“günler ağır, günler ölüm haberleriyle geliyor” hiç bu kadar gerçek olmamıştı. ölüm haberleri, cenaze haberleri arasında, hiç beklemediğim birinin, zeynep bektaş yıldırım’ın cenazesinden bir fotoğraf! zeynep, pir sultan abdal kültür derneği armutlu cemevi başkanı, bir devrimci, armutlu’nun her sokağında emeği var. eşi, ölüm orucu gazisi haydar yıldırım da entübe durumda. zeynep’in ve 1996 yılında polisin açtığı ateşle öldürülen mustafa bektaş’ın annesi, mahallenin kezban anası hastalığı ayakta atlatmış.

armutlu, on yıl kadar önce medyanın çok ilgi gösterdiği bir mahalleydi, haberleri okuyunca kondularda cephanelik bulunduğunu sanabilirdiniz, eminim sananlar da olmuştur. istanbul’un en güzel boğaz  manzaralarından birine bakıyor bu mahalle; bu yoksul insanlara yar etmeyecekleri kadar güzel bir yer. armutlu yıllar boyunca yıkımlara direndi, baskınlardan başını alamadı ama ayakta kalmayı başardı.

mahallenin adı 2015 yılında, evine baskın yapan polislerden galoş giymelerini istedikten sonra öldürülen dilek doğan’la bir kere daha duyuldu. dilek’i vurduğu tespit edilen yüksel moğultay 6 yıl, üç ay hapis cezasına çarptırıldı. dilek’in abisi emrah doğan ise örgüt üyeliği ve tehdit suçlarından toplam 19 yıl 7 ay ceza aldı.

bilen bilir, akp iktidarından önce de adalet şimdiki gibi işlerdi armutlu söz konusu olduğunda. orada oturanların büyük çoğunluğu alevi, aralarında devrimciler de var.

covid’in bizden aldığı armutlu cemevi başkanı zeynep bektaş yıldırım, temmuz 2018’de, armutlu cemevi’ne yapılan polis baskınının hemen ardından, gece yarısı evine düzenlenen bir başka baskında eşiyle birlikte gözaltına alınmış ve tutuklanmıştı. neredeyse iki yıl sonra, önce eşi, sonra o salıverildi, onlar cezaevindeyken kezban aylarca oturma eylemi yaptı. zeynep yıldırım tutuklanmasını, “baskını teşhir ettiğim için, cemevine işediklerini, duvarlara hakaretler, küfürler yazdıklarını, üç hilal yaptıklarını teşhir ettiğim için. tüm alevi kurumlarına çağrıda bulundum. hepsi de geldiler. büyük bir tepki gösterdik ve bunu kaldıramadılar,” diye anlatmıştı.

oruç tutanlara saygı gösterilmesi talep edilen ülkede, bir ibadethaneye üstelik resmi görevlilerin işediğinden, küfürler yazdıklarından bahsediyordu zeynep. dünya ayağa kalkmadı, çok duyulmadı bile.

2000’li yılların başında, f tipi cezaevlerindeki tecride karşı dışarıda yürütülen ölüm orucu eylemleri bu mahallede gerçekleşti. o yıllarda anaakım medya, emniyet ne servis ettiyse onu yazdı armutlu ile ilgili. zeynep, haydar ve kezban’ın yaşadığı, mütevazı ama cömert gecekondu da ölüm orucu tutanları ağırladı, ölenleri yolculadı, anılarını muhafaza etti. misafir geldiğinde, illa çay demlenir, yanına zeytin, peynir çıkartılır, kimse bir şey yemeden gönderilmez.

böyle bir günü hatırlıyorum. muharrem orucu bitmiş, zeynep oruçta biriken çamaşırları yıkamış, seriyor. çay demlenmiş, kezban sünnilikle yahudi inancının, hristiyanlıkla da aleviliğin nasıl benzeştiğini anlatıyor, ermenilerle alevilerin kaderleri arasındaki bağı konuşuyoruz, hrant dink katledilmemiş daha. armutlu sakinleri, devrimci düşüncelerinin birçoğunu alevi inancında temellendirir. orada, o sedirde acının hatta dışlanmanın acılaştırmadığı kezban’ı dinlerken bunu daha iyi anlıyorum. her şeyleriyle anadolulu, on yıllardır istanbullu olan ama egemenin “yerli ve milli” sınırlarına dahil edilmeyen, zaten egemenle hiçbir alışverişe razı gelmeyen insanlar.

sermayeyi, emperyalizmi, polis gücünü tamamen karşılarına alıyorlar, parlamenter siyasete de çok mesafeliler. bu görüşlerinin çoğuna katılmakla birlikte eksik bulduğum çok şey var ama sizin de takdir edebileceğiniz gibi, çoğunlukla kıyaslandığında fazlaları da var. ve eğer bu ülkede köklü bir değişiklik yapacaksak eğrisini doğrusuna denk getirerek, birimizin eksik bıraktığını bir diğerimizin tamamlamasıyla mümkün olacak bu. kolay değil, biliyorum.

bu insanlar, basit görünen demokratik adımlar, örneğin mahkumların tecritte yaşamaması, örneğin konserlerine binlerce kişinin katıldığı grup yorum’un konser yasağının kalkması için her şeyi göze alarak mücadele etmekten yana. çok hata yaptıklarına da inanıyorum ama şu konuda haklılar, bence. bırakın demokrasinin kendisini, demokratik haklar bile, talepler ve o talepler uğruna mücadeleyle kazanılıyor. avrupa birliği’nin “endişeleri”, konferanslar, etkili konuşmalar, parlamenter siyasete hapsolmuş partiler, çeşitli vaatlerde bulunan siyasetçilere verilen destekle değil!

zeynep bektaş yıldırım, yoksul ve devrimci bir emekçi, itikadını hayatına yedirebilmiş bir alevi, fikirleri, kişiliği çok sade olan, rüzgârın eğip bükemediği bir çınardı. çok zor bir şeyi, hem kararlı hem de yumuşak başlı olmayı başarırdı. onu tanımış olmaktan onur duyuyorum, adını, mücadelesini daha fazla insan bilmeliydi. zeynep’in devri daim olacak, muhakkak. o cemevi’nin bahçesine attığı, daha önce atılmışken suladığı tohumlar çiçekleniyor, bir gün mutlaka meyve de verecekler.