"Allahın lütfu" dedikleri 15 Temmuz darbe girişiminin ardından birer birer kurum ve kuruluşların içini boşalttılar.

Öğretim üyelerini KHK'larla işten attılar. Protesto eden öğretim üyelerini gazladılar, plastik mermi sıktılar. Cübbelerinin üzeri polis postallarıyla ezildi.

Ardından üniversitelere kendi adamlarını doldurdular.

Öyle ki hukuk fakültesinin başına dekan olarak veteriner atadılar.

77 hukuk fakültesinin en az 19 dekanı hukukçu bile değil. Maliye, Tıp, Kamu Yönetimi, İşletme, Siyasal Bilimi, Fransız Dili, Çalışma Ekonomisi, Ziraat, İktisat, İlahiyat, Kimya mezunu 19 isim ülkenin hukukçularını yetiştiren üniversitelerin başına getirildi.

Hukuku yok etmek istiyorlar. Büyük bir oranda da başardılar. Direnen tek ayak savunma. Ve bugün onu da bitiriyorlar.

Büyük bir ihtimalle bunu da yapacaklar. Ama savunmanın buna direnişi tarihe geçecek.

Baro Başkanları önceki gün içeriye alınmadıkları Meclis'in önünde sabahladılar. Duvar diplerine, yol kenarlarına oturmuşlardı. Çankaya Belediyesi bank gönderdi başkanlara. Ama polis onların olduğu alana bankların girişine izin vermedi. 

CHP'li milletvekilleri polis engelini aşmak için bankları kendileri taşıdı.

Baro başkanlarına eziyet etmekten başka bir amacı olmayan benzer bir uygulama ise dün öğle saatlerinde yaşandı.

Meclisin önünde bekleyen baro başkanlarını ve avukatları bu kez polis “burada bekleyemezsiniz“ diye dağıtmaya çalıştı. 

Polis amirleriyle baro başkanları arasında tartışma çıktı. Bu sırada bir polis amirinin "al al al, sandalyeleri al" sesi duyuldu.

Ve baro başkanlarının oturdukları sandalyeler altlarından alındı.

Tıpkı Savunma Yürüyüşü sırasında Ankara girişinde durduruldukları gün yaşananlar gibi. O gün de çadırlara, battaniyelere, yemeklere, çay makinalarına el konulmuştu. 

O gün tüm insanlık dışı muamele karşısında nasıl direndiyse bugün de direniyor savunma. Polisin biber gazına, tartaklamasına, sandalyesine el koymasına rağmen “susmuyoruz, korkmuyoruz, biat etmiyoruz“ diyorlar.

Aslında avukatların günlerdir tüm Türkiye’ye anlatmak istediği şey dünkü polis müdahalesi sırasında kendiliğinden ortaya çıktı. 

Avukat Sercan Aran’ın elindeki adaleti temsil eden Themis heykelinin kafası ve terazisi koptu o müdahale sırasında. İşte Aran’ın havaya kaldırıp gösterdiği kafası ve terazisi olmayan Themis heykeli, Saray’ın nasıl bir hukuk sistemi istediğinin özetiydi.

Hukukun evrensel ilkelerinin değil Saray’ın isteklerinin geçerli olduğu bir yargı sistemi.

Tek bir delilleri bile olmadığı halde Büyükada davasında hak savunucularına verilen ceza gibi…

Polis dün baro başkanlarının olduğu Meclis Parkı’na girmek isteyen Artı Tv Ankara Temsilcisi Sibel Hürtaş’ı kötü muamele uygulayarak gözaltına almadan önce oradan uzaklaştırmak isterken “sizle ilgili bir konu yok“ diyordu.

“Yoo bizimle ilgili“ diyordu Sibel. Çünkü ortada kamuoyunu bilgilendirmesi gereken bir haber vardı.

Ve o haber habercilerle ilgiliydi.

Meclis Adalet Komisyonu’nda görüşülen çoklu baro teklifinin baro başkanlarıyla ilgili olması gibi…

Ama Meclis’e baro başkanları, baro başkanlarının yanına da gazeteciler alınmıyor.

Themis’in başını ve terazisini hepimizin gözleri önünde koparıyorlar. 

Bugün avukatların altından aldıkları sandalyeler, onlara sıktıkları biber gazları, ettikleri hakaretler ve darplar Themis’in başını rahat rahat koparabilmek içindir.