Tolstoy der ki, bütün mutlu aileler birbirine benzer. Her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine özgüdür. Liderlere bakınca aklıma bu geliyor. Bütün iyi liderler birbirine benziyor, kötü liderlerin ise her biri farklı farklı kötü. Kötü liderlerin kendine özgü kötülüklerine o kadar odaklanıyoruz ki, iyi liderlerin birbirine benzediğini gözden kaçırıyoruz. Liderlik çok kullanılan ama tarifi üzerinde anlaşması zor bir kavram. Lider vasfı taşıyor dediklerimiz var, liderliği yakıştıramadıklarımız var. Ama aslında iyi bir lider olmak için gereken özelliklerle, iyi bir lider gibi görünmek için gereken özellikler birbirine neredeyse taban tabana zıt. 

Lider gibi görünenlerin lider olması daha kolay oluyor. Kibir, gereksiz riske meylettiren mesnetsiz bir cesaret, kesin ve net cevapların olduğuna ve bunları onun haiz olduğuna dair sınırsız bir güven insanı çok cazip kılıyor. Oysa iyi liderlik bambaşka dahi değil, tam zıttı vasıflar gerektiriyor. Mesela iyi lider olmak için kibirden uzak durmak elzem, ki bu da liderin doğru cevapların tek başına sahibi olmadığını, yani bilinmezliği ve belirsizliği kabul edebilmesi demek. Eylemde kararlı olsa da akıl yürütmede farklı seçenekleri tartıp, itirazları ve şüpheleri dikkate alması demek. Bilinmezlik ve belirsizlik içinde yolunu kaybetmemek için çok sağlam bir yön duygusu, yani içinde hep doğru yönü gösteren bir pusula gerekiyor. Bütün dünya değişirken, toprak ayağının altından kayarken, etrafı dalkavuklar ve rakiplerle çevriliyken, korkarken, hata yaptığında yolunu kaybetmemesini sağlayacak, bak kuzey bu tarafta diyecek bir pusula. Lider çıkarını düşünmeyen, kaygı duymayan, korkmayan kişi değil, iyiye olan inancı bütün menfaatlerden, bütün kaygılardan, bütün korkulardan güçlü olan kişi. 

Lider dediğimiz insanlar genellikle sadece en yüksek mevkilerde oturan şahıslar. Sıradan zamanlarda liderlere ihtiyacımız yok. Olmaması da en iyisi. Lidere dönüşüm anlarında, krizlerde, derin buhranlarda ihtiyaç duyuyoruz. Tam da o belirsizlikte, o iç ürperten puslu havalarda, korktuğumuzda, birbirimize düştüğümüzde. Lider bizden inançlı olmak zorunda. Uzaktaki ışığı görmek, o ışığa ulaşmak için zorluklarla mücadeleye hazır olmak zorunda. Çünkü bizi zor zamanlardan çıkarabilecek tek şey iyiye olan, geleceğe duyulan inanç. Buna inanan birisi lazım bize. Gözlerinde, sözlerinde o inancı görmemiz gerek. Neye inanç? Bize. Bize rağmen bize inanmalı lider.

İnanç şatafatlı bir şey değil. Hitabet gücüyle orantılı değil. Çoğu zaman sessiz ve sakin bir şey. O nedenle, güneşli havalarda görünür de değil. Ama bir kasırganın ortasında, her şey hareket halindeyken, tam aradığımız şey. Kendimizi merdivensiz kuyularda bulduğumuzda, neye inandığını bilen birinin belirsizliği, vehameti kabullenip, bize kabul ettirip, gerçekle yüzleşin, korkun ama bu kuyudan çıkacağımızı da bilin, demesi ve bizi buna inandırması, aradığımız şey bu. Çünkü kuyudan çıkmak için kuyuda olduğumuzu kabul edip, birleşip kuyudan çıkabileceğimize inanmamız lazım. Kuyuda değiliz diyenler bizi öldürür. Birleşemeyiz diyenler, buradan çıkamayız diyenler bizi öldürür. En fenası birleşmemeliyiz diyenler. Lider, gerçekle yüzleştirip, umutla tanıştırır bizi ve o umutta birleştirir çabamızı. Liderlik vasfı, gerekmedikçe ortaya çıkmayan bir sihir gibi, gizli durur, kendimizi kuyunun dibinde bulana kadar. Popülerlikle, sevilmekle, peşinden insan sürükleyebilmekle karıştırılır o nedenle. Oysa Fareli Köyün Kavalcısı lider değildir. Lider önüne düştüklerinin yapacağı hataları, düşeceği tuzakları, zayıflıklarını ve kötülüklerini görebilecek kadar gerçekçi ve akıllı ama onlara onların kendilerine güvendiğinden daha fazla güvenecek kadar cüretkâr ve umutludur. Doğrunun ne olduğunu hep kendinin bildiğini düşünecek kadar kibirli değil ama daima doğrunun aranmasında ısrar edecek kadar ahlaklı. 

