İran rejimine muhalif olanların idam edildiğini duymayan bilmeyen yoktur. Af Örgütü’nün rakamlarına göre, İran’da 2017 yılında 507 kişi idam edildi. Uzun gözaltı süreleri, gözaltına alınanlar hakkında bilgi vermeme, çeşitli yöntemlerle yapılan işkenceler de molla rejiminin güvenlik yöntemlerinin rutini…

Örneğin;  Kürt muhalif aktivist Ramin Hüseyin Penahi hakkında verilen idam cezasının uygulanıp uygulanmadığı hala bilinmiyor. Uluslararası alanda kampanyalar yapılsa da gerçek bilgiye erişim çok zor. Ağır insan hakları ihlalleri, kamuda çalışanların sürekli olarak güvenlik kontrolünden geçirilmesi, muhalif her düşüncenin “hainliğe” eş değer tutulması rejimin devamının ana refleksi…

Başka bir örnek de muhalif gazeteci kimliği ile kırbaç cezası alan gazetecinin başına gelenler… İran rejiminin muhaliflere yönelik ulusal refleksinin son örneklerinden biri…

Tahmin edeceğiniz gibi Arash Sohashargh muhalif bir gazeteci. Fitne çıkarmakla, münafıklıkla, rejime karşı gelmekle suçlanıyor, televizyonlarda "öldürülmesi meşru" yayınları yapılıyor ve kırk kırbaç cezası alıyor. Bu nedenle geçtiğimiz yıl Türkiye’ye sığınıyor. Van’a geliyor. Orada yaşamını sürdürüyor. Ancak Şubat ayında arkadaşlarından eve gittiğini söyleyerek ayrılıyor. O günden bu yana da kendisinden haber alınamıyor. Ta ki ailesinin çabalarının sonuç vermesine kadar.

Kaybolduktan sonra Van İnsan Hakları Derneği’ne, emniyete, savcılığa yapılan başvurulardan bir sonuç alınamıyor. Sohashargh, rejimin baskısından kaçan bir gazeteci olarak aslında BM koruması altında. Ancak bu da onu koruyamıyor.

İran istihbaratının peşinde olduğu kaygısı üzerine ailesi kendi olanaklarıyla Sohashargh’ın izine ulaşıyor.  Gilan eyaletindeki bir hapishanede tutulduğunu öğreniyor. Ailesinin iddiasına göre Arash’ı Türk istihbaratı İran istihbaratına teslim etti. İddialar doğru ise Türkiye-İran arasındaki güvenlik işbirliği muhaliflerin hukuk dışı yollardan teslimine cevaz vermiş.

Suriye’de çıkarları örtüşmeyen, ancak ABD ve Kürt kartı siyasetinde Ankara ile buluşan Tahran’ın içerideki rahatsızlığı bastırmak için bütün yolları denediğini açık olarak gösteriyor muhalif gazetecinin başına gelenler.  Tabii ki bu Türkiye’nin benzer işbirliği beklentisinin de bir devamı.

Demokrasi yanlısı gazetecinin başına gelenlerin konuşulmaması gazeteciliğin Türkiye’de geldiği halle de ilgili tabii. Zira İYİ Parti’nin, İran’a teslim edilmesi gündeme gelen Rahim Cevadbeyli hakkında başlattığı kampanya basında geniş yer bulmuştu. Bulması da doğruydu. Sol kimliği ile bilinen bir gazetecinin Van’da yaşarken kaybolması neden sadece Şubat ayında haber oluyor ya da nasıl kaybolduğu sorgulanmıyor?  Bu da bölgedeki gazeteciliğin zorluğu ile açıklanabilir olsa gerek.