Türkiye yakın tarihinin en karanlık, en yoksullaşmış, en büyük yolsuzluklara tanıklık edilen, en büyük hukuksuzlukların yaşandığı dönemini yaşıyor ve AKP hâlâ birinci parti. 2002’de kurulan bir parti, iktidardaki inanılmaz performansına rağmen aradan geçen 20 yıl zarfında hala birinci parti konumunu koruyabiliyorsa, bu Erdoğan’ın ustalığı kadar muhalefetin çıraklıktan çıkamamış olmasının bir sonucudur.

Metropoll’ün Mart ayı araştırması bize gerçeği açıkça gösteriyor, ayçiçeği yağının kilosu ne olursa olsun, kırmızı ete ne zam yapılırsa yapılsın, Erdoğan açlıkla kıvranan insanlara manda yoğurdu ve arap hurması yeme zırvasında bulunsun veya bulunmasın; muhalefet başarısız.

Metropoll Araştırma Şirketi’nin Başkanı Özer Sencar, Alin Ozinian ile +Gerçek Tv için yaptığı programda dobra dobra konuştu. Özer Bey, o incinir, bu kırılır endişesinde olan bir insan değildir. Lafını esirgemez, muhalefet medyasında estirilen “Geliyoruz” rüzgarının o kadar doğru olmadığını net bir biçimde anlatıyor kendisi.

Şirketinin Mart ayı raporundaki net tesbiti şu:

“CHP oylarında son iki ayda düşüş var. Bu, AK Parti ile son aylarda biraz kapatmaya başladığı farkın yine açılması anlamına geliyor. CHP’nin kararsızlar dağıtılmadan sahip olduğu oy oranı %18,6.

28 Şubat’ta altı muhalefet liderinin güçlendirilmiş parlamenter sistem üzerinde bir mutabakat metnine imza atmalarının CHP’ye olumlu bir katkısının olmadığı, partiye yeni bir ivme katmadığı görülüyor.

Kararsızlar özellikle ülkenin gidişatı, ekonomi yönetimi ve geçim sıkıntısı gibi konularda muhalefet partilerinin tabanlarına benzer bir tutum sergilemekle birlikte tercihe zorlandıklarında iktidar blokuna önemli geri dönüşlere rastlanıyor.

AK Parti oyları, geçen aya göre yaklaşık 2 puanlık artışla kararsızlar dağıtılmadan %26,4. Yani, iktidar partisinin oylarındaki iniş çıkışlar sürüyor. En dip noktada AK Parti oyları %24’ün altına inmediği gibi yeniden %30’a da çıkmıyor. Ancak bu durum AK Parti oylarının yönünün sürekli aşağıya doğru olmayabileceğine işaret ediyor.

Dolara müdahale, asgari ücretler ve memur zamlarıyla AK Parti oylarını yukarı doğru hareketlendirebilmişti Ocak ayında. Ama derin ekonomik kriz ve büyüyen geçim sıkıntısı iktidar partisinin yukarı çıkışını sürdürmesini engelliyor gibi. Ayrıca, Ukrayna savaşı gibi yeni bir durum, ekonomi üzerinde baskıyı artırsa da dışa karşı dayanışma ihtiyacı ve ‘büyük Türkiye’ söylemi ile AK Parti’ye önümüzdeki günlerde avantaj sağlayabilir.”

Yani AKP’nin en dip oy oranı, CHP’nin en üst oy oranının altı puan üzerinde…

Üstelik bu seçimin ufukta görülmediği bir ortam. Erdoğan erken baskın bir seçime karar verir ya da seçimi zamanında yapsa bile, bütçeyi iyice çökertme pahasına kesenin ağzını açarsa, bu 24’ün 30’u aşması işten değil. Çünkü kararsızlara park etmiş seçmen AKP’nin kendisi için olumlu bir iş yaptığını hissettiğinde geri dönüyor.

Ayrıca Özer Bey’in programda vurguladığı sandık güvenliği sorunu var. Yeni seçim düzenlemesiyle hile ihtimalinin daha da artacağı kesin. Sencar’ın yerel seçimler için verdiği sandığa sahip çıkılan İstanbul ile sahip çıkılmadığı Ankara arasındaki fark çarpıcı. Tüm muhalefet partisi liderleri ve yöneticilerinin kulak vermesi gereken bir uyarı.

Ama seçim güvenliği, stratejiler dışında bu bize başka bir gerçek anlatıyor: CHP’nin “Beyaz Türk” Partisi olarak kaldığını, Kılıçdaroğlu’nun çabasının laik-dindar gerlimini azaltmakta fayda sağladığı ama partisini ülkeyi yeni ufuklara taşıyacak bir vizyon sahibi yapamadığını…

CHP programlar, helalleşme listeleri, yatırım planları vs. hazırlayabilir. Ama sonuçta “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz…” Kendisine muhalif diyen kanalların bile görmezden geldiği Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler oylaması ve orada CHP Genel Merkezi’nin onayıyla yapılan açıklamalar CHP’nin neden inandırıcı olamadığının açık göstergesidir aslında.

“Demirtaş çıkacak, aslanlar gibi Meclis’te oturacak” gibi demokratik ve hukuki bir talep içermeyen destek mesajları tribün tezahüratının ötesinde değer taşımaz.

Söylemiyle eylemiyle birbirini tutmayan, vitrinine toplumun genç nüfusuna güven verecek isimleri koymaktan aciz, parti yönetimini devletçi politbüroya teslim etmiş bir parti ancak bu kadar oy alır.

Aslında bu tablo Kotkin’in Forreign Affairs dergisinin Mayıs-Haziran 2016 sayısında Rusya için yaptığı değerlendirmeyle bire bir örtüşmektedir: “Rusya için aslolan devlettir, Amerika Birleşik Devletleri için, genellikle devlete karşı kurulan bireysel özgürlük, özel mülkiyet ve insan haklarıdır. Bu nedenle beklentiler kontrol altında tutulmalıdır.”

Bunu sadece Türkiye’ye değil, cumhuriyetin kurucu partisi CHP’ye de aynen uygulayabiliriz. CHP için aslolan devlettir. Bireysel özgürlük, özel mülkiyet ve insan hakları devletin çizdiği alan çerçevesinde var olabilir. Oy limitine ulaşmasında partinin bu genetik yapısının rolü büyük.

Şu anda elimizde olan tablo Erdoğan ve AKP’nin gidici olduğu mesajı vermiyor. Kendinizi boşa kandırmayın. Çok üzülürsünüz…