin protestolardan birkaç gün önce, 1 ekim’de, selma ırmak ve selahattin demirtaş’la yaptığı görüşmede konuşulanlar; hdp’liler, onun salih müslim’le diyaloga geçeceğini ve insani yardım koridoru açılması için hakan fidan’a talimat vereceğini söylediğini anlatıyor. salih müslim gerçekten de türkiye’ye geldi. ancak koridorla ilgili bir çalışma yapılmadığı ve 6 ekim günü kendisiyle yapılan görüşmede, adeta başka bir insan gibi konuştuğu iddia ediliyor. bu konuda ne der? yine o günlerde efkan ala’nın, hdp heyetine, “kontrol edemediğimiz güvenlik güçleri var” mealinde bir açıklama yaptığı iddia ediliyor, bu konuda ne der? davutoğlu, eğer siyasette olmaya devam edecekse, sürecin en önemli oyuncularından hatta oyun kuranlarından biri olarak, kamuoyunun bilmediği ama bilmesi gereken noktaları açıklığa kavuşturmalı. türkiye halkının hafızası çok güçlü değil çünkü siyasetle hayatının değişeceğine inanmıyor, -örneğin futbol gibi- sohbet mevzularından biri olarak görüyor. ama kendisi de bugüne kadar farkına varmıştır sanırım, hdp seçmeni öyle değildir. iki başkanlarını, onlarca önderlerini rehin alan bir davada kimin ne rolü olduğunu unutmazlar

*bu yazıyı yazarken hdp’nin kitapçığının yanı sıra gazeteci hayri demir’in twitter’daki flood’undan ve yazıda andığım röportajından çok yararlandım. kendisine teşekkür borçluyum. gerçeğin, haberin peşinde gazetecilerin önemini bir kere daha hatırlatmış olayım.