Ünlü şarkiyatçı Arnold Toynbee 1948’de yayınladığı bir kitapta, kendisinden güçlü bir uygarlıkla karşılaşan geleneksel bir toplumun verebileceği iki tepki biçimini incelemişti: Herodians ile Zealots. Bu terimler, o zamanlar Roma egemenliğine giren Yahudi toplumuna gönderme yapıyordu.  “Herodcular” ve “Zelotlar” diye devam edelim.

Adını, Helenizm’den çok etkilenmiş Yahudi Kralı Büyük Herod’dan (Hirodes) alan Herodcular, güçlü Roma uygarlığının ilkelerini ve yöntemlerini kabul edip uygulamaksızın onunla boy ölçüşmenin mümkün olamayacağı kanısındaydılar. Prof. Toynbee Osmanlı’da Batı reformcusu sultanlar III. Selim ve II. Mahmut’u bu kategoriye koymuş, “Baş Herodcu” olarak da M. K. Atatürk’ü göstermişti.

Bugün İngilizcede yobaz demek olan Zealot ise, Roma’ya isyan eden Yahudi cemaatinin adıydı. Zelotlar, Yahudi toplumunun geleneksel değerlerine yani Yahudi şeriatına sımsıkı bağlı kalıp Roma’yla fiilen tokuşma yanlısı idiler. Toynbee “Baş Zelot” olarak, 19. yüzyıldaki Senusilik’i (K. Afrika) ve  kökü Selefilik’e dayanan Vahabilik’i (Arabistan) göstermişti.

***

Türkiye Cumhuriyeti kurulur kurulmaz, daha 1908’de (hatta 1718’de, 1839’da, 1856’da) ortaya çıkmış olan Herodcular, Gazi M. Kemal önderliğinde 1920’lerde bir “yukarıdan devrim” başlattılar. Devletin zorlayıcı gücünü kullanıp hukuku değiştirmek yoluyla toplumu Batılılaştırma demek olan Birinci Çağdaşlaştırma Dalgası idi bu:

Sultan’ın Mülkü’nden ulusal devlet’e geçiş, ümmet’ten ulus’a geçiş, Sultan’ın tebaasından vatandaş’a geçiş.

Zor iş idi. Zira hem ülkedeki sosyo-ekonomik yapı gelenekseldi, hem yeni kurulan devlet yepyeni bir ulus kurmaya girişecekti, hem de en kötüsü, bunların yapılması iki dünya savaşı arasındaki rezil faşist ve/veya faşizan ortama rastlamıştı: 1930’larda Batı dünyası bile kendi içinde özgürlükçü ve demokrat değildi yani bizzat kendine Zelot olmuştu o sırada.  

***

Bu durumda Türkiye’de kurulan devlet özgürlükçü ve demokrat bir ulusal devlet olmadı. Alt-kimlikleri inkar eden, Gayrimüslimleri etno-dinsel temizliğe uğratan, Kürtleri yok sayan bir ulus-devlet, bir “milli güvenlik devleti” oldu.

Zaten bu yüzdendir ki, Kemalist Batıcılığın temel direği olan laiklik bizzat Kemalizm tarafından baştan baltalandı. Çünkü Avrupa’da Katolik-Protestan dengesi sayesinde kök salabilen laiklik, Türkiye’de Gayrimüslim ve Kürtlerin devre dışına atılması (ve Alevilerin de henüz kentlere gelmemiş olmak sebebiyle ortalıkta gözükmemeleri) yüzünden taa başlangıçta sakatlanmıştı.

***

Yine de Herodculuk o kadar yaşamsal ve temel bir stratejiydi ki, BM’nin kurulduğu ortamda demokrasinin hiç olmazsa biçimsel olarak gelebilmesini sağladı: Kurucu parti CHP, iktidarı 1950’de seçimle DP’ye devretti. Büyük olaydır.

Sonra, ekonominin hesapsız harcama ve plansızlıktan çökmeye başlaması üzerine DP Zelotluğa başladı, demokrasiyi kakokrasiye döndürdü, ardından sahte Herodcular yani askerî darbeler üst üste patladı ve işi daha da rezilleştirdi; o ayrı mesele.

Ayrı ve bugünü aydınlatan mesele. Şöyle:

Tek Parti CHP dönemindeki Herodculuğun bireysel özgürlük ve demokrasi fukaralığı 2000’lerin başında giderilmeye çalışılacaktı: Kısa Ecevit döneminde, AB Uyum Paketleri uygulamasıyla Ekim 2001’de İkinci Çağdaşlaştırma Dalgası başlatıldı. Bu sayede artık 1930’lardaki ulus-devlet gidip demokratik devlet ve insan hakları gelecek, mecburi vatandaş da gönüllü vatandaş’a dönüşecekti.

