Cumhurbaşkanı Erdoğan, korona günlerini İstanbul’da geçiriyor. Sözcüsü İbrahim Kalın da bu süreci onunla birlikte geçirdiğini söylüyor.

Tam üç haftadır dışarı çıkmadıklarını anlatıyordu dün bir televizyon kanalında Kalın. Erdoğan’ın tedbirlere ‘titizlikle uyduğunu‘ söylüyordu:

“Burada doktorlarımız var. Yakın ekipte herkes test ediliyor. Sosyal mesafe, izolasyon, maske takma gibi kurallara riayet ediyoruz. Şikâyet olduğunda bunlarla ilgili gerekli tedbirler alınıyor. 

Üç haftadır buradayız, dışarı çıkmıyoruz, dışarıdan konuk almıyoruz. Ama bu kural herkes için geçerli."

Sosyal mesafeye dikkat ettiklerini, dışarı çıktıklarında maske taktıklarını, kalabalık ortamlara girmediklerini, sıkça ellerini yıkadıklarını da ekliyor Kalın:

“Sosyal izolasyona riayet ediyoruz, görüşmelerimizin çoğunu video konferans ile gerçekleştiriyoruz.“

Kalın’ın deyimiyle “Cumhurbaşkanımız da hamdolsun bir devlet başkanı nasıl korunması gerekiyorsa o şekilde korunuyor."

Bakanların nasıl korunduğunu da Milliyet’ten Abdullah Karakuş köşesine taşımıştı dün:

"Salgın ile mücadele sürecinde bakanların çalışma şekilleri değişti.

Onlar bakanlıklarına gitseler de mümkün olduğu kadar az kişiyle yüz yüze görüşüyorlar.

Gelenlerin de ateşi ölçülüyor, kolonya veriliyor ve maske takıyor.

Çoğunlukla tele ve videokonferans ile yapılıyor toplantılar.

Bu süreçte Bakanların masalarında ne var diye bakınca karşıma kolonya, kolonyalı mendil ilk sırada çıktı."

Cumhurbaşkanı kendisini izole etti, bakanlar kendisini korumak için her türlü tedbiri aldı, Meclis 45 gün tatile girecek; milletvekilleri de kendisini korumaya almış olacak.

Peki ya halk?

Önce 65 yaş üstüne sokağa çıkma yasağı getirildi, sonra 20 yaş altına. Aradakiler işlerine gitmeye devam ettirildi. Şimdi onlara da haftasonu sokağa çıkma yasağı getirildi. Ama hepsine değil tabii. Bazı fabrikalar, inşaatlar elbette ‘muaf‘ tutuldu. Yani birçok işçi haftasonu da çalışmaya zorlandı. Onların doktorları, testleri, koruyucu ekipmanları yok. Öyle kalabalıklara girmeme evde kalma lüksleri de yok. Ya açlık ya virüs ikilemine hapsedildiler. 

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin (İSİG) raporuna göre 11 Mart-10 Nisan tarihleri arasında korona nedeni ile 52 işçi yaşamını yitirdi. 

İstanbul İşçi Sendikaları Şubeler Platformu da sadece İstanbul’da 2 bin 279 işçinin testinin pozitif çıktığını ve tedavi altında olduğunu açıkladı. 

İSİG, bazı işyerlerinde ise vakaların gizlendiğini söylüyor:

"Başta Arçelik, Tekfen, Posco Assan, Koton, Çolakoğlu Limanı, Emaar şantiyesi gibi büyük işyerlerinde olmak üzere Covid-19’a yakalanan işçilerin olduğu işyerlerinin çoğunda, vaka görülmesine rağmen üretim sürdürülmüş, işçilerin yaşamı ile oynanmıştır. Pozitif vakaların çıktığı işyerlerinde, karantinaya alınan diğer işçiler herhangi bir test uygulanmadan evlerine gönderilmiş, karantinadaki işçilereyse çoğunlukla ücretsiz izin kullandırılmıştır."

Pek çok sektörde hiçbir önlem alınmadan dip dibe virüs tehlikesine açık biçimde çalışmaya devam ediyor işçiler.

Enfekte olabilir hatta ölebilirler ‘yeter ki ekonomiye bir şey olmasın‘ diyor “devlet aklı!”

Cumhurbaşkanının ve kendilerinin nasıl korunduğunu anlatan Sözcü Kalın, uzun soluklu bir karantina kararının niye alınmadığını şöyle açıklıyordu:

"Bunun ekonomiye maliyeti çok daha ağır olurdu. Toplumsal hayata ve insan psikolojisine de maliyeti çok çok farklı şekilde olurdu. Bazen insanlar iyi niyetli ama maalesef altında bilimsel veri olmadan bu tür önerilerde bulunabiliyor. Bunlar keyfi olarak 'şöyle yapalım' denilip karara bağlanacak konular değil. Bunlar gerçekten devlet aklı ile birlikte ele alınması gereken konular." 

Rahat olun “devlet aklı“ kendisini koruyor, Sağlık Bakanı’nın “virüsü sokaktan alıp evinize taşımayın“ tavsiyesine birebir uyuyor. 

Onun için de işçilere ‘ölmek‘ düşüyor.