Gazetecileri de hukukçuları da sahte



Artı Gerçek

Barolar Birliği Başkanı ‘düşünce özgürlüğü’nü ‘rezil edeceğini’ söyler, köşe yazarı ‘vatandaşlıktan atalım’ der, muhabiri de istediği cevabı vermeyen yurttaşı polise ihbar eder.


Bir eski köşe yazarı bozuntusu çıkmış, “operasyona tepki verenler” için “İstiklal Mahkemeleri’ni öneriyor”.

Bir başka köşe yazarı bozuntusunun ondan farkı yok. Savaşa hayır diyen herkesi “terör destekçisi” olarak yaftalayıp ardından önerisini getiriyor:

“Bu hainleri yakaladığın an, vatandaşlıktan çıkaracaksın.

(…)Bunları vatandaşlıktan çıkardıktan sonra da hemen ama hemen, sınır dışı edeceksin. Kulağından tuttuğun gibi savundukları teröristlerin olduğu bölgeye atacaksın.

Acımayacaksın!

Gazeteciymiş, sanatçıymış, akademisyenmiş, mimarlar ya da tabipler odasıymış, milletvekiliymiş fark etmez. Sosyal medyada klavye hainliği yapanları bulmak ve almak kolay.

Gazi Meclis'in çatısı altında 3 liraya tas kebap yedikten sonra Türkiye'yi işgalci diye anlatan terör örgütünün siyasi ayağını temsil eden milletvekilleri de aynı azabı yaşamalı...

Burada tabii bize, yani vatandaşlara düşen bir görev de var. Mehmetçik Fırat'ın doğusunda mücadele ederken bizlerin de burada şu sosyal medya hainleri ile mücadele vermemiz gerekiyor.

Terör örgütüne destek veren bu hainleri gördüğümüz yerde bol bol şikâyet edeceğiz. Bizim görevimiz bunları ismiyle, cismiyle deşifre etmek, CİMER'e şikâyet etmek.

Yurt dışında olduğu için kendini güvende hissedenleri de ayrıca deşifre etmek gerekiyor. Bir gün şanlı bayrağımızın dalgalandığı kapıdan içeri girecekler nasılsa..“

Saray çevresinde mutlu mesut dolaşan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu biraz daha insaflı davranıyor. “Devlet aklına bir mesaj veriyor“:

“Öyle tweet attı böyle bir şey dedi, şöyle bir bildiri yayınladı diye eğer terör örgütü propagandasına girmiyorsa düşünce özgürlüğü sınırları içinde ise bir adli işlemin asla yapılmaması lazım, çünkü bizi zor durumda bırakır dünyaya karşı. Biz onları rezil ederiz, kendi cehaletlerini yüzlerine vurarak, ayna tutarak onları rezil ederiz.“

“Düşünce özgürlüğü“nü “rezil edeceğini“ söyleyen bir Barolar Birliği Başkanı için bundan daha büyük bir utanç olamaz herhalde. Gerçi şaşırdık mı? Elbette hayır. O Feyzioğlu değil midir “Eğer silahlı güçler sivilleri kalkan yapıyorsa saldırıya uğrayan devlet sivilleri korumak zorunda değildir” diyen.

Barolar Birliği Başkanı böyle olur, köşe yazarları ‘vatandaşlıktan atın’ derse sahadaki muhabiri de istediği cevabı vermeyen yurttaşı polise ihbar eder.

Bunun adına da ‘demokrasi’ ve ‘hukuk’ denir!

Birkaç gündür sosyal medyada dolaşan ve mizansen haber yapmakla eleştirilen A Haber muhabiri de çıkar, gazetecileri “sorumlu yayıncılık yapmaya, etik gazetecilik ve etik habercilik anlayışına” davet eder!

Oysa kendisi daha geçen yıl Afrin operasyonu sırasında elinde keskin savaş aletleriyle poz verip (ki o aletlerin hala savaşta kullanıldığını bilmiyordum) “Osmanlı’nın torunları Afrin yolunda. Gazaları mübarek olsun” diye yazar. Askerlerin bir Fırtına Obüsü’ne kendi adını yazmalarını alkışlar.

Hatta ‘gazetecilik gereği’ olsa ki “Milli silahı test eder”! Ve o silahla poz verip “Her Türk asker doğar. Milli keskin nişancı silahımız Bora 12’yi de elhamdülillah test ettik. Tek kelimeyle müthiş” diye sosyal medyada paylaşır…

Türkiye’de ifade özgürlüğü, hukuk devleti yerlerde sürünüyor.

İşte bu kadar pespaye bir ifade özgürlüğüne böyle sahte gazeteciler, bu kadar pespaye haldeki hukuk devletine de böyle sahte hukukçu yakışır.