Tam da burada, çok ilginç iki vak’a (bu kelimeyi özellikle böyle apostroflu yazıyorum, spikerler ve de TRT spikerleri belki öğrenirler diye) oluştu:

***

2002 sonunda iktidara gelen AKP, ki 1920’lerdeki Zelotların torunlarından oluşuyordu, bu Herodculuğu çok ciddi biçimde sürdürmeye koyuldu önce. Bunu niye yaptı, o apayrı bir yazının konusu, ilginçliğe devam edelim:

CHP ise, ki 1920’lerdeki Herodcuların torunlarından oluşuyordu, bu AB Paketleri’ne karşı ulusalcı bürokrasi eliyle tam bi Zelot direniş sergiledi. Özellikle Kürtleri sisteme dahil edecek bireysel özgürlük ile demokrasi ilkelerini “milli güvenlik devleti” adına elinden nasıl geliyorsa öyle baltaladı.

1930’ları 2000’lerde geri getirme çabalarının bu trajikomik Zelot örnekleri burada anlatılamayacak kadar çoktur; en somut örnekleri Etnik ve Dinsel Azınlıklar kitabımdadır (2018, Literatür Yay., s. 361-364).

Özetle ve Toynbeeci terminolojiyle, İkinci Çağdaşlaştırma Dalgası gelince CHP Zelot oluverdi. Geriyi, yani 1930’ları özlüyordu.

AKP’ye gelince, 2005 yılından sonra, 1954’ten sonraki DP’ye dönüşmeye başladı. Yani, özüne. Yani Zelotluğa. TCK ile TMK’yi sertleştirdi. 2013’teki Kürt Açılımı’nı deneyip oy kaybedince artık onu kimseler tutamazdı. Aralık 17-25’ten sonra ise bu kartopu muazzam bir Zelot çığ olup çıkacaktı.

***

Şu anda AKP sadece Zelot değil; ayrıca Zelotluk ihracatçısı. Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, Kafkasya’da.

Çünkü ülke içinde din açısından Zelot olmak (ör. Ayasofya’yı ve Kariye’yi cami yapmak) bu “eve ekmek götürememe” ortamında kendi seçmenlerinden bile oy toplamaya yetmiyor. Yabancı devlet başkanlarına dümdüz giderek milliyetçiliğe oynamak gerekiyor ilaveten.

Daha “ilerisi” bile mümkün, bittabi. Reis Macron’a “zihinsel tedaviye ihtiyacı var” ve Başbuğ da “siyasi şizofren”  diyorsa, Kültür (dikkat: Kültür!) ve Turizm Bakan Yrd. Dr. Serdar Çam da Fransızca tvit atıp el yükseltiyor: Vous êtes des bâtards, Vous êtes des fils des chiennes. Yani, “Piçsiniz. Kancık köpek [orospu] evladısınız.” 

AKP’nin milliyetçiliği yani Zelotluğu kullanması fevkalade kolay, çünkü CHP’nin dna’sı ulusalcı, yani milliyetçi. Yurt dışına asker gönderme tezkeresi geldi mi şak diye hazırol’a geçiyor. AKP+MHP+İYİP’le birlikte ortak bildiri yayınlıyor . Fransa’ya boykot dedin mi, cup atlıyor.

Boğazlanan öğretmen Samuel Paty için bir geçmiş olsun mesajı bile göndermemiş olan CHP ne yaptığının zerre kadar farkında değil: Körüklediği RTE-Macron düeti sonucu Charlie Hebdo’da çıkan karikatürlerin her biri RTE’ye binlerce oy demek.

***

Bu Zelot zincire katılmayan HDP’nin, faşist Le Pen’le milliyetçi sidik yarışına giren Macron hakkında söylediğini dinleyin bi de:

Bizler İslam dini ve bütün dinlere yönelik her türlü saldırıya ve rencide edici tutuma karşı net bir duruş sergiliyoruz.

Aynı şekilde, İslam'ı bahane ederek, istismar ederek vahşet siyasetinin önünü açan anlayışlara da karşı çıkıyoruz. Birini görüp diğerini görmemek inançlar arası eşitliği ve barışı samimiyetle savunmamak demektir.

“Bu nedenle, Samuel Paty'nin vahşice öldürülmesini teşvik eden ve kınamayanları da, bu vahşeti bahane ederek saldırgan ve provokatif tavır gösteren Fransız hükümetini de, en net şekilde kınadığımızı belirtiyoruz.”

Budur işte. Laiklik budur. Vatanseverlik budur. İnsaniyet budur. Herodculuk budur.

Bu gidişle her gün daha neler göreceğiz bakalım. Sahte Herodcular ile hakiki Zelotlar arasında daha ne kadar debeleneceğiz.

Toynbee bugün yaşasaydı “Baş Zelot” olarak kimi gösterirdi, göreceğiz.