O yüzden, 40 yıl yönetse de krizlerde yaptıklarıyla ve yapmadıklarıyla yargılarız liderleri ve tarihe öyle geçerler. Bunu içten içe bildiği için lider olmak hevesiyle krizler çıkaranlara nasip olamaz liderlik. Onların hayatları kendi krizlerinde debelenerek geçecektir. Lider krizi aramaz, kriz onu bulur. Elbet yeğdir liderlere hiç gerek duymayacağımız, krizleri olmadan engellediğimiz bir dünya yaratmak. Gerçek liderler ancak ikinci iyidir. Ama birinci iyinin olmadığı dünyada, alternatiflerinden evladır.

İnanç ama neye inanç? Ne demek liderin bize inanması? İnsanın iyi olabileceğine, insanların iyi şeyler için bir araya gelebileceğine, iradenin her engeli aşabileceğine dair bazen yanlış ama inatçı ve sarsılmaz bir inançtır bu. Önüne düştüklerine karşı daima sorumlu olduğuna dair uykularını kaçıran bir inançtır. Hep bir çıkış olduğuna dair bir inanç olmalıdır ki, vazgeçmeden arayabilsin çözümleri. Mitolojik, hata yapmayan, kusursuz birisi değil, vazifeden kaçmayan, saklanmayan, yılmayan birisidir. Kendini kibrin yıkımından uzak tutabilecek kadar sağlam bir özü vardır.

Büyük buhranlar ve dönüşümler lider arar. Bazen çıkar o lider, bizi bir araya getirir, kendimize ve birbirimize inanmamızı sağlar, umut verir, içimizdeki şüpheyi susturur. Tam değişimin ortasında sabit durur. Kimisinin saçları karman çorman, kimisi heyecanla, kimisi sessizce konuşan, kadın ya da erkek, genç ya da yaşlı, zayıf ya da göbekli, nüktedan ya da ciddidir. Dışardan baktığınızda bambaşkadır liderler ama özlerinde ortaklaşırlar. O umudun büyüklüğü, o inancın sarsılmazlığı, hepsinin kaynağındaki pusulayı şaşmaz yapan mıknatıs: insan sevgisi. Çünkü insan sevmeyen, nasıl insana inanır, nasıl umuda tutunur, nasıl doğruyu bulur, çıkarını nasıl bir kenara bırakır ki? Lider bizi kurtaracak kişi değil. Lider bizi sevip, sevilmeye değer olduğumuza; bize inanıp, bizi kurtulmaya değer olduğumuza ikna edecek kişidir. Bize neden evde oturmaktan nefret ettiğimizi anlatacak kişidir. “Zor günlerden geçiyoruz. Sıkıntı ve korkunuzu anlıyorum. Ama sizi asıl korkutan ölüm, asıl bunaltan evde oturmak değil. Siz birbirinizi özlediniz, biz birbirimizi özledik çünkü insan insana muhtaçtır, sesine muhtaçtır, kokusuna, sohbetine, dokunuşuna, hikâyelerine muhtaçtır, kavuşacağız ve bunun için yapmamız gerekenlere hep beraber karar vereceği hep beraber başaracağız“ diyecek ve buna herkesten çok inanacak kişidir. 

Beni ve sevdiklerimi ve hiç görmediğim ve hatta sevmediğim insanları seven, sadece insan olduğu için kendinden gören ve her yoğun bakım odasında canının bir parçasını bırakan, tatlı yalanlarla avutmak yerine acı gerçekleri anlatacak birini arıyorum. Fırtınanın gözündeyiz. Güneşli zamanların yıllarına bedel günlerden geçiyoruz. Öyle çok ihtiyacımız var ki inanca, sevgiye, güvene. Bir lider çıkmıyor. O zaman biz kendimizi ve birbirimizi sevmeli, birbirimize inanmanın yollarını bulmalıyız. Kimse bize demezse, biz kendimize demeliyiz. “Bir araya gelebiliriz, zorlukların üstesinden gelebiliriz, biz iyi olabiliriz.“ Ama bunlar kâğıt üstünde kaldığı sürece bomboş sözler. Şimdi hobi geliştirme zamanı değil. Artık ilk şoku atlatmanın vakti geldi. Birbirimize dokunmadan bir araya gelmenin yollarını aramalıyız. Önce küçük sevgi, inanç ve dayanışma eylemleri katmalıyız hayatımıza. Sonra büyütmeliyiz. Evde şiddet gören çocuk ve kadınların sayısı gün geçtikçe artıyor. İşsizlikten perişan olan hanelerin sayısı da. Bağımlılık sorunu olanlar, psikolojik rahatsızlık yaşayanlar, dört duvara sıkışmış ve akranlarından kopmuş çocuklar, işi ve sağlığı nedeniyle riskte olanlar, en dardakiler, en zordakiler... Onlarla dayanışarak, birer birer onlara el uzatarak başlayabiliriz. Bizi bölen ideolojik ve diğer duvarları aşmaya gayret ederek birbirimize uzanmanın yollarını keşfedebiliriz. Evet, çelişiyorum kendi yazdıklarıma. Ben lider beklemiyorum. Lidersizken birleşmeyi ve kuyudan çıkmayı başarmalıyız. Olmaz demek sıradan günlerin lüksü. İmkânsızı imkanlı kılacak inanç bu günler için lazım.