Futbolda her dönemin iklimi farklıdır. Son haftalara gelindi ya, artık şike, iddia, teşvik muhabbetleri gırla gider… Ortalık da leş gibi kokar da kokar…

Daha geçtiğimiz hafta Gaziantepsporlu oyuncuların kendi maçlarına bahis oynadıkları, Tuzlaspor’a teşvik primi geldiği için kıyametin koptuğu iddiaları ortaya çıkıverdi…

Özellikle Tuzlaspor’da teknik direktör Suat Kaya’nın kamp gecesi görevden ayrılması gerçekten çok ilginç ve yetkililerce derinden araştırılması gereken bir konu…

Bu dönemde oynanan Fenerbahçe - Kasımpaşa maçında, Fenerbahçe kalecisi Harun’u takım arkadaşları ipten aldılar!
Öyle bir futbol ikliminin ortasındayız ki, kimin kime ne diyeceği, kimin neye inanacağı gerçekten belli değil… ‘Saldım çayıra… ‘ şekli herkes ortaya attıkça atıyor da kimse ‘Bunun doğruluk payı nedir’ diye sormuyor…

Serdar Aziz’in geri pasında şanssız bir gol yiyen Harun için, karşılaşma berabere bitse kimbilir neler diyenler çıkabilirdi… Beşiktaş veya Galatasaray’dan para aldığını veya kendisi yerine Altay’ı oynattığı için teknik heyeti protesto ettiğini söyleyebileceklerin bile çıkabileceği şuursuz bir futbol iklimindeyiz…

Oysa adam hatalı bir gol yedi… Tartışılması gereken Fenerbahçe’ye yetecek bir kapasitesi olup olmadığıdır. Ama bu futbol o kadar da nankördür ki… Bir önceki maç penaltı kurtarırsın, hafta boyu kahramansındır.  Derken böyle bir gol yersin, kalan dakikalarda sürekli kulağın çınlar… Ama 90’da o vuruşu çıkardığında Süpermen kıyafetini tekrar giydirenler ‘Zaten çok iyi kaleci’ demeye başlayıverirler…

Değişmeyen senaryolar bunlar…

Futbolumuzda oranı giderek artan, zayıflığın göstergesi olarak gösterilen kaleciye geri pasın ne kadar tehlikeli olduğu da bir kez daha ortaya çıktı…

Fenerbahçe Kasımpaşaspor’u 3-2 yenerek zirvedeki iddiasını sürdürdü. Teknik direktör değişikliğinin getirdiği motivasyon sürüyor. 

Ancak bu karşılaşmanın ilk yarısında alkışlanacak bir performans sergiledi Fenerbahçe. 1-1’e geldikten sonra 33’de Pelkas, 35’de İrfan, 39’da Ozan net vuruşlardan yararlanamazken Kasımpaşa kalesi adeta abluka altındaydı. Nitekim ileri adamlarından sonuç gelmedi ama defansın yeni kahramanı Szalai 2-1 yaptı. Ama o gol o kadar ‘Geliyorum’ dedi ki, sanırım çoğunluk bunu tahmin etmişti…

Ama o ‘fren’ hastalığı yok mu… 2. yarı tekrar, skorun rehavetiyle ortaya çıkıverdi… Her geçen dakika daha çok frene basılmasıyla Sarı Lacivertliler yine son anlarda yandaşlarını alıştıkları, korku dolu heyecandan mahrum etmediler.
Emre Belözoğlu geçmiş zamanın tektekçileri gibi, puanları topluyor. 
Zamanında tektekçiler, belli bir mesafede yere düşen paraları veya objeleri tek tek topladıkları için bu ismi almışlar. Lig yarışında da derbiler bitti, onlar Erol Bulut’un kısmetiymiş. Şimdi daha alt sıralarda, güç olarak biraz daha zayıf olarak değerlendirilebilecek rakipleri bekliyor Fenerbahçe… Emre hoca da son 5 maçında, bu tür rakiplere karşı 13 puanı topladı ve tektekçi misali, yürümeye devam ediyor.

Gaziantepspor maçı hariç Emre hocalı Fenerbahçe, tek farkla 3 puanı alırken ateşle de oynuyor doğal olarak… İlk yarıdan Fenerbahçe 4-5 farkla galip ayrılsa şaşırtıcı olmazdı ama herhalde oyunun tadı kaçar diye düşünüyorlar. Kazanıyorlar, zirve yarışındalar… Saygı göstermek lazım…

Eme Belözoğlu Erol Bulut’un seçimleriyle büyük ölçüde örtüşen bir görüntü çizmeye devam ediyor. Tek anlamadığım isim Gustavo!

Gustavo en eleştirilen maçlarda bile takımın yıldız ismiydi. Sezon sonu çok ciddi fiyatlarla kapısının çalınacağı tahmin ediliyordu. Ama Emre Belözoğlu, göreve geldikten sonra takımın en iyi 4-5 isminden biri olan Gustavo’nun havasını söndürmeye başladı. Anlamakta zorlanıyorum. Takımda kalırsa 1-2 yıl daha ciddi açık kapar, teklif gelirse güzel bir para getirebilir. Niye böyle geri plana alındığını çözemiyorum…

Vardır elbette görevdeki isimlerin bir bildiği…