15 Mart 2019’da Yeni Zelanda’da iki camiye düzenlenen saldırının ardından Türkiye’de kimi İslami çevrelerden “Ayasofya’yı ibadete açın” sesleri yükselmeye başlamıştı.

İşte o günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan, 31 Mart yerel seçimleri için il il geziyordu. Tekirdağ’daki miting sırasında bir vatandaş “Ayasofya cami olarak açılsın” diye bağırdı.

Erdoğan, tepki gösterdi:

“Sultanahmet’i bi doldurun ondan sonra ona bakarız. Şimdi büyük Çamlıca camiini yaptık, dört- beş tane Ayasofya eder, o kadar büyük. 60 bin kişiyi alabilecek kapasitede. İstanbul’da ve Türkiye’de en büyük camii. Mesele o değil, bu işin bir siyasi boyutu var. Yan tarafta Sultanahmet’i doldurmayacaksın Ayasofya’yı dolduralım diyeceksin.… Bu oyunlara gelmeyelim, bunların hepsi tezgah. Biz ne zaman neyin, nasıl yapılacağını çok iyi biliyoruz. Bu namussuzlar böyle dedi diye biz adım atmayız. Adımı nasıl atacağımızı bunun siyaset bilimini çok iyi biliyoruz.”

Herhalde bu söyleminin oy kaybettireceğini düşünmüş olmalıydı ki birkaç gün sonra farklı konuşmaya başlamıştı Erdoğan. Bu kez Ayasofya’nın ibadete açılabileceğini söylüyordu televizyonlardan:

"Olmayacak şey değil. Adını artık müze değil, Ayasofya Camii koyarız. Müze statüsünden çıkar. Turistler Sultanahmet, Süleymaniye, Fatih Camii'ne geliyorlar, herhangi bir ödeme yapıyorlar mı? Aynı şeyi Ayasofya'da da yaparlar. Müze statüsünden çıkar. Zaten daha sonradan buraya böyle bir statü verildi. Bu da yine CHP zihniyetinin bir adımıdır. Bu adımı değiştiririz."

Olmadı, geç kalmıştı Ayasofya kartını sahaya sürmek için. Hoş sürse de kazanır mıydı? Neyse. 31 Mart yerel seçimlerinde ağır bir yenilgiye uğradı.

Aradan bir yıl geçti. AKP-MHP ortaklığındaki Cumhur İttifakı’nın kan kaybı durdurulamayacak bir noktaya geldi. Ve Erdoğan, Ayasofya’yı yeniden tedavüle soktu. Yani, Tekirdağ’da dile getirdiği “Biz ne zaman neyin, nasıl yapılacağını çok iyi biliyoruz” sözünü hayata geçirmeye karar verdi.

Adım adım gidelim…

Boğaz’daki kaçak çardağını yazan, gündeme getiren herkese “terörist” diye dava açan Cumhurbaşkanlığı İletişim Dairesi Başkanı Fahrettin Altun, 9 Mayıs’ta sosyal medya hesabından bir paylaşım yaptı. Ayasofya Müzesi’nin fotoğrafını paylaşarak “Özledik! Ama az daha sabır. Birlikte başaracağız…” dedi.

Nitekim ne demek istediği bir süre sonra ortaya çıktı. 29 Mayıs’ta İstanbul’un Fethi yıldönümü kutlamaları kapsamında Ayasofya’da Fetih Suresi okundu. Erdoğan da bu etkinliğe telekonferansla katıldı.

O günden beri de AKP’lilerden ve yandaşlarından “Ayasofya’nın ibadete açılması gerektiğine” ilişkin sesler yükseliyor.

Birkaç gün önce de Erdoğan’ın 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla müze yapılan Ayasofya’nın statüsünün değiştirilmesi için talimat verdiği haberi basına sızdırıldı:

 "Ayasofya cami olarak turistler tarafından ziyaret edilebilir, Sultanahmet'te olduğu gibi. Ayasofya'da namaz da kılınır, Fetih Suresi de okunur. Buna aziz milletimiz karar verir."

Erdoğan, bir yıl önceki sözleriyle Ayasofya’dan medet umarken küçük ortağı Bahçeli de desteğini esirgemedi.

O da çan seslerinin duyulmadığı Ayasofya için “Ayasofya’dan çan sesi değil Allah’ın izni ile ezan sesi yükselecektir“ deyiverdi.

Ve önceki Atatürk düşmanlığıyla tanınan, Akit TV, A Haber, Ülke Tv, Uzay Tv gibi kanalların paylaşamadığı “Tarihçi-yazar“ Ahmet Anapalı, bir paylaşımda bulundu:

"Kesin bir bilgiyi paylaşayım sözüm senettir. Ayasofya Camii için bugün halı siparişi verildi."

Oysa Ayasofya için Danıştay’ın 2 Temmuz’da karar vermesi bekleniyor!

Dün de İYİ Parti’nin Ayasofya’nın ibadete açılması için verdiği önerge AKP tarafından reddedildi. Elbette önerge sadece İYİ Parti verdiği için reddedilmişti. Nitekim AKP Grup Başkanvekili Mehmet Muş, "TBMM'de devam eden Ayasofya'nın cami olarak tekrar kullanıma açılmasıyla ilgili "İbadete açılması önerisine şimdi ret veriyoruz ama temmuzda gerekli adımlar atılacak" diyerek niyetlerini açık etti.

Danıştay’ın ne yönde karar vereceği bilinmezken halı siparişi ediliyor, AKP’nin Grup Başkanvekili “Temmuzda gerekli adımlar atılacak“ diyorsa…

İnsanın aklına ister istemez “Danıştay’ın ne karar vereceğini AKP biliyor mu?“ sorusu geliyor.

Eee o zaman AKP için en iyi tarih ne olur?

Herhalde 15 Temmuz… Darbe girişiminin yıldönümü…

Anlaşılan o ki, Erdoğan yine bir taşla bir çok kuş vurma “siyaset bilimi“ni devreye sokmuş.

Ayasofya ile kendisinden uzaklaşan muhafazakar seçmeni geri kazanma, Yunanistan ile gerilen ilişkilerle bir dış düşman yaratma hesapları…

Üstelik bu planına karşı çıkacak muhalefet partilerini “din düşmanı“ ilan etme fırsatı…

Bunun için en uygun tarih de 15 Temmuz olur. “Dış düşman“a karşı “milli birliği“, “islami sos“la birleştirerek yeniden yükseliş hayalleri...

Peki, tutar mı?

Her zaman olduğu gibi bu da muhalefetin tavrına bağlı…